Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kullanılmayan bir eşyanın önünde durduğunda hatırlanacak yedi şey.
- Maddi kültür, bir topluluğun ürettiği ve anlam yüklediği fiziksel şeylerin tamamıdır; müzelik olanı değil, kullanılanı adlandırır.
- Maddi olmayan kültür elle tutulmaz ama nesnelerin kullanımında izlenir; iki katman birbirini üretir, biri olmadan öteki sürmez.
- Maddileşme, bir kuralı her seferinde anlatılmaktan kurtarır; karşılığında onu tartışılarak değil sökülerek değiştirilebilir hâle getirir.
- Nesneye gömülü kural uygulayıcı istemez ve bedel doğurmaz; buna karşılık istisnayı hiçbir koşulda tanımaz.
- Bir nesne kaldırıldığında ona asılı kural da zayıflar; kuralı savunanlar çoğu zaman bunu hesaba katmaz.
- Kültürel gecikme, iki katmanın farklı hızlarda değişmesinden doğar; alet satın alınarak yayılır, görgüsü ancak insanlar birbirini gözleyerek oluşur.
- Nesneler düşüncelerden dayanıklıdır; bir topluluğun terk ettiği düşünceler, terk edilmeyen eşyalarında durmaya devam eder.
Açılış sahnesi
Bir apartman dairesi boşaltılıyor. Ev sahibi geçen ay öldü, kırk bir yıl bu dairede oturmuştu.
Üç çocuğu salonda duruyor ve neyin kalacağına karar veremiyor. Ortada bir sandık var: içinde el işi örtüler, bakır tepsiler, hiç kullanılmamış bir yemek takımı ve kenarları sararmış çarşaflar.
Yemek takımı kırk yıl önce alınmış. Kutusundan hiç çıkmamış.
Salonun yanındaki oda kırk yıl boyunca kapalı kaldı. Misafir odasıydı. Üç çocuk da o odada oynamalarına izin verilmediğini hatırlıyor. Odaya son misafir ne zaman girdi, kimse bilmiyor.
Büyük kardeş takımı almak istiyor ve nerede kullanacağını bilmiyor. Ortanca kardeş "atalım" diyor ve elini sandığa uzatamıyor. Küçük kardeş sandığın fotoğrafını çekiyor.
Kırk yıl önce bu eşyaları bir araya getiren düşünce artık üçünün de hayatında yok. Eşyalar hâlâ orada.
Bu derste ne olacak
Geçen ders bir kâğıtla kapandı. Sınıflandırmanın bir forma basıldığında değiştirilmesi güçleşen bir nesneye dönüştüğünü söylemiş ve orada durmuştuk.
Bu ders o kâğıdın ardına geçiyor. Kültürü ikiye bölüyoruz: parmakla dokunulabilen katman ve dokunulamayan katman. İkisinin birbirini nasıl ürettiğini göreceğiz, sonra asıl soruya geleceğiz: neden aynı hızda değişmiyorlar?
Kırk yıl kapalı duran oda o sorunun tam ortasında. Odayı açan düşünce çoktan zayıflamış, oda hâlâ kapalı; sandıktaki takım kutusundan hiç çıkmamış, yine de atılamıyor. Bu ders bittiğinde iki şeyi yapabiliyor olacaksın: bir nesneye bakıp onu ayakta tutan görünmez kuralı okumak ve bir kural değiştiğinde geride hangi nesnelerin kalacağını önceden kestirmek.
Yol dört durakta ilerliyor. Önce iki katmanı ayıracağız. Sonra bir düşüncenin nasıl nesneye yerleştiğini kuracağız. Ardından nesneye yerleşen kuralın neden başka türlü davrandığını göreceğiz. En sonda iki katmanın arasındaki hız farkını ve o farkın açtığı boşluğu ele alacağız.
Daire, salon ve okul anlatımları kurgudur; hiçbiri yaşanmış bir olayın kaydı değil. Her biri, iki katmanın birbirinden ayrıldığı tek bir anı görünür kılmak için düzenlendi.
