Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Başka bir topluluğun yaptığı bir şeye şaşırdığında sırayla yapılacaklar.
- Etnosentrizm bir düşmanlık değil bir görme biçimidir; en yaygın hâli öfkeli değil şaşkındır ve hüküm, soru kılığında gelir.
- Ölçüt görünmez olduğu sürece mesafe fark etmez; aynı işlem iki mahalle, iki kuşak ve iki birim arasında da işler.
- Ters etnosentrizm aynı hatanın aynadaki hâlidir: ölçüt yine sorgulanmaz, yalnız yönü değişir.
- Bağlama koymak üç adımdır: hükümsüz tarif, uygulamanın çözdüğü sorun, topluluğun kendi içindeki itiraz.
- Anlamak ile onaylamak ayrı işlemlerdir; mutlak görecilik ikisini birleştirir ve topluluğun içinde zarar görenleri savunmasız bırakır.
- Evrenselciliğin gücü itiraza adres bulmasıdır; zorluğu, hangi ölçütün evrensel sayılacağının kendisinin tartışma konusu olmasıdır.
- Sahte evrensellik tikel bir uygulamayı herkesin ölçütü diye sunar; sınamak için ölçütü koyanın kendi geçmişinde de geçerli olup olmadığına bakılır.
Açılış sahnesi
Bir doğum servisinde iki oda yan yana. İki anne de ilk çocuğunu doğurmuş, ikisi de üç günlük.
Birinci odada bebek annenin yanında, aynı yatakta uyuyor. Anne geceleri iki saatte bir uyanıyor ve bebeği hiç bırakmıyor.
İkinci odada bebek beşikte, yatağın yanında ama ayrı. Anne uyandığında bebeğe bakıyor, sonra yeniden yatıyor.
Üçüncü gün iki anne koridorda karşılaşıyor ve birbirinin odasını görüyor.
Birinci anne, ikincisinin bebeği ayrı yatırmasını anlamıyor. İçinden geçen cümle şu: bu kadın çocuğunu nasıl bırakabiliyor?
İkinci anne, birincisinin bebeği yanına almasını anlamıyor. İçinden geçen cümle şu: bu kadın çocuğunu ezmekten korkmuyor mu?
İkisi de bir şey söylemiyor. İkisi de kendi yaptığının doğru olduğundan emin. İkisi de gerekçe olarak aynı şeyi gösterecek: çocuğun iyiliği.
İki anne aynı ölçütü kullanıyor ve zıt sonuçlara varıyor. Ölçüt ortak, ölçüm aleti değil.
Bu derste ne olacak
Geçen ders yargının bir toplumun içinde nasıl işlediğini gösterdi. Okulun dili belirli bir eve yakın düştü, bir müzik türü yıllarca kurumsal yayının dışında kaldı ve ölçütü koyan taraf kendini hiçbir zaman ölçülen yere koymadı.
Şimdi aynı işlemi sınırın ötesine taşıyoruz. Bir topluluk başka bir topluluğa baktığında ne oluyor?
Ders üç sorunun peşinde. Birincisi, kendi ölçütünü yanında taşımanın nasıl işlediği ve bunun neden bir kötü niyet değil bir görme biçimi olduğu. İkincisi, bunun yerine ne konabileceği; hazırlık derslerinden birinde tanıdığımız bir yöntem kuralı burada asıl sınavına giriyor. Üçüncüsü ve en zoru: bir uygulamayı kendi koşulları içinde anlamak, onun hakkında hiçbir şey söyleyememek anlamına mı geliyor?
Üçüncü soruyu geçiştirmeyeceğiz. Bu ders bir hoşgörü çağrısı değil; iki yanlış konumu ve ikisinin arasındaki dar şeridi göstermeye çalışıyor.
Servis, köy ve program anlatımları kurgudur ve gerçek kişilerin başından geçmedi. Her biri, aynı yargının iki yönde birden işlediğini yan yana koyabilmek için düzenlendi.
Sıfır noktası — ölçütü yanında taşımak
Koridordaki iki anne kötü niyetli değildi. İkisi de tek bir şey yaptı: kendi bildiğini ölçüt aldı ve karşısındakini onunla ölçtü.
Tanımın en işe yarar kısmı, ölçütün görünmez olması. Geçen derste baskın kültürün en belirgin işaretinin adının olmaması olduğunu görmüştük; etnosentrizm de aynı görünmezlikten besleniyor. Kendi uygulamanı bir uygulama olarak değil, işin doğrusu olarak görürsen, karşındakinin yaptığı kendiliğinden bir sapma hâline gelir.
