Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir farkın nereden geldiğini sorarken elde tutulacak yedi cümle.
- Baskın kültür, kurumların varsayarak kurulduğu kültürdür; en belirgin işareti bir adının olmamasıdır.
- Alt kültür baskın kültürün çerçevesini reddetmez, kendi birikimini kurar; bir kategori değil, birbirinden öğrenen bir topluluktur.
- Karşı kültür merkezdeki bir değeri hedef alır ve karşı çıktığı şey ortadan kalkarsa dağılma riski taşır.
- Kültürel sermaye, baskın kültürde karşılığı olduğu için kapı açan bilgidir; bir bilgiyi sermaye yapan şey derinliği değil tanınmasıdır.
- Kültürel sermayenin çoğu çocuklukta ve fark edilmeden edinilir; taşıyan kişi onu avantaj değil kendi doğal hâli sayar.
- Ana akımlaşma işareti alır, itirazı bırakır; bir karşı kültürün kazanıp kazanmadığı işaretlerinden değil, karşı çıktığı düzenlemeden okunur.
- Ölçüt yerinde kaldığı sürece eşitsizlik her kuşakta yeniden kurulur; kişiye öğretmek bir kapıyı açar, ölçütü değiştirmek kapıyı genişletir.
Açılış sahnesi
Bir okulun müdür yardımcısı odasında, aynı sabah, iki veli.
Birincisi içeri giriyor ve "çocuğun notu haksız verildi, ben bunu kabul etmiyorum" diyor. Sesini yükseltmiyor, ama cümlesi bir itiraz. Müdür yardımcısı öğretmenin takdirinden söz ediyor, veli ısrar ediyor, konuşma on dakikada bitiyor. Veli çıkarken "bir şey değişmez zaten" diyor.
İkincisi yarım saat sonra geliyor. Aynı sınıf, benzer bir not. "Sınav kâğıdını görebilir miyim, bir de itiraz için başvuru nasıl yapılıyor, süresi ne kadar" diye soruyor. Müdür yardımcısı bir form çıkarıyor. Veli formu dolduruyor, bir de dilekçe yazıyor ve dilekçenin bir kopyasına kayıt numarası aldırıyor.
İki hafta sonra ikinci öğrencinin kâğıdı yeniden okunuyor ve notu değişiyor. Birincisininki değişmiyor.
İki veli de haklıydı. İki veli de aynı odaya girdi ve aynı kişiyle konuştu. İkincisi bir şey daha biliyordu: bu odada nasıl konuşulur, hangi kelime kapıyı açar, itiraz nereye yazılır.
O bilgi kimsenin cebinde değil, kimsenin diplomasında yazmıyor ve bir sabahın içinde bir çocuğun notunu değiştirdi.
Bu derste ne olacak
Geçen dersin sonunda bir sandık boşaltılıyordu ve hangi parçanın değerli olduğunu üç kardeş değil, ikinci el satıcısı biliyordu. Orada bir çatlak açtık: bir şeye sahip olmakla, o şeyin ne olduğunu bilmek aynı kişide bulunmuyor.
Bu ders o çatlaktan giriyor. Şimdiye kadar kültürü bir topluluğun ortak zemini gibi ele aldık. Oysa aynı toplumun içinde herkes aynı şeyi bilmiyor, aynı şeyi beğenmiyor ve aynı kapılardan geçemiyor.
Üç iş yapacağız. Önce bir toplumun içindeki küçük kültürleri adlandıracak ve bunların ana gövdeyle iki farklı ilişkisini ayıracağız: yanında duranlar ile karşısına geçenler. Sonra bir şeyi bilmenin nasıl olup da bir kaynağa dönüştüğünü kuracağız; okuldaki iki veli arasındaki fark orada açıklanacak. En sonda karşıya geçenlerin başına gelen şeye bakacağız, çünkü karşı çıkan kültürler çoğu zaman yenilmiyor, satın alınıyor.
Okul, atölye ve dernek anlatımları uydurulmuş kurgulardır ve gerçek kişileri anlatmaz. Her biri, aynı toplumun içindeki bir eşitsizliği tek bir odada görünür kılmak üzere kuruldu.
Sıfır noktası — bir toplumda kaç kültür var
Kültür kelimesini şimdiye kadar tekil kullandık: bir topluluğun kültürü. Şimdi çoğullaştırmak gerekiyor, çünkü hiçbir toplum tek parça değil.
Baskın kültürün en belirgin işareti, adının olmaması. Bir toplulukta herkesin kültürü vardır, ama yalnız bazılarının kültürüne bir ad verilir; adı olmayan, ölçütün kendisidir.
Baskın kültürün yanında, onunla aynı toplumda ama kendi işaretleriyle yaşayan öbekler var.
