Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Giddens'a göre yapı ile eylem birbirine karşıt iki şey değil, yapılaşma adı verilen tek bir sürecin iki yüzüdür.
- Yapı, eylemde kullanılan kurallar ve kaynaklardan oluşur; hem eylemin aracı hem de sonucudur ve bu yüzden hem kısıtlar hem mümkün kılar.
- İnsanlar bilgili faillerdir; bildiklerinin önemli kısmı, sözle anlatılamayan pratik bilinçte yaşar.
- Gündelik rutinler, toplumsal düzeni yeniden üretir ve insanların ontolojik güvenliğini sürdürür.
- Modernlik, toplumsal ilişkileri yerel bağlamlarından koparır; güven, para gibi simgesel araçlara ve uzman sistemlere taşınır.
- Benlik, modern koşullarda sürekli yeniden gözden geçirilen düşünümsel bir projeye dönüşür; kuram ise ampirik belirsizlik, kaynak eşitsizliğini hafife alma ve Batı merkezlilik açısından eleştirilir.
- Türkiye'de «söz senettir» deyişinin yanında kredi kayıt sistemlerinin yükselişi, yüzü olan ve yüzü olmayan güvenin yan yana yaşadığını gösterir.
Açılış sahnesi
Nuran Hanım altmışlarının sonunda, emekli bir memur. Otuz yıldır aynı mahallede oturuyor ve her ayın başında aynı yolu yürüyor: fırından ekmeğini alıyor, çarşıdaki banka şubesine uğruyor, maaşını çekiyor, veznedeki genç kıza hâlini hatırını soruyor, sonra pazara geçiyor. Bu yürüyüş, onun için bir ayın başladığını gösteren işaret gibi.
Bir sabah şubenin kapısında bir kâğıt asılı: şube kapanmış, işlemler için mobil uygulama ya da ilçe merkezindeki büyük şube öneriliyor. Nuran Hanım kapının önünde bir süre duruyor. Parası yerinde, hesabı açık, kimse bir şey kaybetmiş değil. Ama içinde tarif edemediği bir boşluk var. Eve dönerken, torununun telefonuna kurduğu uygulamayı açmayı deniyor; şifre istiyor, doğrulama kodu istiyor. Ekranda bir yüz yok, hâl hatır soracak kimse yok.
Akşam kızına telefonda anlatıyor: «Param orada biliyorum ama nerede olduğunu bilmiyorum.» Kızı gülüyor. Nuran Hanım ise ciddi. Bu cümlede, bu dersin iki büyük sorusu birlikte duruyor: gündelik tekrarlarımız toplumsal düzeni nasıl ayakta tutuyor ve modern hayat, güvenimizi yüzü olmayan sistemlere nasıl bağlıyor?
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Habitus ve disiplin üzerine okuduklarımızda ağırlık, kişiyi biçimleyen kuvvetlerdeydi. İngiliz sosyolog Anthony Giddens bu ağırlığı iki yerden sarstı. Birincisi, yapının insanlara dışarıdan dayatılan hazır bir kalıp olmadığını, eylemle birlikte her gün yeniden üretildiğini ileri sürdü. İkincisi, modern hayatın yerel ilişkilerden koparılmış soyut sistemlere duyulan güven üzerine kurulduğunu gösterdi.
Önce yapılaşma kuramının temel fikrini, sonra insanların gündelik bilgisini ve güvenlik ihtiyacını, ardından modernliğin güveni nasıl yeniden örgütlediğini ele alacağız. Sonunda kuramın eleştirilerine ve Türkiye'deki bir sözün dönüşümüne bakacağız.
Sıfır noktası — ikilik mi, ikicilik mi?
Temel derslerde yapıyı ve failliği ayrı ayrı tanımlamıştık: yapı, insanların davranışını sınırlayan ve yönlendiren kalıcı ilişki örüntüleri; faillik ise insanların seçme ve farklı davranma kapasitesi. Sosyoloji tarihinin önemli bir kısmı, bu ikisinden hangisinin önce geldiği tartışmasıyla geçti. Durkheim ve Parsons çizgisi yapıyı, sembolik etkileşimcilik ve etnometodoloji ise eylemi öne çıkardı.
