İçeriğe geç

TEM-103-07·Kültür, Dil ve Semboller

Popüler kültür, gündelik pratikler ve algoritmik kültür

temel2.878 kelime≈ 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bu kursun kapanışında, ekran karşısında hatırlanacak yedi şey.

  1. Popüler kültürü tanımlayan şey içeriğinin niteliği değil erişiminin genişliğidir; nitelik ayrımı sonradan ve başka bir gerekçeyle konur.
  2. Kullanım farkı, bir ürünün üretim amacı ile insanların onunla yaptıkları arasındaki açıklıktır ve çoğu üründe belirgindir.
  3. İnsanlar önlerine konanla ne yapacaklarını seçer, önlerine ne konacağını seçmez; bu iki soru birbirinin yerine geçmez.
  4. Algoritmik kültürde bir şeyin yayılması, beğenilmesi kadar gösterilmesiyle de ilgilidir ve iki büyüklük birbirini besler.
  5. Popülerlik sarmalı küçük ve rastlantısal bir başlangıç farkını büyük bir farka çevirir; en yaygın olan, en beğenilen olmak zorunda değildir.
  6. Vekil ölçüt hedefe dönüştüğünde üretim ölçüte göre biçimlenir ve ölçütün temsil ettiği şeyle bağı zayıflar.
  7. Ortak bakma anları bir toplumun eşzamanlılığını üretir; seçenek çoğaldıkça bu anlar azalır ve azaldıkça ağırlaşır.

Açılış sahnesi

Pazartesi sabahı, bir işyerinin çay ocağı. Sekiz kişi ayakta, on dakikalık mola.

Biri "dün akşam bir şey izledim" diye söze giriyor ve anlatmaya başlıyor. Kimse bilmiyor. Bir başkası kendi izlediğini anlatıyor; onu da kimse bilmiyor.

Sekiz kişi, sekiz ayrı akşam. Ortak bir cümle kurulamıyor ve konu iki dakika içinde hava durumuna kayıyor.

Aynı işyerinde otuz yıldır çalışan bir kişi var. O yıllarda pazartesi molalarının tek konusu olduğunu söylüyor: herkes aynı şeyi izlemişti, çünkü izlenecek tek şey oydu.

Gençler buna gülüyor. Birinin aklına şu geliyor: seçenek yokken herkesin aynı şeyi konuşabilmesi bir yoksunluk muydu, yoksa bir imkân mı?

Bugün seçenek sınırsız. Sekiz kişinin sekizi de kendi seçtiğini izlediğini düşünüyor.

Sekizinin de önüne o akşam ne konulacağına, hiçbiri tanımadan, aynı türden bir sıralama karar verdi.

Bu derste ne olacak

Geçen ders bir motifin elden ele nasıl geçtiğini anlattı ve her aktarmanın ucunda bir kişi duruyordu: komşu, dokumacı, işçi, tasarımcı.

Bu ders o eli aradan çıkarıyor ve kursu kapatıyor.

Üç kat var. Önce herkesin ulaşabildiği kültürel ürünleri adlandıracağız ve bu ürünlerin neden uzun süre küçümsendiğini göreceğiz. Sonra en verimli soruya geleceğiz: insanlar önlerine konan şeyle ne yapıyor? Cevap sandığından daha az uysal çıkacak. En sonda bugünkü durumu ele alacağız; yayılmanın kime ulaşacağına artık kimse karar vermiyorsa, kültürün hangi kuralları değişiyor?

Kursun kapanışında ilk derse döneceğiz. Orada bir çocuk, kimse öğretmeden bir düğünün bütün sahnesini biliyordu. O çocuk bu dersin sonunda yeniden karşımıza çıkacak ve bir sonraki kursun sorusunu getirecek.

Çay ocağı, pazar tezgâhı ve kütüphane anlatımları kurgudur ve kimsenin başından geçmedi. Her biri, bir mekanizmayı tek bir sahnede yalıtabilmek için düzenlendi.

Sıfır noktası — herkesin ulaşabildiği

Bu kursun dördüncü dersinde beğeninin bir ayrım aracı olduğunu görmüştük: neyi bilmek kapı açar, neyi bilmek açmaz. Şimdi o ayrımın öteki ucundaki şeye bakıyoruz.

Tanımın son cümlesi bir tartışmayı kapatıyor. Popüler kültürün karşısına konan "yüksek kültür" ayrımı, bir nitelik ayrımı değil bir erişim ayrımıdır ve geçen derslerde gördüğümüz gibi, hangi beğeninin saygın sayılacağı o beğeniyi taşıyanların toplumdaki yeriyle ilgilidir. Bugün klasik sayılan pek çok yapıt, kendi döneminde geniş kalabalıklar için üretilmişti.