Yargı yalnız dışarıya doğru işlemiyor. Aynı mekanizma ters yöne döndüğünde de bir bakış kusuru üretiyor.
Yaygın yanlışEtnosentrizmin yalnız uzak kültürlere bakarken ortaya çıktığı düşünülür.
Aynı şehrin iki mahallesi, aynı ailenin iki kuşağı ve aynı işyerinin iki birimi arasında da aynı biçimde işler. Ölçüt görünmez olduğu sürece mesafenin uzunluğu fark etmez.
Yaygın yanlışEtnosentrizmin bilgiyle kendiliğinden geçtiği varsayılır.
Bir uygulamayı öğrenmek onu anlamak değildir; kişi karşısındakinin ne yaptığını ayrıntısıyla bilip yine de kendi ölçütüyle tartmaya devam edebilir. Değişmesi gereken şey bilgi miktarı değil, ölçütün bir tercih olduğunun görülmesidir.
Mekanizma — bağlama koymak ne demek
Etnosentrizmin karşısına konan yöntem kuralını hazırlık derslerinden birinde tanımıştık: bir uygulamayı kendi ölçütlerinle değil, içinde bulunduğu anlam sisteminin kendi mantığıyla değerlendirmek. Kural orada bir araştırma ilkesi olarak duruyordu. Burada asıl sınavına giriyor, çünkü artık ölçtüğümüz şey uzak bir topluluk değil, karşımızdaki oda.
Kuralın uygulanması üç adımda yürüyor ve üçü de yazılabilir.
Birinci adımda uygulama, yargı yüklü kelimelerden arındırılarak tarif edilir. "Çocuğunu bırakıyor" bir tarif değil bir hükümdür; "bebeği ayrı bir beşikte yatırıyor" bir tariftir. Tarif ile hüküm ayrılmadan hiçbir şey görülemez.
İkinci adımda uygulamanın çevresindeki koşullar aranır: bu topluluk hangi koşullarda yaşıyor, bu uygulama neyi çözüyor, kaldırılırsa yerine ne gelir? Bir uygulamanın anlamı çoğu zaman uygulamanın kendisinde değil, çözdüğü sorunda durur.
Üçüncü adımda uygulamanın kendi içindeki tartışması aranır. Hiçbir topluluk tek sesli değildir; bir uygulamayı o topluluğun içinde de eleştirenler vardır ve onların gerekçeleri, dışarıdan bakanın gerekçelerinden çoğu zaman daha keskindir.
Şimdi dersin zor sorusuna geliyoruz. Bağlama koymak her yargıyı ortadan kaldırıyorsa, hiçbir şey eleştirilemez hâle gelir. Bu, kuralın kendisinden çıkan bir sonuç değil, kuralın bir başka şeye çevrilmesinden çıkan bir sonuç.
Ayrım burada kritik. Bir uygulamayı kendi koşulları içinde anlamak, o uygulamayı onaylamayı gerektirmez. Anlamak açıklama işidir; onaylamak değerlendirme işidir ve ikisi hazırlık derslerinde ayrı işlemler olarak ayrılmıştı. Mutlak görecilik bu ayrımı siler ve sildiği için, kuralı savunanların çoğunun savunmadığı bir yere varır.
Kuramsal mercekler
Kültürler arası yargı sorusuna sosyoloji ve komşu alanlar üç ayrı konumla karşılık veriyor. Üçü de doğum servisi koridoruna girse üç ayrı şey söylerdi.
Yargıyı askıya alan konum. Bu konuma göre araştırmacının işi değerlendirmek değil anlamaktır; yargı, anlamayı daha başlamadan bitirir ve gördüğün şeyi kendi kategorilerine sıkıştırır. Koridordaki iki anneye de "sen niye böyle yapıyorsun" diye sorar, cevaplarını kaydeder ve hangisinin haklı olduğunu sormaz. Bu konumun gücü, en çok bilgiyi üretmesidir; sınırı, birinin gerçekten zarar gördüğü durumlarda ne yapacağını söyleyememesidir.
Yargının kaçınılmaz olduğunu söyleyen konum. Bu konuma göre hiç kimse ölçütsüz bakamaz; tarafsız görünen araştırmacının da bir yeri, bir dili ve bir çıkarı vardır ve bunları saklamak, yargıyı ortadan kaldırmaz, yalnız görünmez kılar. Yapılması gereken şey yargıdan kaçınmak değil, hangi ölçütle baktığını açıkça yazmaktır. Bu konumun gücü, gizli ölçütü açığa çıkarmasıdır; sınırı, açık edilen her ölçütün eşit ölçüde savunulabilir olmamasıdır.
