İçeriğe geç

TEM-103-01·Kültür, Dil ve Semboller

Kültürün öğeleri ve kültürel örüntüler

temel3.235 kelime≈ 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kültür kelimesi her geçtiğinde sırayla sorulacaklar.

  1. Kültür öğrenilir, paylaşılır ve aktarılır; sanat da çay da aynı ölçüde kültürdür ve kültürsüz topluluk yoktur.
  2. Beş öğe vardır: simge, dil, değer, norm, nesne ve pratik; ayrı ayrı yaşamazlar, aynı sahnede birlikte iş görürler.
  3. Örüntü kural değildir; kural tek davranışı, örüntü davranışların dizilişini söyler ve öğrenilen şey çoğu zaman sahnenin tamamıdır.
  4. Örüntüler içeriden görünmez; ancak bir yabancı bozduğunda ya da başka bir sıra görüldüğünde fark edilir.
  5. İdeal kültür anlatılandır, gerçek kültür yapılandır; aradaki mesafe her toplulukta vardır ve kusur değil ölçüm nesnesidir.
  6. Kültür bir alet çantasıdır: insana ne yapacağını değil ne yapabileceğini verir ve çanta her kişide parçalı, her kişide biraz farklıdır.
  7. Makro düzeydeki kültür iddiaları birer kısaltmadır; alt düzeylerde ne kadar geçerli oldukları gösterilmedikçe varsayım olarak kalır.

Açılış sahnesi

Bir köy düğünü, ağustos. Damadın yeğeni on yedi yaşında, Duisburg'da doğmuş, köye hayatında dördüncü kez geliyor.

Halay başladığında kimse ona bir şey söylemiyor; halkanın neresine gireceğini, kimin elini tutacağını ve ilk figürün hangi ayakla başladığını biliyor. Takı sırası geldiğinde kuyruğa nereden gireceğini, zarfı kime vereceğini ve mikrofonda kimin adının okunacağını biliyor.

Sofrada büyükler oturmadan oturmuyor. Dedesinin elini öperken alnına götürüyor. Çayı ince belli bardaktan, şekeri karıştırmadan içiyor.

Bir tek yerde takılıyor: gelinin annesine "Almanya'da nasıl gidiyor" diye soruyor. Masada kısa bir sessizlik oluyor, çünkü o soru burada yalnız gurbetten gelene sorulur ve gelinin annesi hiç gitmemiştir.

Çocuk bu köyde toplam üç ay geçirmiş. Kimse ona halayı, takıyı, el öpmeyi ve çayı öğretmemiş. Yanlış yaptığı tek şeyi de kimse ona söylememiş; sessizlikten anlamış.

Bu derste ne olacak

Önceki kurs bir topluluğun sınırını aradı ve kapanırken bir eksiğini söyledi: o sınırın içinde kural dışında neyin paylaşıldığını görecek aleti yoktu. Bu kurs o aleti kuruyor ve bu ders ilk parçasını takıyor.

Düğündeki çocuk bir şey taşıyordu ve taşıdığı şey ne bir diziliş ne bir kural ne de bir bağdı. Üç ayda öğrenilmiş, hiç öğretilmemiş, bir başka ülkede doğmuş birinin bedenine sinmiş ve tek bir yanlış soruyla sınırını göstermiş bir şeydi.

Bu ders o şeyi adlandırıyor, parçalarına ayırıyor ve parçaların nasıl tekrarlanan biçimlere oturduğunu gösteriyor. Sonra iki şeyi ayırt etmeyi öğreneceksin: bir topluluğun kendisi hakkında söyledikleri ile gerçekte yaptıkları. En sonda da kültürün insanı bir kalıba mı döktüğü, yoksa ona bir alet çantası mı verdiği sorusuna geleceğiz; çocuğun halayı bilmesi ile yanlış soruyu sorması aynı anda ancak orada açıklanabiliyor.

Düğün, ofis ve şirket anlatımları gerçek bir yerin kaydı değil, kurgudur; her biri, kültürün bir parçasını ötekilerden ayrı gösterebilmek için tek bir işe göre kuruldu.