Sıfır noktası — iki katman
Geçen iki ders kültürün öğelerini saydı ve hepsini aynı düzlemde ele aldı. Şimdi o öğeleri ikiye bölüyoruz, çünkü biri elle tutuluyor, öteki tutulmuyor ve bu fark her şeyi değiştiriyor.
İki katman birbirinden ayrı yaşamıyor. Her nesne bir düşünceyi taşır ve her düşünce, sürdüğü ölçüde bir nesneye tutunur. Misafir odası fiziksel bir mekândır; onu misafir odası yapan şey duvarları değil, o odaya girilmemesi gerektiğini bilen insanlardır. İnsanlar unuttuğunda oda bir odaya dönüşür ve içine kanepe konur.
Yaygın yanlışMaddi kültürün yalnız eski ve el yapımı nesneleri kapsadığı düşünülür.
Cep telefonu, otobüs kartı, hastane formu ve asansör düğmesi de maddi kültürdür ve gündelik hayatta bakır tepsiden çok daha fazla iş görür. Maddi kültür müzelik olanı değil, kullanılanı adlandırır.
Yaygın yanlışMaddi olmayan kültürün "asıl" kültür, nesnelerin ise onun süsü olduğu varsayılır.
İki katman birbirini üretir: düşünce nesneyi kurar, nesne düşünceyi sürdürür. Kapalı odanın kapısı, o kuralı her gün yeniden hatırlatan şeydi; oda kaldırıldığında kural da bir kuşak içinde silindi.
Mekanizma — düşünce nesneye nasıl yerleşir
Bir düşünce yalnız akılda kaldığı sürece her gün yeniden anlatılmak zorundadır. Bir nesneye yerleştiğinde anlatılmasına gerek kalmaz.
Maddileşmenin gücünü görmek için geçen dersin formuna dönmek yeterli. Yakınlık kutuları bir düşünceydi; basıldıktan sonra kapıdaki görevlinin fikrini sormaya gerek kalmadı. Aynı şey bir eşiğin yüksekliği, bir turnikenin genişliği ve bir formun zorunlu alanı için de geçerli.
Maddileşmenin ikinci yüzü, nesnenin artık bir uygulayıcıya ihtiyaç duymaması. Geçen kursta yaptırımın bir bedeli olduğunu ve birinin o bedeli ödemesi gerektiğini görmüştük. Nesne bu bedeli ortadan kaldırıyor.
Aynı mekanizma ters yönde de işliyor: bir nesne kaldırıldığında ona bağlı kural da zayıflıyor ve bu, kuralı savunanların çoğu zaman hesaba katmadığı bir şey.
Şimdi dersin asıl sorusuna geliyoruz. İki katman birbirini üretiyorsa, neden hep birlikte değişmiyorlar?
Gecikme her iki yönde de görülebiliyor ve bu ders için asıl ilginç olan ters yönü: nesne kalıp düşüncenin gitmesi. Sandıktaki yemek takımı kırk yıl önce bir evlilik anlayışının parçasıydı; o anlayış üç kardeşin hayatında kalmadı ve takım hâlâ kutusunda duruyor. Nesneler düşüncelerden dayanıklıdır ve bu dayanıklılık, bir topluluğun geçmişini bugüne sokan başlıca yoldur.
Yaygın yanlışKültürel gecikmenin geride kalanların yavaşlığından kaynaklandığı düşünülür.
Gecikme kişilerin hızıyla değil, iki katmanın değişme biçimiyle ilgilidir: bir alet satın alınarak yayılır, bir görgü kuralı ise ancak insanlar birbirini gözleyip karşılık üreterek oluşur ve ikincisi kaçınılmaz olarak daha uzun sürer. Gecikmeyi kişilerin kusuru saymak, yeni aletin kurallarını kurma işini kimsenin üstlenmemesine yol açar.
