Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Foucault'ya göre modern iktidar, öldürme hakkından çok yaşamı koruyan, düzenleyen ve çoğaltan bir biyoiktidara dönüştü.
- Biyoiktidarın iki kutbu vardır: bedenleri eğiten disiplin ve nüfusun doğum, ölüm ve sağlığını yöneten biyopolitika.
- Yönetimsellik, insanların davranışlarını zorlamadan, teşvikler, bilgiler ve normlar aracılığıyla yönlendiren yönetim sanatıdır.
- Pastoral iktidar, bireylerin iç dünyalarını tanıyıp onları yönlendiren ve modern dönemde uzmanlara aktarılan bir iktidar biçimidir.
- Kendilik teknolojileri, bireylerin kendilerini belirli bir özne olarak kurmak için kendi üzerlerinde uyguladıkları tekniklerdir.
- Girişimci benlik, bireyin kendini bir sermaye ve yaşamını bir girişim olarak görmesidir; Mbembe ise yaşatma iktidarının sınırlarında işleyen ölüm politikasına dikkat çekti.
- Türkiye'de salgın döneminde uygulanan sağlık kodu ve yaşa dayalı kısıtlamalar, biyopolitikanın hem koruyucu hem denetleyici yüzünü gösterir.
Açılış sahnesi
Büyük bir şirkette insan kaynakları uzmanı olarak çalışan Elif, yılbaşında şirketin yeni sağlıklı yaşam programına katılıyor. Program gönüllü; ama katılan çalışanların sağlık sigortası primlerinde indirim yapılıyor. Elif'e bir akıllı saat veriliyor. Saat, attığı adımları, uyku süresini, kalp atışını ve hareketsiz kaldığı dakikaları kaydediyor ve verileri şirketin sağlık platformuna gönderiyor.
İlk haftalarda Elif eğleniyor. Her akşam telefonunda adım grafiğine bakıyor, hedefini tutturunca ekranda küçük bir kutlama beliriyor. Şirketin iç ağında, en çok adım atan çalışanların listesi paylaşılıyor. Birkaç ay sonra Elif, bir akşam yorgun olduğu hâlde, hedefini tamamlamak için evin içinde tur atarken buluyor kendini. Gece uyanınca saatine bakıyor; uyku puanının düşük çıkmasından endişe ediyor.
Kimse Elif'i zorlamıyor. Şirket yalnız bir fırsat sunuyor, Elif de kendi sağlığı için bu fırsatı değerlendiriyor. Ama Elif, bir gün kendi bedenini, kendi uykusunu ve kendi yorgunluğunu, bir yöneticinin bir çalışanı değerlendirdiği gibi değerlendirmeye başladığını fark ediyor. Kendisinin hem yöneticisi hem de çalışanı olmuş.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki derste Foucault'nun tek tek bedenleri biçimlendiren disiplin iktidarını gördük. Bu ders, Foucault'nun son on yılında geliştirdiği ve iktidarın iki yeni boyutunu ele alan kavramlara geçiyor. Birincisi, iktidarın bireylerin yanı sıra bütün bir nüfusun yaşamını, sağlığını, doğumunu ve ölümünü yönetmesi. İkincisi, iktidarın insanları dışarıdan yönetmekten çok, onların kendi kendilerini yönetmelerini sağlaması.
Önce Foucault'nun yaşam üzerine iktidar kavramını, sonra devletin ve kurumların insanların davranışlarını nasıl yönlendirdiğini, ardından insanların kendilerini nasıl özneler olarak kurduklarını ele alacağız. En sonda bu kavramların sömürgecilik ve ırkçılık açısından eleştirisine ve genişletilmesine değineceğiz.
Sıfır noktası — öldürme hakkından yaşatma iktidarına
Foucault, yetmişli yılların ortasında yayımladığı cinselliğin tarihinin ilk cildinin son bölümünde, iktidarın tarihindeki köklü bir değişimi anlattı. Eski egemenlik biçiminde hükümdarın en temel gücü, uyruklarının hayatına son verme hakkıydı; hükümdar öldürebilir ya da yaşamaya bırakabilirdi. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllardan itibaren ise iktidar giderek yaşamın kendisini, onu korumayı, uzatmayı, düzenlemeyi ve çoğaltmayı hedef almaya başladı. Artık iktidar yaşatıyor ya da ölüme terk ediyordu.
Nüfus kavramı, bu dönüşümün merkezindeydi. Devletler, on sekizinci yüzyıldan itibaren nüfuslarını saymaya, doğum ve ölüm kayıtları tutmaya, salgınları ve kentlerin sağlık koşullarını incelemeye başladı. İstatistik, kamu sağlığı ve demografi, bu yönetimin bilgi araçları olarak gelişti.