Sıfır noktası — taşınan şey

Gündelik dilde kültür, bir yandan sanata ve okumuşluğa, öte yandan bir ülkenin geleneklerine işaret ediyor. Sosyolojide kelime bu iki anlamın da dışında, çok daha geniş ve çok daha sıradan bir şeyi adlandırıyor.

Tanımın üç ayağı, üç yaygın karışıklığı önlüyor. Öğrenilmiş olması onu doğuştan gelen özelliklerden ayırır; paylaşılmış olması onu kişisel huydan ayırır; aktarılıyor olması onu bir günlük modadan ayırır. Duisburg'daki çocuk halayı kanıyla getirmedi, kendi başına icat etmedi ve bir yaz için uydurmadı.

Kültürü bir bütün olarak görmek zor; parçalarına ayrıldığında hem görünür hem de sayılabilir hâle geliyor.

Bu beş öğeden ikisini, değeri ve normu, önceki kursta tanımlamıştık; burada yalnız yerlerine oturuyorlar. Simge ve dil bir sonraki dersin, nesneler bir sonrakinin konusu. Bu dersin işi öğelerin kendisi değil, öğelerin nasıl bir araya geldiği.

Yaygın yanlışKültürün yalnız sanat, müzik ve edebiyattan ibaret olduğu sanılır.
Doğrusu

Bu, kültürün dar ve değer yüklü kullanımıdır: "kültürlü insan" ifadesi belirli bir beğeniyi ötekilerden üstün sayar. Sosyolojik anlamda kültürsüz bir insan ya da topluluk yoktur; halay bilmeyen biri başka bir şeyi bilir ve bildiği şey de öğrenilmiş, paylaşılmış ve aktarılmıştır.

Mekanizma — öğeler örüntüye nasıl oturur

Beş öğe rastgele bir yığın hâlinde durmuyor. Belirli öğeler belirli biçimlerde bir araya geliyor ve o biçim, tek tek öğelerin hiçbirinde bulunmayan bir şeyi taşıyor.

Örüntünün kuraldan farkı, düğündeki çocukta görünüyor. Çocuk halay hakkında bir kural sayamazdı; ama halkaya girdiğinde bütün sahneyi biliyordu, çünkü öğrendiği şey kurallar değil, sahnenin kendisiydi. Sofrada da böyleydi: büyüklerin oturmasını beklemek bir norm, ama neyin hangi sırayla geldiği, kimin ilk lokmayı aldığı ve sofradan ne zaman kalkıldığı bir örüntüdür.

Örüntü kadar önemli ikinci mekanizma, örüntülerin çoğunun görünmez olmasında. İçeriden bakan için sıra "olması gereken" sıradır ve başka bir sıranın mümkün olduğu akla gelmez; ancak dışarıdan biri sırayı bozduğunda ya da başka bir sıra görüldüğünde örüntü fark edilir.

Şimdi bir ayrım gerekiyor, çünkü bir topluluğun kendisi hakkında anlattığı örüntü ile gerçekten yaşadığı örüntü aynı olmak zorunda değil.

Yaygın yanlışİdeal kültür ile gerçek kültür arasındaki mesafenin bir kusur olduğu ve kapatılması gerektiği düşünülür.
Doğrusu

Mesafe her toplulukta vardır ve tamamen kapandığı bir topluluk bilinmiyor. Mesafenin bir kusur olarak okunması, onu ölçmeyi zorlaştırır; ölçülmesi ise topluluğun kendisi hakkındaki anlatısının nerede işe yaradığını ve nerede yaradığını gösterir.

Dersin son mekanizması, kültürün insanı nasıl etkilediği sorusuna cevap veriyor ve düğündeki çocuğun bütün hikâyesi burada toplanıyor.

Alet çantası fikri, çocuğun hem halayı bilmesini hem yanlış soruyu sormasını tek hamlede açıklıyor. Çocuğun çantasında köyün düğün aletleri vardı, çünkü her yaz o sahneyi izlemişti; köyün gurbet sohbetinin aletleri yoktu, çünkü o sohbet köyde onun önünde değil, onun hakkında yapılıyordu. Çanta bütün değil, parçalıydı ve her insanın çantası öyledir.