Kuramsal mercekler
Nesnelerin toplumsal hayattaki işi üç ayrı biçimde açıklanıyor. Üçü de boşaltılan daireye giriyor, üçü de başka bir şeye takılıyor.
Birinci açıklama: nesneler anlamın taşıyıcısıdır. Buna göre nesnenin kendisi edilgendir; taşıdığı şey, insanların ona yüklediği anlamdır ve açıklanması gereken de o anlamdır. Sandıktaki takım bir porselen yığını değil, bir evlilik anlayışının kalıntısıdır ve ortanca kardeşin elini uzatamaması bu yüzdendir. Bu açıklamanın gördüğü şey, aynı nesnenin farklı topluluklarda niçin farklı iş gördüğüdür; göremediği şey, nesnenin fiziksel özelliklerinin kendi başına sonuç üretmesidir.
İkinci açıklama: nesneler kendileri de iş görür. Buna göre nesne yalnız anlam taşımaz, davranışı yönlendirir ve bazı şeyleri mümkün, bazılarını imkânsız kılar; üç basamak kimseye bir şey söylemeden bir grup insanı dışarıda tutar. Bu açıklamanın gördüğü şey, kuralların insanlardan çıkıp binalara ve makinelere yerleşmesidir; göremediği şey, aynı basamağın bir yerde engel, başka bir yerde oturma yeri sayılabilmesidir. Bu hattın kendi kuramsal dili ve tartışması var; bilim ve teknoloji sosyolojisi kursunda ayrıca ele alınıyor.
Üçüncü açıklama: nesneler ayrımın aracıdır. Buna göre asıl soru nesnenin ne anlattığı değil, kimde bulunduğu ve kimin onu kullanmayı bildiğidir; hangi eşyanın evde durduğu ve hangi odanın kapalı tutulabildiği, hanenin durumunu her gün sessizce ilan eder. Kapalı bir misafir odası, kullanılmayan bir odayı kullanmadan tutabilecek kadar yeri olmayı gerektirir. Bu açıklamanın gördüğü şey, maddi kültürün bir ayrım çizgisi olarak çalışmasıdır ve bu çizginin nasıl işlediği bir sonraki dersin konusu.
Yaygın yanlışBu üç açıklamadan birinin ötekileri gereksiz kıldığı düşünülür.
Bir nesnenin niye atılamadığını birincisi, kimi dışarıda bıraktığını ikincisi, kimin evinde durabildiğini üçüncüsü gösteriyor. Elindeki nesneye üçünü de sormak, birini seçmekten daha çok şey ortaya çıkarır.
Ölçek
Maddi kültür her düzeyde bulunuyor, ama düzey büyüdükçe nesnelerin ömrü uzuyor ve değiştirilmeleri zorlaşıyor.
Mikro düzeyde maddi kültür kişinin elinin altındaki eşyadır: telefon, çanta, anahtarlık, evdeki mobilya. Bu düzeydeki nesneler ucuz, kısa ömürlü ve kolay değiştirilebilir; bir alışkanlık değiştiğinde eşya da birkaç ay içinde değişebilir ve gecikme kısadır.
Mezo düzeyde maddi kültür kurumların binaları, formları ve makineleridir. Bir okulun sıra düzeni, bir hastanenin koridor genişliği, bir kurumun yazılımı bu düzeydedir ve on yıllarca kalır. Bu düzeyde bir kuralı değiştirmek çoğu zaman bir kararı değil bir bütçeyi gerektirir; kuralın kendisi bedava, gövdesi pahalıdır.
Makro düzeyde maddi kültür şehrin kendisidir: yolların genişliği, mahallelerin yerleşimi, altyapının nereye kadar gittiği. Bu düzeydeki nesneler bir kuşaktan uzun yaşar ve onları kuran düşünceler unutulduktan sonra da insanların gündelik hayatını biçimlendirmeye devam eder. Bir şehirde bugün nereye kolay gidildiği, çoğu zaman kimsenin hatırlamadığı eski kararların sonucudur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Maddi kültür, sosyal bilimin en şanslı olduğu yerlerden biri: sorulacak kimse olmadığında bile nesne orada durur.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de iki katmanın birbirinden ayrılışını en açık gösteren nesne yığını çeyiz sandığıdır.
