İçeriğe geç

KUR-213-03·Bourdieu, Foucault, Giddens ve Çağdaş Sentezler

Foucault: söylem, iktidar/bilgi ve disiplin

temel2.396 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Foucault, deliliğin, kliniğin ve insan bilimlerinin tarihini inceleyerek, belirli bir dönemde neyin bilgi olarak kabul edilebildiğini sordu.
  2. Söylemsel oluşum, bir alanda sözün sınırlarını ve söz hakkının kime ait olduğunu belirleyen, konunun kendisini de biçimlendiren kurallar bütünüdür.
  3. İktidar-bilgi kavramı, iktidar ile bilginin birbirinden ayrılamayacağını; iktidarın bilgi, bilginin de iktidar ürettiğini anlatır.
  4. Disiplin iktidarı, bedenleri gözetleyerek, zamanlarını ve mekânlarını düzenleyerek onları hem itaatkâr hem üretken kılar.
  5. Normalleştirici yargı, insanları bir ortalamaya göre ölçer, sıralar ve normdan sapmaları düzeltmeye çalışır.
  6. Panoptikonun mantığı, insanların izlenip izlenmediklerini bilmedikleri için kendilerini sürekli denetlemesidir.
  7. Türkiye'de okul sabahlarının düzeni ve elektronik okul sistemi, disiplin iktidarının okuldaki biçimlerine örnek olarak okunabilir.

Açılış sahnesi

Kentin dışındaki büyük bir lojistik deposunda, Serkan sabah yedide vardiyaya başlıyor. Kapıdaki turnikeden kartını okutuyor; saat, dakikasıyla sisteme kaydediliyor. Eline bir el terminali veriliyor. Terminalin ekranında, hangi rafa gideceği, hangi ürünü alacağı ve bunu kaç saniyede yapması gerektiği yazıyor.

Serkan raflar arasında yürürken terminal her hareketini sayıyor. Bir ürünü aldığında ekranda yeşil bir işaret yanıyor; hedef süreyi aştığında sarı, çok geride kaldığında kırmızı. Gün sonunda bütün işçilerin sonuçları, deponun girişindeki büyük bir ekranda sıralanıyor. En hızlı işçiler yeşil, en yavaşlar kırmızı renkte. Kimse Serkan'a hızlı çalışmasını söylemiyor; ekranı her sabah görmek yetiyor.

Birkaç hafta sonra Serkan, eve dönerken bile adımlarını saydığını, markette sırada beklerken kaç saniye geçtiğini hesapladığını fark ediyor. Depoda onu izleyen bir yönetici yok; ama o, izlendiğini hiç unutmuyor. Bu duygu, zamanla onun kendi içine yerleşmiş.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Önceki iki derste Bourdieu'nün, egemenliğin beğenilere ve dillere işlenmiş görünmez biçimlerini inceleyen kuramını gördük. Bu ders, iktidarı başka bir yerden, kurumların gündelik düzeninden okuyan bir düşünüre, Michel Foucault'ya geçiyor. Queer kuram dersinde Foucault'nun cinsellik üzerine yazdıklarını, oryantalizm dersinde de Said'in onun söylem kavramından nasıl yararlandığını görmüştük. Bu kez Foucault'nun kendi kavram atölyesine giriyoruz.

Önce Foucault'nun bilginin tarihine yaklaşımını ve söylem kavramını, sonra iktidarın bilgiyle nasıl iç içe geçtiğini, ardından modern toplumlarda iktidarın bedenleri nasıl biçimlendirdiğini anlatan disiplin kavramını göreceğiz. Temel derslerde gördüğümüz performans rejimleri ve ölçümün geri tepmesi, bu dersin konusuyla yakından ilişkilidir. En sonda Foucault'ya yöneltilen eleştirileri tartışacağız.

Sıfır noktası — deliliğin, kliniğin ve bilginin tarihi

Foucault, Fransa'da doğdu, felsefe ve psikoloji okudu ve bir süre psikiyatri hastanelerinde çalıştı. İlk büyük kitabında, deliliğin Avrupa'daki tarihini yazdı. Orta Çağ'da deliler toplumun içinde, kimi zaman bir tuhaflık, kimi zaman bir bilgelik taşıyıcısı olarak yaşıyordu. On yedinci yüzyılda ise dilencilerle, işsizlerle ve suçlularla birlikte büyük kapatma kurumlarına kapatılmaya başlandılar. On dokuzuncu yüzyılda da delilik, bir akıl hastalığı olarak psikiyatrinin konusu hâline geldi.