Yaygın yanlışKültürün insanı belirlediği, yani bir kültürün üyesinin o kültürün gerektirdiği gibi davranmak zorunda olduğu sanılır.
Doğrusu

Kültür insana ne yapacağını değil, ne yapabileceğini verir: bir dağarcık, bir alet takımı. Aynı kültürün iki üyesi aynı durumda farklı aletler seçer ve seçim, kültürün değil kişinin ve durumun izini taşır.

Kuramsal mercekler

Kültürün ne olduğu ve insana ne yaptığı konusunda üç ayrı okuma var ve düğündeki çocuğu üç okuma üç ayrı biçimde anlatıyor.

Birinci okuma: kültür paylaşılan bir anlam sistemidir. Burada üyeleri birbirine bağlayan şey, aynı simgelere aynı anlamı vermeleridir; kültür, topluluğu bir arada tutan ortak zemindir ve öğeleri birbiriyle tutarlı bir bütün oluşturur. Çocuğun halayı bilmesi, bu okumaya göre ortak anlam sisteminin ona ulaşmış olmasıdır. Bu görüşün gördüğü şey, kültürün nasıl bir bütün gibi hissedildiğidir; göremediği şey, aynı topluluk içindeki tutarsızlıklar ve çelişkilerdir.

İkinci okuma: kültür bir alet çantasıdır. Bu görüşe göre kültür tutarlı bir bütün değil, insanların içinden seçim yaptığı bir dağarcıktır; öğeler birbiriyle çelişebilir ve aynı kişi aynı gün içinde birbirine zıt aletler kullanabilir. Çocuğun yanlış sorusu bu okumaya göre bir anlam sistemi eksikliği değil, çantasında o sahnenin aletinin bulunmamasıdır. Bu görüşün gördüğü şey, kültürün nasıl parça parça öğrenildiği ve kullanıldığıdır; göremediği şey, bazı aletlerin neden herkeste bulunduğu ve çantanın neden kişiden kişiye o kadar az değiştiğidir.

Üçüncü okuma: kültür bir ayrım aracıdır. Bu görüşe göre kültürün öğeleri herkese eşit dağılmamıştır; hangi beğeninin, hangi dilin ve hangi örüntünün "doğru" sayıldığı, kimin o beğeniye sahip olduğuyla ilgilidir ve kültür, kimin içeride kimin dışarıda olduğunu her gün yeniden çizer. Bu okumaya göre çocuğun sofradaki sessizliği yalnız bir yanlış değil, gurbetçi ile köylü arasındaki bir çizginin bir anlığına görünür olmasıdır. Bu görüşün gördüğü şey, kültürün nasıl bir güç ilişkisi taşıdığıdır; bunun ayrıntısı, kültürel sermaye ve beğeni kavramlarıyla birlikte, bu kursun ilerleyen derslerinde ve alan kurslarında ele alınıyor.

Yaygın yanlışBu okumalardan birinin ötekileri geçersiz kıldığına inanılır.
Doğrusu

Bir kültürün ne kadar bütün gibi hissedildiğini birincisi, insanların onu nasıl kullandığını ikincisi, kimin dışarıda kaldığını üçüncüsü gösterir. Aynı düğünü üç okumayla birden anlatabilmek, birini seçip ötekilerin gördüğünü gözden kaçırmaktan daha çok şey öğretir.

Ölçek

Kültür her düzeyde işliyor, ama düzey değiştikçe "paylaşılan" kelimesinin kapsamı değişiyor ve büyük düzeydeki iddialar giderek daha az güvenilir hâle geliyor.

Mikro düzeyde kültür bir hanenin ve bir arkadaş çevresinin örüntüsüdür. Bir ailede şakanın nasıl yapıldığı, kızgınlığın nasıl gösterildiği, sofrada kimin nerede oturduğu o hanenin kültürüdür ve aynı mahalledeki iki hane bu konuda birbirinden başka bir ülke kadar farklı olabilir. Bu düzeyde kültür en somut ve en güvenilir biçimde gözlenir.