Yaygın yanlışPopüler kültürün, insanların gerçekten istediği şeyi gösterdiği düşünülür.
Doğrusu

Bir şeyin yaygın olması, çok sayıda kişinin onu seçmesiyle olduğu kadar, çok sayıda kişinin karşısına çıkarılmasıyla da ilgilidir. "Beğenildi" ile "önüne kondu" iki ayrı olgudur ve dışarıdan bakıldığında ikisi aynı görünür.

Yaygın yanlışPopüler kültürün basit, yüksek kültürün karmaşık olduğu varsayılır.
Doğrusu

Karmaşıklık ölçülebilir bir şeydir ve iki alanda da her düzeyde örnek bulunur. Ayrımı taşıyan şey karmaşıklık değil, hangi beğeninin kurumlarca tanındığıdır; o tanınma bu kursun dördüncü dersinde ele alınmıştı.

Mekanizma — önüne konanla ne yapılıyor

Popüler kültür üzerine ilk kurulan soru şuydu: bu ürünler insanlara ne yapıyor? Sorunun kendisi bir varsayım taşıyordu, çünkü insanları alıcı tarafta ve hareketsiz kabul ediyordu.

Sahaya çıkıldığında görülen şey başkaydı.

Yaygın yanlışİzleyicinin, önüne konanı olduğu gibi aldığı ve ürünün onu biçimlendirdiği düşünülür.
Doğrusu

İnsanlar ürünleri seçer, keser, birleştirir, başka bağlamlara taşır ve üreticinin hiç düşünmediği işlerde kullanır. Bunun ölçüsü, ürünün kullanımının üretim amacından ne kadar saptığıdır ve bu sapma çoğu üründe belirgindir.

Yaygın yanlışKullanım farkının, üreticinin gücünü ortadan kaldırdığı sanılır.
Doğrusu

İnsanlar önlerine konanla ne yapacaklarını seçer; önlerine ne konacağını seçmez. Bunlar birbirinden bağımsız iki sorudur ve birine verilen cevap ötekini kapatmaz.

İkinci soru bu dersin son bölümüne geliyor ve bugün başka bir biçim almış durumda.

Sonucu görmek için mekanizmanın iki parçasını ayırmak gerekiyor.

Sarmalın dönmesi için bir şeyin sayılması gerekiyor ve sayılan şey, ölçülmek istenen şeyin kendisi değil.

Yaygın yanlışAlgoritmik dolaşımın insan seçimini ortadan kaldırdığı düşünülür.
Doğrusu

Seçim ortadan kalkmaz, seçenek kümesi daralır ve sıralanır; kişi hâlâ seçer, ama önüne konmuş bir listeden seçer. Bu kursun ikinci dersindeki artık kategori burada geri gelir: listeye hiç girmeyen şey, reddedilmiş değil görülmemiştir.

Kuramsal mercekler

Popüler kültürün ne yaptığı üç ayrı biçimde cevaplanıyor. Üçü de çay ocağındaki sekiz kişiye bakar, üçü de başka bir yere işaret eder.

Ürün belirler. Bu cevaba göre kültürel ürünler geniş kitlelere satılmak üzere üretilir ve bu üretim biçimi ürünün kendisini biçimlendirir; birbirine benzeyen, kalıplaşmış ve tüketildikten sonra iz bırakmayan bir akış ortaya çıkar. İnsanların bu akışı seçtiğini sanması, seçeneklerin baştan daraltılmış olmasını gizler. Bu cevabın gördüğü şey, üretimin kendi mantığının ürüne geçmesidir; adı, kuramsal çerçevesi ve eleştirileri kuram derslerinde ele alınacak.

Kullanan belirler. Bu cevaba göre asıl olan ürün değil, insanların onunla ne yaptığıdır; aynı ürün farklı ellerde bambaşka işler görür ve üreticinin niyeti kullanımı bağlamaz. İzleyici hareketsiz bir alıcı değil, eline geçenle kendi işini kuran biridir. Bu cevabın gördüğü şey, kullanım farkının büyüklüğüdür; göremediği şey, kullanılabilecek şeylerin kümesini kimin belirlediğidir.

Sıralama belirler. Bu cevaba göre bugün asıl soru ne üründe ne kullanımdadır; hangi ürünün kimin karşısına çıkacağını hesaplayan sistemlerdedir. Üretim serbest, kullanım serbest, görünürlük değil. Bu cevabın gördüğü şey, dağıtımın kendisinin bir güç hâline gelmesidir; göremediği şey, insanların bu sistemlerin dışında da birbirine bir şeyler aktarmaya devam ettiğidir.

