Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir tanıtım cümlesi duyduğunda sırayla sorulacak yedi soru.
- Kimlik kişinin içinde bulunan bir öz değil, hazır bulduğu kategorilerden kurulan bir toplamdır ve listeyi kişi yazmamıştır.
- Kimliğin iki yönü vardır: kişinin kendini tarif edişi ve başkalarının onu yerleştirişi; ağırlık ikisi arasındaki mesafeden gelir.
- Aidiyet iki koşulludur, ait hissetmek ile ait sayılmak; ikisi ayrı ayrı gerçekleşebilir ve pek çok insan arada yaşar.
- Grubun kabulü üye listesinden değil, kimin hangi sohbete çağrıldığından okunur.
- Sayısız fark vardır ve yalnız sonuç üretenler kategori hâline gelir; bir farkın kimliğe dönüşmesi doğadan değil koşullardan gelir.
- Tek kimliğe indirme düşmanlık gerektirmez, övgü biçiminde de gelir; ölçüt, aynı cümlenin ötekiler için de kurulup kurulmadığıdır.
- Kategoriler kurulur ve kaybolur; bir kategorinin ne zaman doğduğunu sormak, onu doğal saymaktan fazlasını öğretir.
Açılış sahnesi
Bir şantiyede on beş yıldır çalışan bir mühendis, yeni gelen ekibe tanıtılıyor.
"Bu da bizim hanım mühendis."
Aynı toplantıda üç meslektaşı daha tanıtılıyor. Üçü için de tek kelime kullanılıyor: mühendis.
Aradan bir hafta geçiyor. Şantiye şefi bir teknik sorunu tartışırken ona dönüyor ve "sen bu işleri iyi bilirsin" diyor. Ertesi gün bir ziyaretçi geldiğinde yine "hanım mühendisimiz" diye tanıtılıyor.
Aynı kadın, memleketine gittiğinde başka bir şey oluyor. Orada mühendisliği kimsenin ilgisini çekmiyor; onu tarif eden cümle "şehirde yaşayan" oluyor.
Şehirde ise, kendi mahallesinde, "memleketten gelen" olarak biliniyor.
Üç yerde üç ayrı tarif. Üçünü de kendisi seçmedi ve üçü de yanlış değil.
Kendisi kendini nasıl tarif ediyor? On beş yıldır aynı cümleyi kuruyor: yapı mühendisiyim, saha işini severim.
O cümleyi hiçbir odada duyan olmuyor.
Bu derste ne olacak
Geçen ders bir kişinin dört ayrı yerden dört ayrı donanım aldığını gösterdi. Bu ders o donanımların kişiye taktığı adları ele alıyor.
Kimlik, gündelik dilde kişinin en özel meselesi sayılır: kim olduğunu kendisi bilir. Sosyolojik bakış buna bir şey ekliyor. Kimlik iki taraflı bir işlemdir ve iki taraf her zaman aynı şeyi söylemez.
Dört adım var. Önce kimliğin ne olduğunu ve iki yönünü ayıracağız; şantiyedeki kadının üç ayrı tarifi orada açıklanacak. Sonra aidiyete geleceğiz, çünkü bir kimliği taşımak ile bir gruba kabul edilmek ayrı şeyler. Ardından farklılığın kendisine bakacağız ve dersin en şaşırtıcı sorusunu soracağız: insanlar arasında sayısız fark varken neden yalnız birkaçı önemli sayılıyor? En sonda bu farkların bir kişiyi nasıl tek bir tanıma hapsedebildiğini göreceğiz.
Bu ders belirli kimlik eksenlerini incelemiyor. Etnisite, toplumsal cinsiyet, inanç ve engellilik gibi eksenlerin her biri kendi alan kursunun konusu; burada hepsinin ortak mekanizmasını kuruyoruz.
Şantiye, okul ve dernek sahneleri kurgudur; kimsenin başından geçmedi. Aynı mekanizmayı üç ayrı ortamda göstermek için düzenlendiler.
Sıfır noktası — iki taraflı bir işlem
Geçen derste benliğin başkalarının tepkilerinden derlendiğini görmüştük. Kimlik o derlemenin kategoriye dökülmüş hâli.
Kimliğin iki yönü var ve ikisini ayırmadan şantiyedeki sahne anlaşılmaz.
Yaygın yanlışKimliğin kişinin kendi kararı olduğu düşünülür.