Mezo düzeyde kültür bir kurumun ya da mesleğin örüntüsüdür. Bir hastanede hataların nasıl konuşulduğu, bir fabrikada molanın nasıl geçirildiği, bir okulda öğretmenler odasında neyin söylenip neyin söylenmediği bu düzeydedir. Kurumların kendi kültürünün nasıl kurulduğu örgütler kursunda ayrıca ele alınıyor.

Makro düzeyde kültür bir ülkenin ya da bir bölgenin örüntüsü olarak anlatılır ve bu düzeyde tuzak başlar. "Türk kültürü" ya da "Akdeniz kültürü" gibi ifadeler, içlerinde binlerce hane ve yüzlerce kurum kültürü barındıran çok geniş kaplardır; önceki kursun kap varsayımı burada kültür kelimesiyle geri gelir. Bu düzeyde söylenen her şey, alt düzeylerde ne kadar geçerli olduğu ayrıca gösterilmedikçe bir varsayımdır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Kültür içeriden bakana görünmediği için, araştırmanın büyük bölümü onu görünür kılacak bir mesafe yaratmakla uğraşıyor.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de bir kültürel örüntünün nasıl bütün öğeleri birden taşıdığını görmek için en iyi yer, en sıradan olanı: çay.

Çay bir nesnedir ve bir nesne dizisi getirir: ince belli bardak, tabak, demlik, ocak. Bir pratiktir: demlenir, dolaşır, "bir bardak daha" denir, tepsiyle taşınır. Normlar taşır: misafire sorulmadan gelir, boş bardak dolar, ikinci bardağı reddetmek bir mesaj verir. Simgedir: bir çay teklifi bir konuşma teklifidir ve çay ikram edilmeyen yer, kişinin istenmediği yerdir. Beş öğe tek bir bardakta durur ve Duisburg'da doğan çocuk, halayla birlikte bu bardağı da taşıyordu.

Örüntü aynı ülkede bile tek biçimli değil. Bir mahalle kahvesinde çayın nasıl istendiği, bir şirketin toplantısında çayın nasıl geldiği ve bir köy evinde çayın nasıl ikram edildiği üç ayrı sahnedir ve aynı kişi üçünde de nerede duracağını bilir. Bu, kültürel alet çantasının gündelik hâlidir: tek bir nesne, üç ayrı sahne için üç ayrı kullanım.

Karşılaştırma, aynı nesnenin başka örüntülere nasıl oturduğunu gösteriyor. Britanya'da çay çoğu zaman sütle, belirli saatlere bağlı ve tek bir büyük fincanda içilir; ikinci bardak diye bir örüntü yoktur, çünkü bardak zaten büyüktür. Japonya'da çayın bir hazırlanış töreni vardır ve o törende her hareketin bir sırası, her nesnenin bir yeri bulunur; çay orada bir sohbet bahanesi değil, sessizliğin kendisidir. Arjantin ve Uruguay'da mate adı verilen içecek tek bir kaptan, aynı kamışla, elden ele dolaşarak içilir; kabı paylaşmak ilişkinin kendisidir ve kendi kabını isteyen kişi, sohbetin dışında kaldığını söylemiş olur. Dört yerde de bitki benzer, sıcak su aynı; örüntü dört ayrı şey söylüyor ve dördünde de yeni gelen, ilk bardakta bir yanlış yapıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKültürün bir ülkeyle örtüştüğü, yani her ülkenin tek bir kültürü olduğu sanılır.
Doğrusu

Aynı ülkede iki hane, iki şirket ve iki mahalle birbirinden başka ülkeler kadar farklı örüntüler taşıyabilir ve sınırın iki yanındaki iki köy aynı düğün sırasını paylaşabilir. "Filanca ülkenin kültürü" ifadesi, içindeki farkları silen bir kısaltmadır ve kısaltma olduğu her seferinde yazılmalıdır.

Yaygın yanlışKültürün tutarlı bir bütün olduğu, öğelerinin birbiriyle uyumlu olması gerektiği düşünülür.
Doğrusu

Aynı topluluk hem "misafir başımızın üstünde" der hem de misafirin ne zaman gideceğini hesaplar; hem kader der hem plan yapar. Tutarsızlık bir kusur değil, kültürün bir alet çantası olarak taşınmasının doğal sonucudur.