Giddens, seksenlerin ortasında çıkan ve İngilizce adı The Constitution of Society olan kitabında, bu tartışmanın kendisinin yanlış kurulduğunu savundu. Ona göre yapı ile eylem, birbirine karşı duran iki ayrı şey değil, aynı sürecin iki yüzüdür.
Giddens yapıyı da farklı tanımladı. Ona göre yapı, bir binanın iskeleti gibi gözle görülen bir şey değildir; eylemde kullanılan kurallar ve kaynaklardan oluşur. Kurallar, bir şeyin nasıl yapılacağına dair örtük ya da açık yöntemlerdir; kaynaklar ise insanların nesneler ve başka insanlar üzerinde etki kurmasını sağlayan araçlardır. Bu kurallar ve kaynaklar, yalnız eylemde kullanıldıkları anda var olur ve kullanıldıkça yeniden üretilir.
Giddens bu fikri anlatmak için sık sık dil örneğini kullandı.
Mekanizma — bilgili failler ve istenmeyen sonuçlar
Giddens, insanları yapıların pasif taşıyıcıları olarak değil, bilgili failler olarak gördü. İnsanlar, içinde yaşadıkları toplumsal düzen hakkında çok şey bilir; ama bu bilginin önemli bir kısmını sözle ifade edemez.
Temel derslerde rutini, tekrarlanan ve fazla düşünmeden yapılan eylemler olarak tanımlamıştık. Giddens'a göre rutinler, yapının yeniden üretildiği en önemli yerdir ve insanların psikolojik dengesi için de vazgeçilmezdir.
Giddens, bilgili faillerin eylemlerinin çoğu zaman kimsenin amaçlamadığı sonuçlar doğurduğunu da vurguladı. Bu istenmeyen sonuçlar, bir sonraki eylemin koşullarını oluşturur. Nuran Hanım'ın şubesinin kapanması, banka müşterilerinin her birinin kendi kolaylığı için telefondan işlem yapmayı seçmesinin kimsenin tek başına istemediği bir sonucuydu.
Modernliğin sonuçları — yerinden çıkarılan ilişkiler
Giddens, Amerika'da verdiği bir dizi konferansı temel alan Modernliğin Sonuçları adlı kısa kitabında, modernliğin gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü ele aldı. Temel derslerde modernliği, sanayileşme, kentleşme, ulus devlet ve bilimsel düşünceyle belirlenen toplum biçimi olarak tanımlamıştık. Giddens, modernliğin ayırt edici özelliğini, toplumsal ilişkilerin yerel bağlamlarından koparılmasında gördü.
Giddens, soyut sistemlere duyulan güvenin, bu sistemlerle yüz yüze karşılaşılan erişim noktalarında, yani vezne görevlisinde, doktorda, kabin görevlisinde sınandığını belirtti. Nuran Hanım'ın veznedeki genç kıza hâl hatır sorması da bu türden bir erişim noktasıydı. Şube kapanınca Nuran Hanım, bankaya duyduğu güveni taşıyan yüzü kaybetti.
Giddens'a göre modernlik, bireylerin kendileri hakkında da sürekli düşünmelerini gerektirir. Önceki kuşaklarda hayat yolunun büyük kısmı gelenekle belirlenirken, modern bireyler mesleklerini, eşlerini, yaşam biçimlerini ve hatta kimliklerini seçmek, bu seçimleri sürekli yeniden gözden geçirmek zorundadır. Giddens, benliğin böylece bir düşünümsel proje hâline geldiğini ileri sürdü.