Kişi kendini istediği gibi tarif edebilir ve karşısındakinin onu o tarifle görmesini sağlayamaz. Kimlik bir beyan değil bir müzakeredir ve müzakerede iki taraf da vardır; taraflardan biri ötekinden güçlüyse, dış tanım iç tanımı bastırır.
Yaygın yanlışBir kişinin tek bir kimliği olduğu varsayılır.
Herkes aynı anda birden çok kategoriye aittir ve hangisinin öne çıkacağı odaya göre değişir; şantiyede meslek, memlekette şehir, mahallede memleket öne çıkar. Bir kişiyi tarif etmek, bu kümenin tamamını yazmakla başlar.
Mekanizma — taşımak ile kabul edilmek
Bir kimliği taşımak yetmiyor. Kategorinin karşılık görmesi de gerekiyor.
Aidiyetin kimlikten farkı, bir kapının varlığında. Kimlik bir tariftir; aidiyet bir kabuldür ve kabulü verecek bir grup gerekir.
Yaygın yanlışAidiyetin bir duygu meselesi olduğu sanılır.
Duygu iki koşuldan yalnız biridir; ikincisi grubun kabulüdür ve kabul, üye listesinden değil gündelik davranıştan okunur. Kimin nereye çağrıldığı, kimin sohbetin ortasında bulunduğu ve kime haber verildiği, aidiyetin gerçek ölçüsüdür.
Şimdi dersin en şaşırtıcı sorusuna geliyoruz. İnsanlar arasında sayısız fark var. Neden yalnız birkaçı kimlik hâline geliyor?
Bu kavram bir şeyi görünür kılıyor: bir kimlik, kategorinin var olmasıyla değil, o kategorinin bir sonuç üretmesiyle kimlik hâline geliyor.
Yaygın yanlışKimliklerin doğal ve her zaman var olmuş kategoriler olduğu düşünülür.
Bir farkın kategori hâline gelmesi, o farka bağlanan sonuçlarla olur ve sonuçlar değiştiğinde kategori zayıflar ya da yenisi doğar. Bugün kimsenin kendini tarif etmek için kullanmadığı bir fark, koşullar değişirse birkaç yıl içinde bir kimlik hâline gelebilir.
Son mekanizma, işaretlenmiş farkın kişiye ne yaptığıyla ilgili.
Yaygın yanlışBir kişiyi kimliğiyle anmanın saygı gösterdiği düşünülür.
Bir kategoriyi vurgulamak, aynı kategoriye ait olmayanlarda hiç yapılmıyorsa, bir saygı değil bir işaretlemedir. Ölçüt basittir: aynı cümle ötekiler için de kuruluyor mu? Şantiyede üç mühendisin unvanı yalnızca meslekti; dördüncüsünde bir sıfat daha vardı.
Kuramsal mercekler
Kimliğin kaynağı üzerine üç ayrı hat yürüyor. Yan yana konduklarında şantiyedeki sahnenin üç katmanı ortaya çıkıyor.
Kimlik içeriden kurulur ve seçilir. Bu hat, kişinin kendini tarif etme kapasitesini merkeze alır; insanlar hangi kategorilere yakın duracaklarını seçer, bazılarını öne çıkarır, bazılarını bırakır. Kimlik böylece bir yaşam boyu süren bir çalışmadır. Bu hattın gücü, aynı kategoriden iki kişinin neden bambaşka yaşadığını açıklamasıdır; sınırı, bazı kategorilerin bırakılamamasıdır.
Kimlik dışarıdan yapıştırılır. Bu hat, kategorinin kişiye başkaları tarafından verildiğini ve kişinin reddetmesinin sonucu değiştirmediğini söyler; bir tarif yeterince çok kişi tarafından kullanılıyorsa, kişi o tarifin içinde yaşamak zorundadır. Bu hattın gücü, düzeltmenin bedelini görünür kılmasıdır; sınırı, insanların bu tariflere direnebildiğini ve bazen tersine çevirebildiğini yeterince anlatmamasıdır.
Kimlik bir sınır çalışmasıdır. Bu hat kategorilerin içeriğine değil kenarına bakar: bir grubun kim olduğunu belirleyen şey, kimin dışarıda tutulduğu ve o sınırın nasıl korunduğudur. İçerik zamanla tamamen değişebilir ve sınır aynı yerde durmaya devam eder. Bu hattın gücü, kategorilerin nasıl sürdürüldüğünü göstermesidir; etnik ve ulusal sınırlara özgü tartışması ilgili alan kurslarında ele alınıyor.
