Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bundan sonra karşına çıkan her kutuda işini görecek yedi cümle.
- Simge, kendi dışındaki bir şeyi temsil eden ve karşılığı topluluk tarafından tanındığı için işleyen işarettir; anlamı kendisinden gelmez.
- Dil, sınırsız yeni anlam üretebilen en büyük simge sistemidir ve adlandırırken aynı anda böler.
- Toplumsal sınıflandırma bir betimleme değil bir işlemdir: kutular arası farkı büyütür, kutu içi farkı küçültür.
- Aynı gerçeklik başka kutulara bölünebilir; iki dilin akrabalığı iki farklı sayıda kutuya ayırması bunun en gündelik kanıtıdır.
- Uzun süre kullanılan kutular doğallaşır ve dünyanın kendi özelliği gibi görünür; işareti, değişiklik önerildiğinde tartışmanın gerçekliğin çarpıtılmasına kayması.
- Her sınıflandırmanın sonunda bir artık kategori vardır ve orada duranlar sayılır ama görülmez; bir sistemi tanımanın en hızlı yolu o kutuyu açmaktır.
- Kutular hak, ödenek ve görünürlük taşır; bir kutuyu değiştirmek insanların hayatını değiştirmenin en sessiz yollarından biridir.
Açılış sahnesi
Yoğun bakımın kapısında bir kadın bekliyor. Yirmi iki yıldır aynı apartmanda oturduğu komşusu içeride.
Son dört yıl boyunca ilaçlarını bu kadın hazırladı, doktora bu kadın götürdü, geceleri bu kadın kaldı. Hastanın iki çocuğu var; biri başka bir şehirde, biri başka bir ülkede.
Görevli formu uzatıyor. Formda "yakınlık derecesi" yazan bir kutu var ve altında seçenekler sıralı: eş, anne, baba, çocuk, kardeş, diğer.
Kadın uzun süre bakıyor. Yirmi iki yıl hiçbir kutuda yok.
"Diğer"i işaretliyor. Görevli forma bakıyor ve ziyaret hakkının birinci derece yakınlara ait olduğunu söylüyor.
Akşam, hastanın oğlu uçaktan iniyor ve doğrudan içeri giriyor. Babasını en son üç yıl önce görmüştü.
Formda bir hata yok. Form, ilişkiyi ölçmüyor; ilişkiyi hangi kutulara böldüğümüzü ölçüyor ve o kutular birini içeri, ötekini koridora koyuyor.
Bu derste ne olacak
Geçen ders kültürün beş öğesini saydı ve ikisini bilerek boş bıraktı. Şimdi o ikisini dolduruyoruz ve doldururken bir soruya cevap vereceğiz: bir bardak nasıl kapı olur, bir kutu nasıl koridor?
Cevap, kültürün en görünmez katmanında duruyor. Bir topluluk dünyayı hazır bulmaz; onu parçalara ayırır, parçalara ad verir ve o adlarla iş görür. Kapıdaki kadın bir ilişki eksikliği yaşamadı; ilişkisinin adı yoktu.
Ders üç kat hâlinde ilerliyor. Önce bir şeyin başka bir şeyin yerine nasıl geçtiğini kuracağız. Sonra bu yerine geçmelerin en büyük ve en düzenli sistemine, yani dile bakacağız. Ardından dilin asıl işine geleceğiz: dünyayı kutulara ayırmak. En sonda bu kutuların nasıl olup da kutu olmaktan çıkıp dünyanın kendisi gibi göründüğünü ve her sınıflandırmanın sonundaki o küçük, tehlikeli kutuyu ele alacağız.
Hastane, muhtarlık ve anket anlatımları kurgudur; gerçek bir kurumun kaydını taşımazlar. Her biri, bir sınıflandırmanın tek bir kişinin hayatına dokunduğu anı yalıtabilmek için kuruldu.