Yaygın yanlışKültürün geçmişten gelen ve değişmeyen bir şey olduğu sanılır.
Doğrusu

Kültür her kuşakta yeniden öğrenilir ve her öğrenme bir şeyi değiştirir; bugün "gelenek" denen örüntülerin bir kısmı birkaç kuşak öncesine gitmez. Kültürün nasıl değiştiği ve nasıl yayıldığı bu kursun ilerleyen derslerinin konusu; burada yalnız aktarımın kopyalama olmadığını görmek yeterli.

Yaygın yanlışBir topluluğun kültürünü öğrenmek için o topluluğun üyelerine sormanın yeterli olduğu düşünülür.
Doğrusu

Üyeler ideal kültürü anlatır; gerçek kültürü çoğu zaman anlatamazlar, çünkü onu görmezler. Yanlış soruyu soran çocuğa kimse kuralı anlatamadı; çünkü kural yoktu, sahne vardı ve sahne ancak bozulduğunda görünür oldu.

Yaygın yanlışKültürün insanı bir kalıba döktüğü ve aynı kültürün üyelerinin aynı davranacağı varsayılır.
Doğrusu

Kültür bir dağarcık verir, bir senaryo değil; aynı çantadan iki kişi farklı alet çıkarır. Bir topluluğun üyeleri arasındaki farkı kültürle açıklamaya çalışmak, çantayı alet sanmaktır.

Aklında kalsın

Kültür kelimesi her geçtiğinde sırayla sorulacaklar.

  1. Kültür öğrenilir, paylaşılır ve aktarılır; sanat da çay da aynı ölçüde kültürdür ve kültürsüz topluluk yoktur.
  2. Beş öğe vardır: simge, dil, değer, norm, nesne ve pratik; ayrı ayrı yaşamazlar, aynı sahnede birlikte iş görürler.
  3. Örüntü kural değildir; kural tek davranışı, örüntü davranışların dizilişini söyler ve öğrenilen şey çoğu zaman sahnenin tamamıdır.
  4. Örüntüler içeriden görünmez; ancak bir yabancı bozduğunda ya da başka bir sıra görüldüğünde fark edilir.
  5. İdeal kültür anlatılandır, gerçek kültür yapılandır; aradaki mesafe her toplulukta vardır ve kusur değil ölçüm nesnesidir.
  6. Kültür bir alet çantasıdır: insana ne yapacağını değil ne yapabileceğini verir ve çanta her kişide parçalı, her kişide biraz farklıdır.
  7. Makro düzeydeki kültür iddiaları birer kısaltmadır; alt düzeylerde ne kadar geçerli oldukları gösterilmedikçe varsayım olarak kalır.

Sonraki derse köprü

Bu derste kültürün beş öğesini saydık ve ikisini, simgeyi ve dili, tanımlamadan bıraktık. Bunu bilerek yaptık; çünkü o ikisi, öteki üçünün üstünde durduğu zemin.

Çayın bir kapı olması, "kolay gelsin"in cenazede söylenmemesi ve gurbet sorusunun yalnız gurbetçiye sorulması, bu ders boyunca "anlam" kelimesiyle geçiştirdiğimiz bir şeye dayanıyor. Bir bardak nasıl bir kapı olur? Bir söz nasıl bir sahneye bağlanır? Bir soru nasıl bir kişiye "sen buradan değilsin" der?

Cevap, öğelerin en görünmezinde: bir topluluğun dünyayı nasıl kestiğinde. Neyin temiz neyin kirli, neyin içeri neyin dışarı, neyin bizden neyin yabancı sayıldığı, bir şeyin yerine geçen işaretlerle ve o işaretlerin en büyük sistemi olan dille kuruluyor.

Bir sonraki ders o zemine iniyor. Bir işaretin anlamını kimin verdiğini, dilin dünyayı nasıl sınıflara böldüğünü ve aynı nesnenin iki toplulukta neden iki ayrı kutuya girdiğini ele alacağız. Buradaki alet çantası orada yeni bir soruyla karşılaşacak: çantadaki aletlerin adını koyan dil, çantanın içeriğini de belirliyor mu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.