Çeyiz, yıllar boyunca biriktirilen eşyalardan oluşur ve her parçası bir beklentiyi taşır: evin nasıl kurulacağı, misafirin nasıl ağırlanacağı, hangi işin kimin elinden çıkacağı. Sandık bir eşya deposu değil, bir hayat planının fiziksel hâlidir; el işi örtü yalnız bir örtü değil, o örtüyü işleyecek zamanı ve beceriyi de içeren bir düzenin kanıtıdır.
Son kuşaklarda o düzen büyük ölçüde değişti. Evlenme yaşı, hanenin kuruluş biçimi ve kadınların çalışma hayatındaki yeri farklılaştı; buna karşılık çeyiz geleneği ortadan kalkmadı, biçim değiştirdi. Bugün pek çok evde sandık yerine dolaplarda hiç kullanılmayan takımlar duruyor. Nesne kaldı, taşıdığı plan değişti ve ikisi arasındaki boşluk, üç kardeşin salonda karar verememesi olarak görünüyor.
Aynı ülkede bir başka örnek, kuralın nesneye yerleşmeden de yaşayabildiğini gösteriyor: eve ayakkabıyla girilmemesi. Türkiye'de bu kural neredeyse istisnasız uygulanır ve onu taşıyan tek fiziksel şey, kapının önündeki bir paspas ya da bir ayakkabılıktır. Kural insanların bilgisinde durur; kimse yeni gelene söylemez, gelen kapıda duraksar ve ev sahibinin ayaklarına bakar.
Karşılaştırma buradan başlıyor. Japonya'da aynı kural bir mimari öğeye yerleşmiş durumdadır: evin girişinde, dış zeminden bir basamak alçakta duran ve ayakkabıların bırakıldığı bir bölüm vardır. Kuralı kimsenin anlatmasına gerek yoktur, çünkü zemin yükseldiği yerde kural fiziksel olarak görünür ve yeni gelen nerede duracağını binadan öğrenir. Avrupa'nın ve Kuzey Amerika'nın pek çok yerinde ise ne böyle bir bölüm ne de böyle bir kural vardır ve eve ayakkabıyla girilir.
Üç yerde de aynı soru soruluyor: kirin nerede biteceği. Biri cevabı bir bilgide, biri bir basamakta tutuyor, biri soruyu hiç sormuyor. Bilgide tutulan kural yeni gelene her seferinde yeniden öğretilmek zorundadır ve unutulabilir; basamakta tutulan kural kimseye bağlı değildir ve ev yıkılana kadar durur.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışNesnelerin toplumsal hayatta edilgen bir dekor olduğu, asıl olanın insanlar arasında geçen şey olduğu varsayılır.
Turnike, basamak ve basılı form, kimse istemese de bir kuralı uygular ve o kuralın uygulanması için hiç kimsenin bedel ödemesi gerekmez. Bir düzeni değiştirmeye çalışırken yalnız insanları ikna etmek, çoğu zaman nesnelerin karşısında yenilir.
Yaygın yanlışMaddileşen bir kuralın daha adil olduğu, çünkü herkese eşit uygulandığı düşünülür.
Nesne gerçekten ayrım gözetmez ve tam bu yüzden istisnayı da tanımaz: ödeme yapmış bir üyeyi de, acil bir durumu da, öngörülmemiş bir ihtiyacı da aynı kararlılıkla geri çevirir. Eşit davranmak ile doğru davranmak, nesnelerin karşısında sık sık ayrışır.
Yaygın yanlışKültürel gecikmenin yalnız yeni teknolojilerde görüldüğü akla gelir.
Boşluk ters yönde de açılır ve bu hâli daha yaygındır: bir düşünce zayıflar, ona bağlı nesneler yerinde kalır ve insanlar artık inanmadıkları bir düzenin eşyalarını taşımaya devam eder. Kapalı misafir odası bunun en sık görülen biçimidir.