Sıfır noktası — bir şey başka bir şeyin yerine
Geçen dersin çayı bir içecekti ve aynı zamanda bir kapıydı. İkinci işi görebilmesi için birinci işinden fazlasını yapması gerekiyor.
Tanımın en önemli kelimesi "tanındığı". Bir kişi bir nesneye tek başına anlam yükleyebilir, ama o anlam kimse tarafından bilinmiyorsa nesne bir simge değil, kişisel bir hatıradır. Simge en az iki kişi ister ve gücü, kaç kişinin aynı karşılığı bildiğiyle artar.
İkinci önemli nokta, simge ile karşılığı arasındaki bağın zorunlu olmaması. Siyah rengin yasla, beyazın temizlikle ya da sağ elin selamla ilişkisi, o renklerin ve o elin özelliklerinden çıkmıyor. Bağ, geçen kursta tanımladığımız uzlaşımla kuruluyor: herkes uyduğu için uyulan ve uymayanın kendisi zarar gören bir düzenlilik. Bu yüzden aynı işaret iki toplulukta zıt şeyler söyleyebilir ve ikisi de yanlış olmaz.
Yaygın yanlışBir simgenin anlamının onun kendisinden geldiği düşünülür.
Hiçbir renk, hiçbir ses ve hiçbir hareket kendi başına bir şey söylemez; söyleyen şey, o işaretin bir toplulukta neye bağlandığıdır. Bağ değişirse, aynı nesne bir gecede başka bir şey söylemeye başlar ve nesnenin kendisinde hiçbir şey değişmemiş olur.
Mekanizma — dilden kutulara
Simgeler tek tek dağınık durmuyor. En kalabalık, en düzenli ve en çok iş gören simge kümesi konuşulan dildir.
O iş şu: dil dünyayı adlandırırken aynı zamanda bölüyor. Bir şeyin ad taşıyabilmesi için önce başka şeylerden ayrılmış olması gerekir; ad koyulan yere bir çizgi düşer ve çizginin iki yakası artık iki ayrı şeydir.
Sınıflandırmanın iki yönlü etkisi, mekanizmanın kalbi. Aynı kutuya konan iki şey birbirine benzer görünmeye başlar; ayrı kutulara konan iki şey arasındaki küçük fark büyür. Yoğun bakımın kapısındaki kadın ile üç yıldır babasını görmemiş oğul, bir kutu tarafından birbirinden ayrıldı; oğul ile başka bir hastanın hiç görüşmediği kızı ise aynı kutuya kondu ve aynı hakkı aldı.
Sınıflandırmalar bir yerde durmuyor. Uzun süre kullanıldıklarında insanların gözünde kutu olmaktan çıkıyor ve dünyanın kendi eklem yerleri gibi görünmeye başlıyorlar.
Her sınıflandırma bir yerde biter ve bittiği yerde bir kutu daha açılır. O son kutu, dersin en verimli parçası.
Artık kategoriye bakmak, bir sınıflandırmayı anlamanın en hızlı yoludur. Bir kurumun neyi kutuladığı onun ne yaptığını söyler; neyi "diğer"e attığı ise neyi görmediğini söyler ve ikincisi çoğu zaman daha öğretici.
Yaygın yanlışSınıflandırmanın gerçekliği yalnızca kaydettiği düşünülür.
Kutular kaydetmekle kalmaz, sonuç üretir: kimin ziyaret edeceği, kimin ödenek alacağı, kimin çalışan sayılacağı kutuya bağlıdır. Bu yüzden bir sınıflandırmayı değiştirmek, çoğu zaman insanların hayatını değiştirmenin en sessiz ve en hızlı yoludur.
Kuramsal mercekler
Sınıflandırmaların nereden geldiği ve ne yaptığı konusunda sosyolojide üç ayrı hat yürüyor. Aynı hastane kapısına bakarlar, üç ayrı şey görürler.