Giddens, modernliği sürücüsünün tam olarak kontrol edemediği dev bir araca benzetti. Bu araç büyük kolaylıklar sağlar, ama yönü ve hızı kimsenin tek başına denetiminde değildir ve insanlar ondan ne tamamen kaçabilir ne de onu tamamen yönlendirebilir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Yapılaşma kuramı etkili oldu, ama çeşitli yönlerden eleştirildi.
Birincisi, kuramın ampirik araştırmada kullanılmasının zorluğudur. Giddens'ın kavramları, sosyologlara yapı ile eylemi birlikte düşünmeyi hatırlatsa da, bir araştırmada hangi ölçütlerle neyin gözleneceğini çoğu zaman belirsiz bırakır. Eleştirmenler, kuramın bir yöntemden çok bir duyarlılık olarak işe yaradığını öne sürdü.
İkincisi, yapı ile eylemi tek bir sürecin iki yüzü saymanın, ikisinin kendi özgül güçlerini birbirinden ayırt etmeyi zorlaştırmasıdır. Bir sonraki derste göreceğimiz eleştiri tam da bu noktayı hedef alır.
Üçüncüsü, kuramın faillere tanıdığı alanın, kaynakların eşitsiz dağıldığı durumları hafife alabilmesidir.
Dördüncüsü, modernlik anlatısının Batı toplumlarının deneyimini evrensel bir model gibi sunmasıdır. Çoklu modernlikler tartışması, yerinden çıkarma ve düşünümsellik süreçlerinin farklı toplumlarda farklı hızlarda ve farklı biçimlerde yaşandığını hatırlatır. Giddens'ın daha sonra İngiltere'de merkez sol siyasete danışmanlık yapması ve üçüncü yol adıyla anılan bir siyasi programla ilişkilendirilmesi de, kuramın siyasi bir iyimserlik taşıdığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Kuramsal mercekler
Giddens'ın kavramlarıyla çalışan araştırmacılar, onları başlıca üç biçimde kullanır.
Yapılaşma odaklı okuma, kurumların gündelik pratikler içinde nasıl yeniden üretildiğine bakar. Bir okulun ya da bir işyerinin kuralları, orada çalışanların her gün yaptıklarıyla nasıl sürüyor, nerede kayıyor, nerede değişiyor?
Güven ve risk odaklı okuma, insanların uzman sistemlere, bilimsel bilgiye ve kurumlara duyduğu güveni ve bu güvenin sarsıldığı anları inceler.
Kimlik odaklı okuma ise bireylerin kendi hayatlarını nasıl sürekli yeniden anlattıklarını, kişisel gelişim kültürünü ve terapi dilini, benliğin düşünümsel bir proje olarak kurulmasının izleri olarak okur.
Nuran Hanım'ın kapanan şubesi bu üç açıdan başka başka görünür: bir mahalle rutininin çözülmesi, yüzü olan bir güvenden yüzü olmayan bir güvene geçiş ve yaşlı bir kadının, yeni bir sistem karşısında kendini yeniden konumlandırma çabası.
Ölçek
Gündelik ölçekte Giddens'ın sorusu, sıradan tekrarlarımızın neyi ayakta tuttuğudur. Her sabah aynı saatte işe gitmek, aynı biçimde selamlaşmak ya da aynı kuyruğa girmek, hem bizi güvende hissettirir hem de bir düzeni yeniden kurar.
Kurumsal ölçekte kavramlar, bankaların, hastanelerin ve okulların güvenin taşıyıcısı olarak nasıl işlediğini ve erişim noktalarındaki karşılaşmaların bu güveni nasıl güçlendirdiğini ya da zayıflattığını incelemeye yarar.
Küresel ölçekte ise yerinden çıkarma, bir ülkedeki bir kararın başka bir kıtadaki insanların hayatını nasıl etkilediğini, finans piyasalarından iklim değişikliğine uzanan küresel bağımlılıkları anlamaya yardım eder.