Yaygın yanlışKullanılmayan bir nesnenin işlevsiz olduğu düşünülür.
Kutusundan çıkmamış takım hiçbir yemekte kullanılmadı ve kırk yıl boyunca bir şey yaptı: bir evin nasıl bir ev olduğunu, gelen misafire ve hane halkına her gün hatırlattı. Bir nesnenin işi, kullanılmasından ibaret değildir; durması da bir iştir.
Yaygın yanlışİki katmanın hep birlikte hareket ettiği, bir toplumun tek bir hızda değiştiği varsayılır.
Aynı hanede telefon iki yılda, sofra düzeni iki kuşakta değişebilir. Bir topluluğun neyi hızlı neyi yavaş değiştirdiği, o topluluk hakkında değişimin kendisinden daha çok şey söyler.
Aklında kalsın
Kullanılmayan bir eşyanın önünde durduğunda hatırlanacak yedi şey.
- Maddi kültür, bir topluluğun ürettiği ve anlam yüklediği fiziksel şeylerin tamamıdır; müzelik olanı değil, kullanılanı adlandırır.
- Maddi olmayan kültür elle tutulmaz ama nesnelerin kullanımında izlenir; iki katman birbirini üretir, biri olmadan öteki sürmez.
- Maddileşme, bir kuralı her seferinde anlatılmaktan kurtarır; karşılığında onu tartışılarak değil sökülerek değiştirilebilir hâle getirir.
- Nesneye gömülü kural uygulayıcı istemez ve bedel doğurmaz; buna karşılık istisnayı hiçbir koşulda tanımaz.
- Bir nesne kaldırıldığında ona asılı kural da zayıflar; kuralı savunanlar çoğu zaman bunu hesaba katmaz.
- Kültürel gecikme, iki katmanın farklı hızlarda değişmesinden doğar; alet satın alınarak yayılır, görgüsü ancak insanlar birbirini gözleyerek oluşur.
- Nesneler düşüncelerden dayanıklıdır; bir topluluğun terk ettiği düşünceler, terk edilmeyen eşyalarında durmaya devam eder.
Sonraki derse köprü
Ders boyunca nesnelerin ne yaptığını konuştuk. Bir soru dışarıda kaldı: bu eşyalar kimin evinde duruyor?
Kapalı bir misafir odası tutabilmek, kullanılmayan bir odayı kullanmadan tutabilecek kadar yeri olmayı gerektirir. Kutusundan çıkmamış bir takımı kırk yıl saklamak, o dolabı ayırabilmeyi gerektirir. Depoya konan sandık on yıl kira ödetti ve ortanca kardeş bunu ödeyebildi.
Dahası, bir nesneyi tanımak da bir şeydir. Sandığın hangi parçasının değerli olduğunu ikinci el satıcısı biliyordu; üç kardeşten hiçbiri bilmiyordu. Bir eşyanın adını, kullanımını ve nereye ait olduğunu bilmek, o eşyaya sahip olmaktan ayrı bir şey ve ikisi her zaman aynı kişide bulunmuyor.
İşte burada kültür, herkesin ortak zemini olmaktan çıkıp insanları birbirinden ayıran bir çizgiye dönüşüyor. Aynı toplumun içinde kendi eşyaları, kendi sözleri ve kendi beğenileri olan öbekler var; bazıları ana akımın yanında sessizce duruyor, bazıları ona açıkça karşı çıkıyor.
Bir sonraki ders o öbekleri ele alıyor. Bir topluluk içindeki küçük kültürlerin nasıl kurulduğunu, hangilerinin karşı çıkmak için var olduğunu ve neyi bilmenin bir kişiye kapı açıp neyi bilmemenin kapı kapattığını ele alacağız. Buradaki eşya listesi orada bir ölçüte dönüşecek: evinde ne durduğu değil, neyin nerede durması gerektiğini kimden öğrendiğin.