Mekanizma — davranışları yönetmek
Foucault, Collège de France'ta yetmişli yılların sonunda verdiği derslerde, devletin ve öteki kurumların insanları nasıl yönettiğini daha geniş bir çerçevede ele aldı. Ona göre yönetmek, yalnız emir vermek ya da yasaklamak değil, insanların davranışlarını belirli bir yöne yönlendirmekti.
Foucault, bu yönetim biçiminin köklerini Hristiyanlığın ruhların güdülmesi anlayışında buldu.
Özneleşme ve girişimci benlik
Foucault, son yıllarında, iktidarın yalnız insanlar üzerinde değil, insanların kendi kendileri üzerinde uyguladıkları tekniklerle de işlediğini ileri sürdü.
Foucault, yetmişli yılların sonunda verdiği derslerde, yeni bir yönetim anlayışının, yani neoliberalizmin, insanlara nasıl bakmaya başladığını da inceledi. Bu anlayışta birey, kendi yaşamının bir girişimcisi olarak görülüyordu.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Foucault'nun son dönem kavramları çok yaygın biçimde kullanılıyor; ama bu kavramlar da eleştirilere ve genişletmelere konu oldu.
Birincisi, kavramların fazla genişletilmesidir. Biyopolitika ve yönetimsellik, bazen her türlü kamu politikasını ya da her türlü kişisel gelişim uygulamasını açıklamak için kullanılır ve bu durum, kavramların ayırt edici gücünü azaltır. Bir aşı kampanyası ile bir baskı rejimi arasındaki farkı gözden kaçırmamak gerekir.
İkincisi, Avrupa merkezlilik eleştirisidir. Kamerunlu düşünür Achille Mbembe ve başka düşünürler, Foucault'nun yaşatma iktidarı anlatısının, sömürgelerde ve ırksal olarak ötekileştirilen gruplar üzerinde uygulanan öldürme ve ölüme terk etme iktidarını gözden kaçırdığını ileri sürdü. Mbembe, bu iktidar biçimini ölüm politikası olarak adlandırdı.
Üçüncüsü, özneleşme kavramının direniş olanaklarını belirsiz bırakmasıdır. Eğer kendilik teknolojileri hem özgürleşmenin hem de yönetilmenin aracı olabiliyorsa, hangisinin hangisi olduğu nasıl ayırt edilecek? Foucault, son yıllarında antik etiğe yöneldiğinde, kendine özenin bir özgürlük pratiği olabileceğini ima etti; ama bu fikri ayrıntılı biçimde geliştirmeye ömrü yetmedi.
Kuramsal mercekler
Bu kavramların izinden giden araştırmalar başlıca üç damara ayrılır.
Yönetimsellik çalışmaları, İngiliz sosyolog Nikolas Rose gibi araştırmacıların öncülüğünde, psikolojinin, sağlık politikalarının, sosyal hizmetlerin ve işletme yönetiminin insanları nasıl kendi kendilerini yöneten özneler hâline getirdiğini inceler.
Biyopolitika çalışmaları, kamu sağlığını, nüfus politikalarını, göç rejimlerini ve biyoteknolojiyi, yaşamın nasıl ölçüldüğü, düzenlendiği ve kimin yaşamının korunmaya değer bulunduğu açısından sorgular.
Sömürgecilik sonrası okuma ise Mbembe'nin ölüm politikası kavramından yola çıkar ve yaşatma iktidarının sınırlarında, sömürgelerde, kamplarda ve sınırlarda işleyen ölüme terk etme iktidarını görünür kılar.
Elif'in bileğindeki akıllı saat bu üç okumanın her birinden farklı görünür: bir şirketin çalışanlarını yönetmenin incelikli bir yolu, bir nüfusun sağlığını ölçen bir veri akışı ve bu ölçüme hiç dahil edilmeyen çalışanların, örneğin taşeron temizlik işçilerinin sessiz yokluğu.
Ölçek
Tek bir kişinin gündeliğinde soru şudur: o kişi kendi bedenine, sağlığına, zamanına ve kariyerine hangi ölçülerle bakıyor ve bu ölçüleri kim, ne zaman önüne koydu?
Kurumlar düzeyinde kavramlar, işyerlerinin, okulların, hastanelerin ve sosyal hizmet kurumlarının, insanların davranışlarını zorlamadan nasıl yönlendirdiğini ve onları nasıl kendi kendilerini denetleyen özneler hâline getirdiğini incelemeye yarar.