Alt kültürlerin çoğu baskın kültürle kavga etmez; yan yana yaşar. Bazıları etmez değil, edemez de değil, tam tersini seçer.
Yaygın yanlışAlt kültürün, baskın kültürün zayıf ya da eksik bir sürümü olduğu düşünülür.
Alt kültür bir eksiklik değil bir birikimdir ve çoğu zaman kendi alanında baskın kültürden çok daha ayrıntılı bir bilgi taşır. Güvercin besleyenlerin kuş bilgisi, o ilçedeki hiçbir kurumda bulunmuyordu.
Yaygın yanlışAlt kültür ile karşı kültürün aynı şeyin iki adı olduğu varsayılır.
İkisini ayıran şey öfkenin şiddeti değil, ilişkinin yönüdür: biri kendi köşesini kurar, öteki merkezdeki bir değeri hedef alır. Bir topluluğun hangisi olduğunu anlamak için üyelerine değil, karşı çıktıkları şeyin ortadan kalkması hâlinde ne olacağına bakmak gerekir.
Mekanizma — bilmek nasıl kaynağa dönüşür
Şimdi okul odasındaki iki veliye dönüyoruz. İkisi arasındaki fark ne paraydı ne haklılık; bilgiydi ve o bilgi belirli bir türdendi.
Tanımın can alıcı kısmı "baskın kültürde karşılığı olduğu için". Güvercin besleyenlerin bilgisi derin bir bilgidir ve okul odasında hiçbir kapı açmaz; itiraz dilekçesinin nasıl yazıldığını bilmek çok daha sığ bir bilgidir ve o odada iş görür. Bir bilgiyi sermayeye çeviren şey, kendi değeri değil, kurumların onu tanıyor olmasıdır.
Bu tanınma tek yönlü işlemiyor. Kurumlar bir bilgiyi tanırken, o bilgiyi taşımayanları da aynı anda işaretliyor.
Yaygın yanlışKültürel sermayenin yüksek sanattan ve okumuşluktan ibaret olduğu akla gelir.
Bir hastanede randevunun nasıl alınacağını, bir bankada hangi belgeyle gidileceğini, bir kurumda kime ne zaman yazılacağını bilmek de kültürel sermayedir ve gündelik hayatta çok daha sık iş görür. Ölçüt, bilginin ne kadar seçkin olduğu değil, hangi kapıları açtığıdır.
Yaygın yanlışKültürel sermayenin bir kişinin çabasıyla kazanıldığı ve isteyenin edinebileceği varsayılır.
Büyük bölümü çocuklukta, kimse ders vermeden, evde konuşulanı duyarak ve büyüklerin kurumlarla nasıl konuştuğunu izleyerek edinilir. Bu yüzden en görünmez eşitsizliklerden biridir: taşıyan kişi onu bir avantaj değil, kendi doğal hâli olarak yaşar.
Şimdi dersin son mekanizmasına geliyoruz ve karşı kültürlerin başına gelen şeye bakıyoruz.
Yaygın yanlışAna akımlaşmanın karşı kültürün başarısı olduğu düşünülür.
Yaygınlaşan şey işaret olduğunda, o işaretin taşıdığı itiraz yaygınlaşmaz; tersine, itirazın görünür kalmasını sağlayan araç elden gider. Bir karşı kültürün gerçekten kazanıp kazanmadığını anlamak için işaretlerinin değil, karşı çıktığı düzenlemenin ne olduğuna bakılır.
Kuramsal mercekler
Aynı toplumda birden çok kültürün bulunmasını sosyoloji üç ayrı biçimde okuyor ve üçü de okul odasındaki iki veliye başka bir açıklama getiriyor.
Kültürü ortak zemin sayan bakış. Bu bakışa göre bir toplumun sürmesi paylaşılan bir çerçeveye bağlıdır; alt kültürler bu çerçevenin içindeki çeşitlenmelerdir ve okul, herkesi ortak bir dile hazırlayarak bir iş görür. İki velinin farkı burada bir uyum farkı olarak okunur ve çözüm, ikinci velinin bildiğini birinciye de öğretmektir. Bu bakışın gücü, ortak dilin gerçekten bir işe yaradığını görmesidir; zayıflığı, ortak dilin kimin evinden alındığını sormamasıdır.
Kültürü sınır sayan bakış. Bu bakışa göre kültürel farklar süs değil sınırdır; hangi bilginin geçerli sayılacağı bir karardır ve o karar, kararı verenlerin çocuklarına avantaj sağlar. Okul tarafsız bir yer değildir; belirli bir evin dilini ölçüt alır ve o dili evde duyanları ödüllendirirken bunu yetenek diye kaydeder. Bu bakışın gücü, görünmez avantajı görünür kılmasıdır; ayrıntılı kuramsal dili ve tartışması ileri kuram derslerine ait.