Foucault, sonraki kitaplarında tıbbın, doğa bilimlerinin ve insan bilimlerinin tarihini inceledi. Onun sorusu, bilginin nasıl ilerlediği değil, belirli bir dönemde neyin bilgi olarak kabul edilebildiği, neyin söylenebilir ve neyin düşünülemez olduğuydu.

Mekanizma — iktidar ve bilgi

Foucault, iktidarı yalnız devletin, yöneticilerin ya da egemen sınıfın elinde tuttuğu ve yukarıdan aşağıya uyguladığı bir şey olarak görmedi. Ona göre iktidar, toplumun her yerine yayılmış ilişkilerde, gündelik uygulamalarda ve kurumların düzeninde işler. İktidar yalnız yasaklamaz ve bastırmaz; aynı zamanda üretir: bilgiler, kategoriler, kimlikler ve davranışlar üretir.

Disiplin — bedenlerin biçimlendirilmesi

Foucault'nun en çok okunan kitabı, yetmişli yılların ortasında yayımlanan hapishanenin doğuşu üzerine kitabıdır. Kitap, iki sahneyle açılır. Birincisinde, on sekizinci yüzyılın ortasında Paris'te, kralı öldürmeye teşebbüs eden bir adam, halkın önünde uzun ve korkunç işkencelerle idam ediliyor. İkincisinde, yaklaşık seksen yıl sonra, genç mahkûmlar için hazırlanmış bir hapishane yönetmeliği, sabahtan akşama kadar her saatin nasıl geçirileceğini dakika dakika düzenliyor. Foucault'ya göre bu iki sahne arasında, cezalandırmanın ve iktidarın biçimi köklü biçimde değişti.

Foucault, disiplinin üç temel aracını ayırdı: hiyerarşik gözetim, yani insanların sürekli izlenebilir olması; normalleştirici yargı, yani herkesin bir ortalamaya göre değerlendirilmesi; ve sınav, yani gözetim ile yargının birleştiği, her bireyin kaydedildiği ve bir dosyaya dönüştürüldüğü an.

Foucault, disiplin iktidarının mantığını, İngiliz düşünür Jeremy Bentham'ın on sekizinci yüzyılın sonunda tasarladığı bir hapishane planında buldu.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Foucault'nun çözümlemeleri geniş bir etki yarattı; itirazlar da o ölçüde sert oldu.

Birincisi, normatif belirsizlik eleştirisidir. Habermas ve Amerikalı feminist düşünür Nancy Fraser gibi eleştirmenler, Foucault'nun iktidarın her yerde olduğunu gösterdiğini, ama hangi iktidar biçimlerinin kabul edilebilir, hangilerinin edilemez olduğunu ayırt edecek bir ölçüt sunmadığını ileri sürdü. Eğer her bilgi bir iktidar ilişkisiyse, iktidarı eleştirmek için hangi bilgiye dayanılabilir?

İkincisi, direnişi ve öznelliği görmezden gelme eleştirisidir. Disiplin kitabında insanlar, çoğu zaman iktidarın biçimlendirdiği edilgen bedenler olarak görünür. Foucault'nun kendisi sonraki çalışmalarında, iktidarın olduğu her yerde direnişin de olduğunu vurguladı; ama bu direnişin nasıl işlediğini ayrıntılı biçimde göstermedi.

Üçüncüsü, tarihsel doğruluk eleştirisidir. Bazı tarihçiler, Foucault'nun tarihsel dönemleri ve kopuşları fazla keskin çizdiğini, kanıtlarını seçici kullandığını ve kurumların gerçek işleyişinin onun anlattığı kadar düzenli olmadığını ileri sürdü.

Kuramsal mercekler

Foucault'nun kavramları üç farklı yönde kullanılır.

Tarihsel okuma, Foucault'nun soykütük adını verdiği yöntemi izler: bugün doğal ve kaçınılmaz görünen kategorilerin, kurumların ve uygulamaların, belirli tarihsel koşullarda, belirli mücadelelerin ve rastlantıların sonucunda nasıl ortaya çıktığını gösterir.

Kurumsal okuma, hapishanelerin, okulların, hastanelerin, fabrikaların ve bugünün şirketlerinin gözetim, sınıflandırma ve normalleştirme yoluyla insanları nasıl biçimlendirdiğini inceler.

Dijital okuma ise Foucault'nun kavramlarını bugünün teknolojilerine uygular ve kameraların, uygulamaların, veri tabanlarının ve algoritmaların yeni gözetim ve normalleştirme biçimleri yaratıp yaratmadığını sorgular.

Depodaki el terminaline bu üç okuma ayrı ayrı bakar: bir üretim disiplininin tarihsel mirası, bir kurumun işçileri sıralama biçimi ve bir cihazın bir insanın kendine bakışına yerleşmesi.