Ortak ölçüt aranabileceğini söyleyen konum. Bu konuma göre kültürler arasında hiçbir köprü kurulamayacağı doğru değildir; farklı topluluklar farklı yollarla da olsa benzer sorunlarla uğraşır ve bazı sonuçlar her yerde ölçülebilir. Bir uygulamanın bir kişinin sağlığına, canına ya da bir işi öğrenmesine ne yaptığı, o topluluğun kendi ölçütleriyle de sorulabilen bir sorudur. Bu konumun gücü, itirazın adresini bulabilmesidir; ayrıntılı tartışması ve eleştirileri ileri kuram derslerine ait.
Yaygın yanlışBu üç konumun birbirini dışladığı düşünülür.
Anlamayı birincisi, kendi bakışının nereden geldiğini ikincisi, bir itirazın nasıl gerekçelendirileceğini üçüncüsü sağlıyor. Üçünü de kullanmak, birini seçip ötekilerin sorusunu cevapsız bırakmaktan daha çok iş görür.
Ölçek
Kendi ölçütünü ölçüt sayma işi her düzeyde var ve düzey yükseldikçe bedeli ağırlaşıyor.
Mikro düzeyde etnosentrizm bir bakış ya da bir cümledir; koridorda karşılaşan iki annenin içinden geçenler bu düzeydedir. Bedeli hafiftir ve karşılıklıdır: iki taraf da yargılar, iki taraf da yargılanır.
Mezo düzeyde bir kurumun ölçütüne dönüşür. Bir okulun neyi olağan aile sayıp neyi sorun olarak kaydettiği, bir sağlık kurumunun hangi bakım biçimini varsaydığı, bir belediyenin hangi yaşayış biçimine göre hizmet tasarladığı bu düzeydedir. Burada yargı artık karşılıklı değildir: kurum yargılar, karşısındaki yargılanır ve kaydı kurum tutar.
Makro düzeyde ölçüt bir politikaya ya da bir yardım programına yerleşir. Bir uygulamanın "geri" sayılması, bir yaşayış biçiminin düzeltilmesi gereken bir şey olarak tanımlanması ve buna göre bütçe ayrılması bu düzeydedir. Bu düzeydeki etnosentrizm iyi niyetle de kurulabilir ve iyi niyetli olması sonucu değiştirmez.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kendi ölçütünü fark etmek, tanımı gereği kolay değil. Araştırma bunun için kendi bakışını dışarıdan görebileceği düzenekler kuruyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Şimdi dersin en zor yerine geliyoruz ve Türkiye'den bir örnekle geliyoruz: mevsimlik tarım işinde çocukların çalışması.
Ailelerin bir bölümü için bu bir gelenek ya da bir tercih değil, bir hesaptır: hane hasat için aylarca yola çıkar, çocuk geride bırakılamaz ve gittiği yerde okula yazılması pratikte güçtür. Çocuğun tarlada olması, ailenin içinde bulunduğu koşulların bir sonucudur. Bu, geçen bölümdeki ikinci adımın tam olarak ne dediğidir: uygulamanın anlamı, çözdüğü sorunda durur.
Bu tespiti yapmak, sonucu değerlendirmeyi bitirmiyor. Aynı çocuğun okul yılının kesintiye uğraması ölçülebilir bir şeydir ve bu ölçüm, ailenin kendi ölçütlerine de yabancı değildir; ailelerin çoğu çocuğunun okumasını ister ve engelin kendi tercihleri olmadığını söyler. İtiraz burada dışarıdan getirilen bir ölçütle değil, topluluğun kendi istediği bir sonuçla kuruluyor ve mutlak görecilik konumunun sıkıştığı yer tam burasıdır: "onların âdeti" demek, ailenin kendi itirazını da susturur.
Karşılaştırma çizginin nasıl çekildiğini gösteriyor. Pek çok ülkede çocukların aile işletmesinde çalışması olağan sayılır ve bir sorun olarak kaydedilmez; aile çiftliğinde hasada yardım eden bir çocuk, aynı saatleri başka bir düzende çalıştığında çocuk işçiliği olarak adlandırılır. İki durumda da bir çocuk çalışıyor. Farkı yaratan şey işin kendisi değil, işin okul takvimini kesip kesmediği ve çocuğun o işten ayrılıp ayrılamayacağıdır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEtnosentrizmin bir hoşgörü eksikliği olduğu ve iyi niyetle çözüleceği düşünülür.