Yaygın yanlışBu üç cevaptan birinin ötekileri gereksizleştirdiği sanılır.
Doğrusu

Neyin üretildiğini birincisi, insanların onunla ne yaptığını ikincisi, kimin neyi göreceğini üçüncüsü açıklıyor. Bugünün kültürel hayatını yalnız biriyle okumak, ötekilerin gördüğü mekanizmayı görmeden bir hüküm vermek olur.

Ölçek

Popüler kültür her düzeyde iş görüyor ve düzey değiştikçe yaptığı iş de değişiyor.

Mikro düzeyde popüler kültür bir konuşma malzemesidir. İki kişinin aynı şeyi izlemiş olması, aralarında ortak bir zemin kurar ve bu zemin, birbirini az tanıyanlar için özellikle işe yarar. Çay ocağındaki sekiz kişi bu zemini kuramadı ve konu iki dakikada tükendi.

Mezo düzeyde popüler kültür grup işaretidir. Bir işyerinde, bir sınıfta ya da bir mahallede neyin izlendiği ve neyin dinlendiği, kimlerin birbirine yakın durduğunu gösterir ve yeni gelenin öğrenmesi gereken şeylerden biridir. Bu kursun dördüncü dersindeki alt kültür mekanizması burada gündelik hâliyle çalışır.

Makro düzeyde popüler kültür bir toplumun eşzamanlılığını üretir. Milyonlarca insanın aynı akşam aynı şeye bakması, o insanların ertesi gün birbirine söyleyecek ortak bir şeyi olması demektir ve bu, kimsenin planlamadığı bir bütünleşme etkisi yaratır. Seçeneklerin çoğalması bu etkiyi zayıflatır; herkesin kendi akışına çekilmesi, ortak zemini de dağıtır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

İnsanların bir kültürel ürünle ne yaptığını sormak, cevabın yarısını verir; öteki yarısı sorulunca hatırlanmaz.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de eşzamanlılığın nasıl kurulup nasıl dağıldığı, ekran sayısının değişimiyle birlikte izlenebiliyor.

Uzun bir dönem boyunca ülkede yayın yapan kanal sayısı çok azdı ve akşam saatlerinde milyonlarca hane aynı yayına bakıyordu. Ertesi gün işyerinde, okulda ve mahallede konuşulan şey büyük ölçüde ortaktı; kimse bunu bir kültür politikası olarak yaşamıyordu, yalnız başka bir seçenek yoktu. Bu düzende popüler kültür, bir toplumu aynı anda aynı yere bakan bir kalabalık hâline getiriyordu.

Sonra kanal sayısı arttı ve izleyici bölündü. Bölünme ilk aşamada sınırlı kaldı; birkaç büyük yapım hâlâ herkesi toplayabiliyordu. İkinci aşamada akış hizmetleri ve paylaşım uygulamaları yaygınlaştı ve seçim kişiselleşti. Bugün aynı hanede oturan iki kişinin aynı akşam aynı şeye bakması, kurulması gereken bir plana dönüştü.

Bu yay Türkiye'ye özgü değil. Avrupa'nın pek çok ülkesinde de uzun süre kamu yayıncılığının hâkim olduğu bir dönem yaşandı, ardından özel kanallar ve sonra akış hizmetleri aynı bölünmeyi üretti. Karşılaştırmanın ilginç tarafı, bölünmenin her yerde aynı hızda olmaması: bazı ülkelerde haftalık tek bir yayın ya da yıllık bir tören hâlâ nüfusun büyük bölümünü aynı anda aynı ekrana toplayabiliyor ve o gün, ülkenin geri kalan üç yüz altmış dört gününden farklı işliyor.

Türkiye'de bu işi büyük ölçüde milli maçlar ve az sayıda büyük yayın görüyor. Ortak bakma anlarının azalması bir kayıp mı yoksa bir çeşitlenme mi sorusu, bu dersin cevaplayacağı bir soru değil; ölçülebilir olan şu: bir toplumda ortak konuşma zemini azaldığında, birbirini tanımayan insanların sohbete başlamak için kullandığı malzeme de azalıyor ve hava durumu geri geliyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışPopüler kültürün yeni bir olgu olduğu düşünülür.
Doğrusu

Geniş kesimlerin ulaştığı kültürel biçimler her dönemde vardı: meydan gösterileri, halk hikâyeleri, ucuz basılı kitapçıklar. Yeni olan şey popüler kültürün varlığı değil, ulaştığı hız ve ölçek.