Yaygın yanlışBu üç hattan birinin doğru cevabı verdiği sanılır.
Kişinin kendi çalışmasını birincisi, tarifin dayatılmasını ikincisi, kategorinin nasıl korunduğunu üçüncüsü gösteriyor. Bir kimlik durumunu okumak için üç soruyu birden sormak gerekiyor: kişi ne diyor, oda ne diyor, sınır nerede duruyor?
Ölçek
Kimlik üç düzeyde de kuruluyor ve düzey yükseldikçe kişinin müdahale imkânı azalıyor.
Karşılaşma düzeyinde kimlik bir cümleyle kurulur ve bir cümleyle düzeltilebilir. Tanıtımdaki bir sıfat, bir soruyu kime yönelttiğin, birine hangi konuda danıştığın bu düzeydedir. Kişi burada müdahale edebilir ve bunun bedeli yalnız bir anlık gerginliktir.
Kurum düzeyinde kimlik bir kayda geçer. Bir formda hangi bilginin sorulduğu, bir listede kimin nereye konduğu, bir kurumda hangi işin kime verildiği bu düzeydedir. Kişi burada tek tek müdahale edemez; kaydı değiştirmek için bir işlem, bir başvuru ya da bir karar gerekir.
Toplum düzeyinde kimlik, hangi kategorilerin var olduğu sorusudur. Bir toplumda dolaşımda olan tarif listesi kısa olduğunda, o listeye sığmayan kişi kendini anlatacak bir kelime bulamaz. Bu düzeyde kişinin yapabileceği neredeyse hiçbir şey yoktur ve değişim ancak çok sayıda kişinin uzun süreli çabasıyla gelir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kimliği ölçmek zor, çünkü sorulduğunda alınan cevap yalnız iç tanımı verir ve asıl bilgi iki tanım arasındaki mesafede.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de seçilmiş gibi görünen ve büyük ölçüde miras alınan bir kimlik var: takım taraftarlığı.
Çoğu kişi tuttuğu takımı çocuklukta, ailesinden ya da mahallesinden alır ve bir daha değiştirmez. Bu yönüyle miras alınmış bir kategoridir. Öte yandan kimse kimseyi zorlamaz ve kişi istese bırakabilir; bu yönüyle seçilmiş görünür. İkisi arasındaki gerilim, kimliğin nasıl çalıştığını gündelik ölçekte gösteriyor.
Taraftarlığın öğretici yanı, işaretlenmiş farkın bedelinin ne kadar değişken olabildiği. Aynı kategori bir kahvede bir sohbet açar, bir işyerinde şaka konusu olur, bir maç akşamı bir mahallede gerginlik üretir. Kategorinin kendisi sabit; ürettiği sonuç ortama göre değişiyor ve kimliğin ağırlığı da onunla birlikte değişiyor.
İkinci bir örnek, tanıtım cümlelerinde duruyor. Türkiye'de bir mesleğe kadın bir kişi girdiğinde, mesleğin adının önüne bir sıfat eklenmesi yaygın bir alışkanlık; aynı sıfat erkek meslektaşlar için hiç kullanılmıyor. Bu, işaretlenmiş farkın en sade hâli: kategori yalnız bir taraf için görünür kılınıyor ve o taraf her tanıtımda önce kategorisiyle, sonra mesleğiyle anılıyor.
Karşılaştırma, hangi farkın işaretleneceğinin toplumdan topluma değiştiğini gösteriyor. Bazı ülkelerde resmî kayıtlarda din bilgisi hiç tutulmaz ve o fark kurumsal olarak görünmezdir; bazılarında nüfus sayımında dil ya da köken sorulur ve o fark her on yılda bir yeniden sayılır. Aynı kişi bir ülkede hiçbir kategoriye girmezken, öteki ülkede ilk satırda bir kategoriye yerleşir. Kişide bir şey değişmez; kaydın sorduğu soru değişir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKimliğin kişinin kendi beyanıyla belirlendiği düşünülür.
Beyan iki taraftan yalnız biridir; karşı taraf beyanı tanımadığında kişi o kimliği taşıyamaz, yalnız savunur. Bir kimliğin gerçekten taşınıp taşınmadığını anlamak için kişinin ne dediğine değil, odanın ona nasıl davrandığına bakılır.
Yaygın yanlışAit hissetmenin ait olmak için yeterli olduğu varsayılır.