Birinci hat: kutular toplumun kendi biçimini yansıtır. Bu hatta göre bir topluluğun dünyayı bölme biçimi, o topluluğun kendi bölünmelerinin izini taşır; insanlar doğayı, kendi aralarındaki ayrımlara benzeterek düzenler ve bu yüzden sınıflandırma sistemleri toplumdan topluma değişir. Hastane formundaki kutular, akrabalığın hukukta ve gündelik hayatta nasıl bölündüğünü tekrarlıyor. Bu hattın gördüğü şey, kutuların keyfî olmadığı ve bir düzeni yansıttığıdır; göremediği şey, aynı toplumda birbiriyle yarışan sınıflandırmaların bulunmasıdır.
İkinci hat: kutular etkileşimde her seferinde yeniden kurulur. Bu hatta göre kutu diye kalıcı bir şey yoktur; insanlar karşılaştıkları anda birbirini bir şeye yerleştirir, bu yerleştirmeye göre davranır ve karşılık aldıkça yerleştirmeyi düzeltir. Kapıdaki kadının "diğer" olması formda değil, görevliyle arasındaki o kısa alışverişte oldu; başka bir görevli başka türlü davranabilirdi. Bu hattın gördüğü şey, sınıflandırmanın canlı ve pazarlığa açık olduğudur; göremediği şey, formun basılı olmasıdır: bazı kutular pazarlığın masaya oturduğu andan önce orada durur.
Üçüncü hat: kutuları koyabilen, gücü elinde tutandır. Bu hatta göre asıl soru kutuların ne olduğu değil, kimin koyduğudur; bir topluluğun neyi hangi kutuya koyacağına karar verebilmek başlı başına bir güçtür ve bu güç eşit dağılmaz. Formu kimse tartışmadı, çünkü formu yazan orada değildi ve kadının o kutuya itiraz edebileceği bir adres yoktu. Bu hattın gördüğü şey, sınıflandırmanın bir iktidar işi olduğudur; göremediği şey, en güçlünün bile bütün kutuları kuramadığı ve gündelik dilin kendi kutularını kimseye sormadan üretmeye devam ettiğidir.
Yaygın yanlışBu üç hattan birinin doğru, ötekilerin eksik olduğu düşünülür.
Kutunun neden o biçimde olduğunu birincisi, kapıda ne olduğunu ikincisi, kutuyu kimin koyduğunu üçüncüsü daha iyi gösteriyor. Bir sınıflandırmayı anlamak, üç soruyu da sormaktır: bu bölme neyin izini taşıyor, uygulandığı anda ne oluyor ve itiraz nereye yapılır?
Ölçek
Sınıflandırma her düzeyde iş görüyor, ama düzey yükseldikçe kutuların esnekliği azalıyor ve düzeltilmesi zorlaşıyor.
Mikro düzeyde kutular konuşmanın içinde kurulur ve anında değişir. Birini "bizden biri" ya da "yabancı" saymak, bir sözü şaka ya da hakaret olarak almak, bir davranışı beceriksizlik ya da kötü niyet olarak okumak saniyeler içinde olur ve karşıdakinin bir cümlesiyle geri alınabilir. Bu düzeyde sınıflandırma en canlı ve en ucuz hâlindedir.
Mezo düzeyde kutular forma, listeye ve yazılıma girer. Bir hastanenin yakınlık kutuları, bir okulun sınıf listeleri, bir kurumun şikâyet başlıkları bu düzeydedir ve artık kişiler arasında pazarlık edilemez; değiştirilmesi için birinin karar vermesi ve bir işlem yapılması gerekir. Kutunun sertleşmesi burada başlar.