Yaygın yanlışBir şeyin çok yaygın olmasının çok beğenildiğini gösterdiği varsayılır.
Doğrusu

Yaygınlık, beğeni ile gösterilme sayısının birlikte ürettiği bir sonuçtur ve ikisi dışarıdan ayırt edilemez. Bir ürünün gerçekten beğenilip beğenilmediğini anlamak için, kaç kişiye ulaştığı değil, ulaşanların onunla ne yaptığı sorulur.

Yaygın yanlışÖlçülen sayıların, ölçmek istedikleri şeyin yerine geçebileceği düşünülür.
Doğrusu

Tıklama beğeni değildir, izlenme süresi memnuniyet değildir, ödünç alma okuma değildir. Bir ölçüt hedefe dönüştüğünde üretim o ölçüte göre biçimlenir ve ölçütün temsil ettiği şeyle bağı zayıflar; bu, ölçütün kötü seçilmesinden değil, hedef hâline gelmesinden kaynaklanır.

Yaygın yanlışİnsanların kendilerine sunulanı olduğu gibi aldığı sanılır.
Doğrusu

Ürünler kesilir, başka bağlamlara taşınır ve üreticinin planlamadığı işlerde kullanılır; bir aşk şarkısı bir direniş kapısında çalabilir. Buna karşılık bu özgürlük, seçeneklerin kümesini genişletmez.

Yaygın yanlışAlgoritmik dolaşımın kültürü tek biçimli hâle getirdiği ya da tam tersine sonsuz çeşitlendirdiği düşünülür.
Doğrusu

İkisi aynı anda oluyor: herkesin gördüğü küçük bir ortak çekirdek ile kişiye özel geniş bir kuyruk yan yana duruyor. Bir toplumda ortak çekirdeğin ne kadar küçüldüğü, ölçülebilir ve önemli bir sorudur.

Aklında kalsın

Bu kursun kapanışında, ekran karşısında hatırlanacak yedi şey.

  1. Popüler kültürü tanımlayan şey içeriğinin niteliği değil erişiminin genişliğidir; nitelik ayrımı sonradan ve başka bir gerekçeyle konur.
  2. Kullanım farkı, bir ürünün üretim amacı ile insanların onunla yaptıkları arasındaki açıklıktır ve çoğu üründe belirgindir.
  3. İnsanlar önlerine konanla ne yapacaklarını seçer, önlerine ne konacağını seçmez; bu iki soru birbirinin yerine geçmez.
  4. Algoritmik kültürde bir şeyin yayılması, beğenilmesi kadar gösterilmesiyle de ilgilidir ve iki büyüklük birbirini besler.
  5. Popülerlik sarmalı küçük ve rastlantısal bir başlangıç farkını büyük bir farka çevirir; en yaygın olan, en beğenilen olmak zorunda değildir.
  6. Vekil ölçüt hedefe dönüştüğünde üretim ölçüte göre biçimlenir ve ölçütün temsil ettiği şeyle bağı zayıflar.
  7. Ortak bakma anları bir toplumun eşzamanlılığını üretir; seçenek çoğaldıkça bu anlar azalır ve azaldıkça ağırlaşır.

Sonraki derse köprü

Bu kurs bir düğünle açılmıştı. Almanya'da doğmuş on yedi yaşındaki bir çocuk, o köye ömrü boyunca yalnız birkaç yaz gitmişti ve halayı biliyordu. Kimse ona öğretmemişti.

Aradan geçen yedi ders bize bir takım alet bıraktı. Kültürün öğelerini saydık, dilin dünyayı nasıl böldüğünü gördük, nesnelere yerleşen kuralları okuduk, aynı toplumdaki eşitsiz beğenileri ayırdık, sınırın ötesine bakmayı denedik, öğelerin nasıl dolaştığını izledik ve bugün dolaşıma kimin karar verdiğini sorduk.

Bir şeyi hiç sormadık: bütün bunlar bir insanın içine nasıl giriyor?

Çocuk halayı bir ders alarak öğrenmedi, bir kitaptan okumadı, kimse ona anlatmadı. Yine de halkaya girdiğinde nerede duracağını, kimin elini tutacağını ve ne zaman başlayacağını biliyordu. Aynı çocuk bir soruyu yanlış sordu ve masadaki sessizlikten anladı.

Bir sonraki kurs bu geçişi konu alıyor. Bir insanın doğduğunda taşımadığı her şeyi nasıl edindiğini, bu edinmenin hangi eller ve hangi kurumlar üzerinden yürüdüğünü ve neden hiçbir zaman tamamlanmadığını ele alacağız. İlk ders en temel soruyla açılıyor: bir bebeğin bir toplumun üyesi hâline gelmesi tam olarak ne demek ve bu iş kim tarafından yapılıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.