Sorun niyette değil ölçütte durur; en iyi niyetli program bile ölçütünü sorgulamadığında aynı sonucu üretir. Çözüm daha çok saygı değil, ölçütün nereden geldiğinin yazılmasıdır.
Yaygın yanlışBir uygulamayı bağlamında anlamanın onu onaylamak anlamına geldiği varsayılır.
Açıklamak ile değerlendirmek ayrı işlemlerdir; bir uygulamanın hangi soruna çözüm ürettiğini göstermek, o çözümün bedelini görmezden gelmeyi gerektirmez. İki işlemi karıştırmak, anlamayı savunanları savunmadıkları bir yere sürükler.
Yaygın yanlışKendi kültürünü eleştirmenin etnosentrizmden kurtulmak olduğu akla gelir.
Kendi kültürünü peşinen aşağı saymak da ölçütü sorgulamadan bırakır; yalnız yönünü çevirir. İki durumda da bir uygulama kendi koşullarında değil, bir sıralamadaki yerine göre okunmuş olur.
Yaygın yanlışEvrensel bir ölçüt savunmanın kendiliğinden başka kültürlere saygısızlık olduğu düşünülür.
Bir topluluğun içinde zarar gördüğünü söyleyen kişiler varsa, hiçbir ölçüt tanımamak o kişileri savunmasız bırakır. Ölçüt tartışılabilir; ölçütün hiç olmaması tartışmayı da bitirir.
Yaygın yanlışBir ölçütün belirli bir yerden gelmiş olmasının onu kendiliğinden geçersiz kıldığı varsayılır.
Her ölçüt bir yerden gelir ve kaynağını göstermek, onu çürütmenin yerine geçmez. Kaynağı çıkarmak tartışmanın başlangıcıdır; sonucu değil.
Aklında kalsın
Başka bir topluluğun yaptığı bir şeye şaşırdığında sırayla yapılacaklar.
- Etnosentrizm bir düşmanlık değil bir görme biçimidir; en yaygın hâli öfkeli değil şaşkındır ve hüküm, soru kılığında gelir.
- Ölçüt görünmez olduğu sürece mesafe fark etmez; aynı işlem iki mahalle, iki kuşak ve iki birim arasında da işler.
- Ters etnosentrizm aynı hatanın aynadaki hâlidir: ölçüt yine sorgulanmaz, yalnız yönü değişir.
- Bağlama koymak üç adımdır: hükümsüz tarif, uygulamanın çözdüğü sorun, topluluğun kendi içindeki itiraz.
- Anlamak ile onaylamak ayrı işlemlerdir; mutlak görecilik ikisini birleştirir ve topluluğun içinde zarar görenleri savunmasız bırakır.
- Evrenselciliğin gücü itiraza adres bulmasıdır; zorluğu, hangi ölçütün evrensel sayılacağının kendisinin tartışma konusu olmasıdır.
- Sahte evrensellik tikel bir uygulamayı herkesin ölçütü diye sunar; sınamak için ölçütü koyanın kendi geçmişinde de geçerli olup olmadığına bakılır.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca kültürleri, sınırları belli ve içeriden tutarlı şeyler gibi ele aldık. İki oda, iki mahalle, iki ülke; her birinin kendi ölçütü.
Oysa koridordaki iki anne birbirini gördü. Sofradaki iki konuk aynı akşamı paylaştı. Çevrilmiş yönerge bir ülkeden ötekine geçti. Kültürler yan yana durmuyor; birbirine dokunuyor, birbirinden alıyor ve aldıklarını değiştiriyor.
Dahası, bu alışveriş eşit koşullarda olmuyor. Bir uygulamanın bir topluluktan ötekine geçmesi bazen bir öğrenme, bazen bir dayatma, bazen de sahibinden habersiz bir alıp götürme oluyor ve üçünü birbirinden ayırmak bu dersin araçlarıyla mümkün değil.
Bir sonraki ders bu hareketi konu alıyor. Bir kültürün nasıl değiştiğini, bir uygulamanın bir yerden ötekine geçerken başına neler geldiğini, iki kaynağın karışmasından doğan yeni biçimleri ve bir topluluğun işaretinin izinsiz alınması meselesini ele alacağız. Bu dersteki ölçüt sorusu orada bir güç sorusuna dönüşecek: alan ile alınan arasındaki fark, çoğu zaman kimin kimden aldığında saklı.