Kültürü kaynak sayan bakış. Bu bakışa göre kültür ne ortak zemindir ne sınır; insanların ellerinde tuttuğu ve duruma göre kullandığı bir kaynaktır. İkinci veli daha iyi bir kültüre sahip değildi; o odada işe yarayan kaynağı elinde tutuyordu ve aynı kişi güvercin çay ocağında hiçbir şey bilmiyor olabilir. Bu bakışın gücü, hiçbir kültürü doğuştan üstün saymamasıdır; zayıflığı, bazı kaynakların neden hemen her odada işe yaradığını tek başına açıklayamamasıdır.
Yaygın yanlışBu üç bakıştan birinin ötekileri geçersiz kıldığı düşünülür.
Ortak dilin niye gerektiğini birincisi, kimin lehine kurulduğunu ikincisi, aynı kişinin başka odada niye güçsüz kaldığını üçüncüsü açıklıyor. Bir eşitsizliği yalnız biriyle okumak, çözüm önerisini de tek bir yere hapseder.
Ölçek
Kültürel farkların ne yaptığı, hangi düzeyde bakıldığına göre değişiyor ve düzey yükseldikçe farkın bedeli artıyor.
Mikro düzeyde fark bir karşılaşmada belirir ve çoğu zaman kimse adını koymaz. Bir odada rahat davranabilmek, doğru kelimeyi seçebilmek, ne zaman susulacağını bilmek bu düzeydedir. Fark burada küçük görünür; günde birkaç kez tekrarlanır ve yıllar içinde birikir.
Mezo düzeyde fark kurumların eşiğinde durur. Okulun beklediği dil, hastanenin varsaydığı bilgi, işyerinin doğal saydığı görgü bu düzeydedir ve kurumlar bu beklentileri çoğu zaman yazmaz. Yazılmadığı için de itiraz edilecek bir metin yoktur; beklenti yalnız karşılanmadığında görünür.
Makro düzeyde fark, hangi kültürün resmî sayıldığı sorusudur: hangi dille eğitim verilir, hangi müzik devlet kurumlarında çalınır, hangi bilgi diplomayla belgelenir. Bu düzeydeki kararlar bir kültürü ölçüt hâline getirir ve ötekileri, hiçbir yasak koymadan, adı olan kültürler hâline getirir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Kültürel sermaye taşıyan kişi onu bir avantaj olarak yaşamadığı için, sorulduğunda kimse "benim avantajım var" demez. Araştırma bunu dolaylı yollarla ölçüyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de bir kültürel biçimin dışarıda bırakılması, sonra kucaklanması sürecinin en görünür örneği arabesktir.
Arabesk, büyük şehirlere göçle birlikte yaygınlaşan ve göç edenlerin hayatını anlatan bir müzik biçimi olarak yerleşti. Uzun bir dönem boyunca resmî kurumların yayın çizgisinin dışında kaldı; kaset satışları çok yüksekken devlet radyosunda ve televizyonunda yeri yoktu. Beğenilmesi bir beğeni eksikliği sayıldı ve dinleyicisi hakkında bir yargı taşıdı. Aynı yıllarda başka bir müzik biçimini bilmek ve dinlemek, kurumların tanıdığı türden bir bilgiydi.
Sonraki yıllarda tablo tersine döndü. Arabesk kurumsal yayınlara girdi, üniversitelerde çalışılan bir konu oldu ve o güne kadar onu dışarıda tutan çevrelerin bir bölümü tarafından da dinlenir hâle geldi. Müziğin kendisi bu sırada değişti; itirazı taşıyan bir biçim olmaktan çıkıp herkesin dinleyebildiği bir tür hâline geldi. Dışarıda bırakılması da, içeri alınması da müzikte olan bir şeyden çok, hangi bilginin geçerli sayıldığına dair bir karardı.
Aynı yay başka ülkelerde de çizilmiş durumda. Arjantin'de tango, kentin liman çevresindeki yoksul mahallelerinde doğdu ve uzun süre seçkin çevrelerce aşağı görüldü; sonra ülkenin dünyaya kendini anlattığı başlıca simgelerden biri oldu. Yunanistan'da rebetiko benzer bir yol izledi: mübadele sonrası kurulan yoksul mahallelerin müziği olarak dışlandı, bir dönem yasaklarla karşılaştı ve daha sonra ulusal müzik mirasının parçası sayıldı.
Üç ülkede de aynı sıra görülüyor: bir kültürel biçim önce bir kesimin işareti oluyor, sonra o kesimle birlikte aşağı sayılıyor, en sonunda herkesin malı hâline gelirken taşıdığı itiraz düşüyor. Karşılaştırmanın gösterdiği şey, bir beğeninin "yüksek" ya da "düşük" sayılmasının müziğin özelliklerinden değil, onu dinleyenlerin toplumdaki yerinden çıktığı.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBaskın kültürün en kalabalık kesimin kültürü olduğu düşünülür.