Devletler ve nüfuslar düzeyinde ise kavramlar, doğum, ölüm, sağlık ve göç politikalarının, kimin yaşamını koruduğunu ve kimin yaşamını ölüme terk ettiğini sorgular.
Türkiye'de salgın dönemi ve HES kodu
Türkiye'de küresel salgın döneminde, sağlık bakanlığının geliştirdiği bir mobil uygulama ve bu uygulama üzerinden üretilen kişisel bir sağlık kodu, gündelik hayatın bir parçası hâline geldi. Şehirlerarası yolculuklarda, alışveriş merkezlerine ve kamu binalarına girişte bu kodun gösterilmesi istendi. Kod, kişinin hasta olup olmadığını, bir hastayla temas edip etmediğini ve aşı durumunu gösteriyordu. Aynı dönemde, belirli yaş gruplarındaki yaşlılara ve gençlere uzun süre sokağa çıkma kısıtlamaları uygulandı.
Buradan bakıldığında salgın yılları, biyopolitikanın ders kitabı örneğidir: devlet, nüfusun sağlığını korumak için bireylerin hareketlerini, temaslarını ve bedensel durumlarını ölçtü, kaydetti ve düzenledi. Bu uygulamaların savunucuları, salgının yayılmasını yavaşlattığını ve pek çok insanın hayatını korumaya yardım ettiğini vurguladı. Eleştirenler ise kişisel sağlık verilerinin nasıl saklandığı ve kimlerle paylaşıldığı konusundaki belirsizliğe, yaşa dayalı kısıtlamaların yaşlıların ve gençlerin hayatını orantısız biçimde etkilediğine dikkat çekti.
Salgın sona erdiğinde uygulamaların çoğu kaldırıldı. Ama bu deneyim, sağlığı korumak ile insanların yaşamını ve hareketlerini ayrıntılı biçimde denetlemek arasındaki ince çizginin, olağanüstü dönemlerde ne kadar kolay aşılabildiğini gösterdi.
Başka ülkelerin salgın dönemi uygulamalarıyla karşılaştırıldığında, sağlık verilerinin toplanması, temaslı takibi ve hareket kısıtlamalarının farklı ülkelerde çok farklı yoğunluklarda ve farklı hukuki güvencelerle uygulandığı görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Yaşamın ve kendiliğin yönetimine dair bu iddialar arşivde, metinde ve görüşmede sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Foucault'ya göre modern iktidar, öldürme hakkından çok yaşamı koruyan, düzenleyen ve çoğaltan bir biyoiktidara dönüştü.
- Biyoiktidarın iki kutbu vardır: bedenleri eğiten disiplin ve nüfusun doğum, ölüm ve sağlığını yöneten biyopolitika.
- Yönetimsellik, insanların davranışlarını zorlamadan, teşvikler, bilgiler ve normlar aracılığıyla yönlendiren yönetim sanatıdır.
- Pastoral iktidar, bireylerin iç dünyalarını tanıyıp onları yönlendiren ve modern dönemde uzmanlara aktarılan bir iktidar biçimidir.
- Kendilik teknolojileri, bireylerin kendilerini belirli bir özne olarak kurmak için kendi üzerlerinde uyguladıkları tekniklerdir.
- Girişimci benlik, bireyin kendini bir sermaye ve yaşamını bir girişim olarak görmesidir; Mbembe ise yaşatma iktidarının sınırlarında işleyen ölüm politikasına dikkat çekti.
- Türkiye'de salgın döneminde uygulanan sağlık kodu ve yaşa dayalı kısıtlamalar, biyopolitikanın hem koruyucu hem denetleyici yüzünü gösterir.
Sonraki derse köprü
Bourdieu ve Foucault, insanları büyük ölçüde toplumsal yapıların, alanların, söylemlerin ve iktidar ilişkilerinin biçimlendirdiği varlıklar olarak gösterdi. Ama bu yapılar nereden geliyor ve nasıl sürüyor? İngiliz bir sosyolog, yapıların insanların eylemlerinin dışında duran bir çerçeve değil, insanların her gün tekrarladıkları eylemlerle yeniden üretilen ve aynı zamanda bu eylemleri mümkün kılan kurallar ve kaynaklar olduğunu ileri sürdü. Aynı sosyolog, modern hayatın güven, risk ve kendini sürekli yeniden düşünme üzerine kurulduğunu da gösterdi. Sonraki ders, Anthony Giddens'ı, yapılaşma kuramını ve modernliğin sonuçlarını ele alıyor.