Makro düzeyde kutular nüfus sayımına, hukuka ve resmî istatistiğe yerleşir. Kimin çalışan, kimin işsiz, kimin hane halkı, kimin kentli sayılacağı bu düzeyde tanımlanır ve tanımlar yıllarca sabit tutulur, çünkü değiştirildiklerinde önceki yıllarla karşılaştırma bozulur. Bu düzeyde sınıflandırma en güçlü ve en katıdır; bir kutuya girmeyen kişi yalnız bir formda değil, ülkenin kendisi hakkındaki bilgisinde de görünmez olur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir sınıflandırmanın orada olduğunu ve iş gördüğünü göstermek, insanlara kutularını sormakla olmuyor; kutular doğallaştığı için görünmez.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de bir sınıflandırmanın dünyayı nasıl kestiğini görmek için uzağa gitmeye gerek yok: akrabalık adları bunu her gün yapıyor.
Türkçede annenin erkek kardeşi dayı, babanın erkek kardeşi amcadır; annenin kız kardeşi teyze, babanınki haladır. Dört ayrı kelime, dört ayrı kutu ve her kutuyla birlikte gelen ayrı bir beklenti: kimin düğünde nerede duracağı, kimin mirasta ne söyleyeceği, çocuğun kimin yanında rahat davranacağı bu kutulara göre değişir. Kutular o kadar yerleşiktir ki, iki dayının aynı kutuda olması kimseye tuhaf gelmez.
Aynı akrabalık ilişkileri İngilizcede iki kutuya sığıyor: annenin ve babanın erkek kardeşi için tek kelime, kız kardeşleri için tek kelime kullanılıyor. İlişkiler aynı, insanlar aynı; bölme farklı. Türkçe konuşan biri için bilgi taşıyan bir ayrım, öteki dilde her seferinde ayrıca açıklanmak zorunda kalıyor ve açıklanmadığı sürece hiç sorulmuyor.
İkinci bir örnek, kutunun değişmesinin bir yeri nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Türkiye'de bazı illerde köyler bir düzenlemeyle mahalleye dönüştürüldü. Bu, insanların taşınmasıyla ya da tarlaların kapanmasıyla ilgili değildi; bir kutunun adı değişti ve adla birlikte otlak kullanımı, bazı yükümlülükler ve hizmetin hangi bütçeden geleceği değişti. Kırsal nüfusun ne kadar olduğu sorusunun cevabı da o yıl değişti ve cevabın değişmesi için tek bir kişinin yer değiştirmesi gerekmedi.
Karşılaştırma, aynı işin başka ülkelerde de yapıldığını ve kutuların ülkeden ülkeye tutmadığını gösteriyor. Nüfus sayımlarında insanların köken ya da renk bakımından hangi kutulara ayrıldığı ülkeden ülkeye ciddi biçimde değişiyor; Brezilya'nın sayımında kullanılan renk kutuları ile Amerika Birleşik Devletleri'nin sayımında kullanılan kutular aynı kişiyi farklı yerlere koyabiliyor ve bir ülkede bir kutuda olan kişi, öteki ülkeye taşındığında başka bir kutuda buluyor kendini. Kişi aynı kişi, kutular farklı. Bu, kutuların uydurma olduğunu değil, gerçekliğin birden çok biçimde bölünebileceğini ve her bölmenin kendi ülkesinin tarihini taşıdığını gösteriyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDilin dünyayı yalnızca adlandırdığı, olduğu gibi bıraktığı düşünülür.
Ad koymak aynı zamanda bölmektir: adı olan şey ayrı bir şey hâline gelir, adı olmayan şey ise ayrı olarak fark edilmez. Bakım veren komşunun bir adı olmadığı için ilişkisi yok sayılmadı; yalnızca görülmedi ve görülmemek, ziyaret hakkı söz konusu olduğunda yok sayılmakla aynı sonucu verdi.
Yaygın yanlışSınıflandırmaların doğru ya da yanlış olduğu, doğrusunun bulunabileceği varsayılır.
Bir sınıflandırma bir amaca göre iyi ya da kötüdür; hastalıkları belirtiye göre bölmek başka bir işe, bulaşıcılığa göre bölmek başka bir işe yarar ve ikisi de aynı hastalıkları başka kutulara koyar. Sorulacak soru "doğru mu" değil, "ne için ve kim için".