Aidiyet iki koşulludur ve ikincisi grubun kabulüdür; bu kabul üye listesinden değil, kimin hangi sohbete çağrıldığından okunur. Listede adı olan bir kişi, kararların alındığı odada hiç bulunmayabilir.
Yaygın yanlışİnsanlar arasındaki farkların kendiliğinden kimlik ürettiği sanılır.
Sayısız fark vardır ve yalnız sonuç üretenler kategori hâline gelir; bir fark hiçbir kapıyı açıp kapatmıyorsa kimse kendini onunla tarif etmez. Bu yüzden bir kimliğin gücünü anlamak için kategoriye değil, kategoriye bağlanan sonuçlara bakılır.
Yaygın yanlışBir kişiyi kimliğiyle anmanın her zaman olumsuz olduğu düşünülür.
Sorun anmanın kendisinde değil, tek yanlılığındadır: aynı vurgu herkes için yapılıyorsa bir tarif, yalnız bazıları için yapılıyorsa bir işaretlemedir. Övgü biçiminde gelen bir vurgu da kişiyi tek bir kapıdan geçmek zorunda bırakabilir.
Yaygın yanlışKimlik kategorilerinin sabit ve eski olduğu varsayılır.
Kategoriler kurulur, güçlenir, zayıflar ve kaybolur; bir servis saatinin değişmesi bir yıl içinde yeni bir grup adı üretebilir. Bir kategorinin ne zaman ve hangi koşulda ortaya çıktığını sormak, onu doğal saymaktan her zaman daha çok şey öğretir.
Aklında kalsın
Bir tanıtım cümlesi duyduğunda sırayla sorulacak yedi soru.
- Kimlik kişinin içinde bulunan bir öz değil, hazır bulduğu kategorilerden kurulan bir toplamdır ve listeyi kişi yazmamıştır.
- Kimliğin iki yönü vardır: kişinin kendini tarif edişi ve başkalarının onu yerleştirişi; ağırlık ikisi arasındaki mesafeden gelir.
- Aidiyet iki koşulludur, ait hissetmek ile ait sayılmak; ikisi ayrı ayrı gerçekleşebilir ve pek çok insan arada yaşar.
- Grubun kabulü üye listesinden değil, kimin hangi sohbete çağrıldığından okunur.
- Sayısız fark vardır ve yalnız sonuç üretenler kategori hâline gelir; bir farkın kimliğe dönüşmesi doğadan değil koşullardan gelir.
- Tek kimliğe indirme düşmanlık gerektirmez, övgü biçiminde de gelir; ölçüt, aynı cümlenin ötekiler için de kurulup kurulmadığıdır.
- Kategoriler kurulur ve kaybolur; bir kategorinin ne zaman doğduğunu sormak, onu doğal saymaktan fazlasını öğretir.
Sonraki derse köprü
Bu derste kimlikleri, bir kişinin belirli bir anda taşıdığı adlar olarak ele aldık. Şantiyedeki tanıtım, dernekteki sohbet, servisten ayrılan geceler; hepsi tek bir dönemde geçti.
Oysa hiçbiri orada durmuyor.
Şantiyedeki mühendis emekli olduğunda, on beş yıldır kurduğu cümleyi kuramaz hâle gelecek ve kendini tarif etmek için yeni bir kelime bulmak zorunda kalacak. Dernekten istifa eden kişi, aidiyetini başka bir yerde arayacak. Geceleri çalışanlar vardiya değiştiğinde o adı bırakacak.
Bir kişinin kim olduğu, hayatının hangi noktasında olduğuna göre değişiyor ve bu değişimlerin bir kısmı herkesin başına aynı sırayla geliyor: okul biter, iş başlar, bir ev kurulur, bir bakım yükü gelir, emeklilik gelir, sağlık değişir.
Şimdiye kadar bu kursta süreci hep başlangıçtan anlattık. Bir sonraki ders sonuna kadar götürüyor.
Sıradaki derste toplumsallaşmanın ömür boyu nasıl sürdüğünü, hangi eşiklerin herkes için ortak olduğunu, bu eşiklerin toplumdan topluma nasıl kaydığını ve geç gelen bir geçişin neden erken gelenden başka türlü yaşandığını ele alacağız. Buradaki iki tanım fikri orada zamana yayılacak: bir kişinin kendini nasıl gördüğü ile yaşına göre nasıl görüldüğü, hayat boyunca birbirinden ayrı hızlarda ilerliyor.