Türkiye'de söz senettir
Türkiye'de uzun süre, özellikle çarşıda ve esnaf arasında, «söz senettir» deyişi ticaretin temel ilkelerinden biri olarak anıldı. Bir tüccar, tanıdığı birine veresiye mal verirken, kâğıda değil karşısındakinin adına ve ailesine güvenirdi. Borcunu ödemeyen kişi yalnız parasını değil, çarşıdaki itibarını da kaybederdi. Güven, yüz yüze ilişkilere, akrabalık ve hemşehrilik bağlarına ve uzun süreli tanışıklığa dayanıyordu.
Kentleşme, bankacılığın yaygınlaşması, kredi kartları, kredi notu sistemleri ve elektronik ödeme araçlarıyla birlikte bu güven biçimi büyük ölçüde değişti. Bugün bir mağaza, hiç tanımadığı bir müşteriye taksitli satış yapabiliyor; çünkü güveni, müşterinin yüzüne değil, bankanın ve kredi kayıt sistemlerinin verdiği bilgiye dayanıyor. Giddens'ın kavramlarıyla bu, güvenin yerinden çıkarılmasıdır.
Ama eski güven biçimi tamamen kaybolmadı. Pek çok mahalle bakkalı hâlâ tanıdığı müşterilerine veresiye defteri tutuyor; küçük esnaf arasında sözlü anlaşmalar sürüyor; iş bulmada ve kiralık ev aramada tanıdık tavsiyesi hâlâ önemli. Türkiye'deki deneyim, yüzü olan güven ile yüzü olmayan güvenin yan yana yaşadığını ve insanların ikisi arasında duruma göre geçiş yaptığını gösteriyor. Bu durum, Giddens'ın modernlik anlatısının daha düz bir çizgi izlediği Batı Avrupa örnekleriyle karşılaştırıldığında, çoklu modernlikler tartışmasına somut bir malzeme sunuyor.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Rutinlerin, güvenin ve kendilik anlatılarının nasıl işlediğine dair iddialar farklı araştırma düzenleriyle sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Giddens'a göre yapı ile eylem birbirine karşıt iki şey değil, yapılaşma adı verilen tek bir sürecin iki yüzüdür.
- Yapı, eylemde kullanılan kurallar ve kaynaklardan oluşur; hem eylemin aracı hem de sonucudur ve bu yüzden hem kısıtlar hem mümkün kılar.
- İnsanlar bilgili faillerdir; bildiklerinin önemli kısmı, sözle anlatılamayan pratik bilinçte yaşar.
- Gündelik rutinler, toplumsal düzeni yeniden üretir ve insanların ontolojik güvenliğini sürdürür.
- Modernlik, toplumsal ilişkileri yerel bağlamlarından koparır; güven, para gibi simgesel araçlara ve uzman sistemlere taşınır.
- Benlik, modern koşullarda sürekli yeniden gözden geçirilen düşünümsel bir projeye dönüşür; kuram ise ampirik belirsizlik, kaynak eşitsizliğini hafife alma ve Batı merkezlilik açısından eleştirilir.
- Türkiye'de «söz senettir» deyişinin yanında kredi kayıt sistemlerinin yükselişi, yüzü olan ve yüzü olmayan güvenin yan yana yaşadığını gösterir.
Sonraki derse köprü
Giddens, yapı ile eylemi aynı anda gerçekleşen tek bir sürecin iki yüzü olarak birleştirdi. İngiliz sosyolog Margaret Archer ise bu birleştirmenin, yapının ve failin kendi güçlerini birbirinden ayırt etmeyi imkânsız hâle getirdiğini savundu. Ona göre yapı, onu değiştirecek eylemden önce vardır; eylem, devraldığı koşullar içinde gerçekleşir ve ancak ondan sonra yapıyı koruyabilir ya da dönüştürebilir. Bu yüzden ikisini, analizde ayrı tutmak ve zaman içinde birbirini izleyen evreler olarak incelemek gerekir. Sonraki ders, Archer'ın analitik düalizmini ve toplumların nasıl yeniden üretildiğini ya da dönüştüğünü açıklayan morfogenez yaklaşımını ele alıyor.