Baskınlığı belirleyen şey sayı değil, kurumların hangi kültürü varsayarak kurulduğudur. Sayıca büyük bir kesim, kendi dili okulda ve resmî yazışmada karşılık bulmuyorsa baskın kültürün taşıyıcısı değildir.
Yaygın yanlışKültürel sermayenin ölçüsünün bilginin niteliği olduğu varsayılır.
Bir bilgiyi sermaye yapan şey derinliği değil, kurumlarca tanınmasıdır. Kırk yılın kuş bilgisi ile bir dilekçenin nasıl yazılacağı bilgisi arasında derinlik farkı vardır ve kapı açan ikincisidir.
Yaygın yanlışAlt kültürlerin geçici ve gençliğe özgü olduğu akla gelir.
Bir meslek grubunun arıza dili, bir mahalledeki üreticilerin ölçütleri ve bir hastalıkla yaşayanların birbirine aktardığı bilgi de alt kültürdür ve kuşaklar boyu sürebilir. Yaş bir alt kültür kurmaz; birbirinden öğrenmek kurar.
Yaygın yanlışAna akımlaşmanın bir alt kültürün sonu olduğu düşünülür.
Topluluklar çoğu zaman dağılmaz, işaretlerini değiştirir; yaygınlaşan bir işaretin yerine ayırt edici bir yenisi geçer. Bu yüzden bir topluluğu işaretlerinden izlemek yanıltıcıdır ve izlenmesi gereken şey, üyeliğin bedelinin ne olduğudur.
Yaygın yanlışKültürel eşitsizliğin, dezavantajlı olanlara eksik olanı öğreterek kapatılabileceği varsayılır.
Öğretmek bir kişinin önündeki kapıyı açar ve ölçütü yerinde bırakır; ölçüt yerinde kaldığı sürece her yeni kuşakta aynı fark yeniden üretilir. İkinci yol, kurumun kendi beklentilerini yazılı hâle getirmesi ve dilekçeyi bilmeyi bir koşul olmaktan çıkarmasıdır.
Aklında kalsın
Bir farkın nereden geldiğini sorarken elde tutulacak yedi cümle.
- Baskın kültür, kurumların varsayarak kurulduğu kültürdür; en belirgin işareti bir adının olmamasıdır.
- Alt kültür baskın kültürün çerçevesini reddetmez, kendi birikimini kurar; bir kategori değil, birbirinden öğrenen bir topluluktur.
- Karşı kültür merkezdeki bir değeri hedef alır ve karşı çıktığı şey ortadan kalkarsa dağılma riski taşır.
- Kültürel sermaye, baskın kültürde karşılığı olduğu için kapı açan bilgidir; bir bilgiyi sermaye yapan şey derinliği değil tanınmasıdır.
- Kültürel sermayenin çoğu çocuklukta ve fark edilmeden edinilir; taşıyan kişi onu avantaj değil kendi doğal hâli sayar.
- Ana akımlaşma işareti alır, itirazı bırakır; bir karşı kültürün kazanıp kazanmadığı işaretlerinden değil, karşı çıktığı düzenlemeden okunur.
- Ölçüt yerinde kaldığı sürece eşitsizlik her kuşakta yeniden kurulur; kişiye öğretmek bir kapıyı açar, ölçütü değiştirmek kapıyı genişletir.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca yargı hep aynı toplumun içinde işledi. Okul bir dili ötekine yeğledi, kurumlar bir bilgiyi tanıdı ötekini tanımadı, bir müzik bir dönem aşağı sayıldı.
Her seferinde aynı şey oldu: birinin ölçütü herkesin ölçütü gibi kullanıldı ve o ölçütü taşımayanlar eksik göründü. Adı olmayan mutfağın kendini yemek, ötekileri bir yerin yemeği sayması da buydu.
Şimdi aynı işlemi bir sınırın ötesine taşıyalım. Bir toplum bir başka toplumun yaptıklarına baktığında ne oluyor? Kendi ölçütünü yanında götürüyor ve gördüğü her şeyi onunla tartıyor; tuhaf bulduğu şeyin bir mantığı olabileceği aklına gelmiyor.
Bir sonraki ders bu bakışı ele alıyor. Kendi kültürünü ölçüt saymanın nasıl işlediğini, bunun yerine başka bir topluluğu kendi bağlamında anlamanın ne anlama geldiğini ve bu ikinci tutumun nerede zorlandığını konuşacağız. Zor soru orada: her şeyi kendi bağlamında anlamak, hiçbir şeyi eleştirememek demek mi?