Yaygın yanlışArtık kategorinin küçük ve önemsiz olduğu beklenir.
Diğer kutusu çoğu zaman en kalabalık kutulardan biridir ve içindekiler hakkında hiçbir bilgi tutulmadığı için kalabalıklığı da fark edilmez. Bir sistemi denetlemenin en hızlı yolu, o sistemin diğer kutusunu açıp içindekileri okumaktır.
Yaygın yanlışKutuları değiştirmenin yalnızca bir kelime meselesi olduğu, gerçekte bir şeyi değiştirmediği düşünülür.
Kutular hakları, ödenekleri, kayıtları ve karşılaştırmaları taşır; kutu değiştiğinde kimin neye erişeceği değişir. Bir satır eklemek koridorda bekleyen insanı içeri alabilir ve bu, o insan için sözlük değişikliği değildir.
Yaygın yanlışBir topluluğun kutularının o topluluğun üyelerine sorularak öğrenilebileceği sanılır.
Doğallaşmış kutular sorulunca görünmez, çünkü üyeler onları bir seçim olarak yaşamaz; başka bir bölmeyle karşılaşıldığında ya da kutu birine dar geldiğinde ortaya çıkar. Bu yüzden sınıflandırma araştırması, insanların cevaplarından çok formlara, listelere ve arada kalanlara bakar.
Aklında kalsın
Bundan sonra karşına çıkan her kutuda işini görecek yedi cümle.
- Simge, kendi dışındaki bir şeyi temsil eden ve karşılığı topluluk tarafından tanındığı için işleyen işarettir; anlamı kendisinden gelmez.
- Dil, sınırsız yeni anlam üretebilen en büyük simge sistemidir ve adlandırırken aynı anda böler.
- Toplumsal sınıflandırma bir betimleme değil bir işlemdir: kutular arası farkı büyütür, kutu içi farkı küçültür.
- Aynı gerçeklik başka kutulara bölünebilir; iki dilin akrabalığı iki farklı sayıda kutuya ayırması bunun en gündelik kanıtıdır.
- Uzun süre kullanılan kutular doğallaşır ve dünyanın kendi özelliği gibi görünür; işareti, değişiklik önerildiğinde tartışmanın gerçekliğin çarpıtılmasına kayması.
- Her sınıflandırmanın sonunda bir artık kategori vardır ve orada duranlar sayılır ama görülmez; bir sistemi tanımanın en hızlı yolu o kutuyu açmaktır.
- Kutular hak, ödenek ve görünürlük taşır; bir kutuyu değiştirmek insanların hayatını değiştirmenin en sessiz yollarından biridir.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca simgeleri, sözleri ve kutuları konuştuk ve hepsi elle tutulmayan şeylerdi. Oysa hastane kapısındaki sahnenin ortasında somut bir nesne duruyordu: basılı bir kâğıt.
O kâğıt bir fikir değil. Matbaada basılmış, alanları önceden çizilmiş, kutuları sabit ve tükenmez kalemle doldurulan bir nesne. Kadının karşılaştığı sınıflandırmayı değiştirmek için ikna edilecek bir kişi değil, yeniden bastırılacak bir form vardı.
Kültürün elle tutulmayan katmanı, elle tutulan nesnelere yerleştiğinde başka türlü davranmaya başlıyor. Bir fikir tartışılabilir, bir form doldurulmak zorundadır; bir alışkanlık değişebilir, bir eşiğin yüksekliği değişmez.
Sıradaki ders bu ikisinin arasına giriyor. Kültürün nesnelere yerleşmiş hâli ile fikir hâlinde kalan yanını ayıracak, ikisinin birbirini nasıl beslediğini ve neden aynı hızda değişmediklerini ele alacağız. Buradaki kutu fikri orada sertleşecek: bir sınıflandırma bir kâğıda basıldığında, artık yalnız bir düşünce değil, elden ele dolaşan bir nesnedir.