Ölçek

Bir insanın gündelik hayatında Foucault'nun kavramları, onun kendi bedenini, zamanını ve davranışlarını hangi normlara göre ayarladığını ve kendini neden izleniyormuş gibi hissettiğini fark etmeye yarar.

Kurumlar düzeyinde kavramlar, okulların, hastanelerin, işyerlerinin ve hapishanelerin mekânlarını, zaman çizelgelerini, kayıt sistemlerini ve değerlendirme yöntemlerini, insanları nasıl sınıflandırdıkları ve biçimlendirdikleri açısından incelemeye yarar.

Toplumun genelinde ise kavramlar, hangi bilgilerin doğru kabul edildiğini, kimin normal ve kimin sapkın sayıldığını ve bu ayrımların hangi iktidar ilişkilerine dayandığını sorgular.

Türkiye'de okul sabahı

Türkiye'de pek çok okulda gün, bahçede sıraya girilerek başlar. Öğrenciler sınıf sınıf, boy sırasına göre dizilir; öğretmenler sıraların düzgün olup olmadığını denetler. Haftanın belirli günlerinde yapılan törenlerde öğrenciler hazır ol duruşunda bekler. Kılık kıyafet yönetmelikleri, öğrencilerin ne giyeceğini, saçlarının ne uzunlukta olacağını, tırnaklarının nasıl kesileceğini düzenler; bazı okullarda nöbetçi öğretmenler kapıda saç ve tırnak kontrolü yapar.

Foucault'nun kavramlarıyla bu uygulamalar, disiplin iktidarının okuldaki biçimleridir: öğrencilerin bedenleri, zamanları ve mekânları ayrıntılı biçimde düzenlenir ve normlara göre denetlenir. Bu uygulamaların savunucuları ise onların düzen, eşitlik ve aidiyet duygusu kazandırdığını, farklı sosyal sınıflardan gelen öğrenciler arasındaki farkları görünmez kıldığını vurgular.

İki binli yıllarda, öğrencilerin notlarının, devamsızlıklarının ve davranış kayıtlarının tutulduğu elektronik bir okul sistemi yaygınlaştı. Veliler, çocuklarının derse girip girmediğini, sınavdan kaç aldığını anında görebilir hâle geldi. Foucault'nun sınav ve dosya kavramları açısından bu sistem, her öğrencinin sürekli kaydedildiği ve izlenebilir olduğu yeni bir gözetim biçimi olarak okunabilir; aynı sistem, ailelerin eğitim sürecine katılımını kolaylaştıran bir araç olarak da görülür.

Başka ülkelerin okul düzenleriyle karşılaştırıldığında, üniforma, tören ve kılık kıyafet kurallarının bazı ülkelerde çok sıkı, bazılarında ise neredeyse hiç uygulanmadığı görülür; ama sınav ve kayıt yoluyla işleyen normalleştirme, hemen her modern eğitim sisteminin ortak özelliğidir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Foucault'nun önermeleri, farklı kurulumlarla incelenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Foucault, deliliğin, kliniğin ve insan bilimlerinin tarihini inceleyerek, belirli bir dönemde neyin bilgi olarak kabul edilebildiğini sordu.
  2. Söylemsel oluşum, bir alanda sözün sınırlarını ve söz hakkının kime ait olduğunu belirleyen, konunun kendisini de biçimlendiren kurallar bütünüdür.
  3. İktidar-bilgi kavramı, iktidar ile bilginin birbirinden ayrılamayacağını; iktidarın bilgi, bilginin de iktidar ürettiğini anlatır.
  4. Disiplin iktidarı, bedenleri gözetleyerek, zamanlarını ve mekânlarını düzenleyerek onları hem itaatkâr hem üretken kılar.
  5. Normalleştirici yargı, insanları bir ortalamaya göre ölçer, sıralar ve normdan sapmaları düzeltmeye çalışır.
  6. Panoptikonun mantığı, insanların izlenip izlenmediklerini bilmedikleri için kendilerini sürekli denetlemesidir.
  7. Türkiye'de okul sabahlarının düzeni ve elektronik okul sistemi, disiplin iktidarının okuldaki biçimlerine örnek olarak okunabilir.

Sonraki derse köprü

Foucault'nun disiplin çözümlemesi, tek tek bedenlere, yani mahkûmlara, öğrencilere, askerlere ve işçilere odaklanıyordu. Ama Foucault, sonraki çalışmalarında iktidarın bir başka hedefini de fark etti: bütün bir nüfus. On sekizinci yüzyıldan itibaren devletler, doğum ve ölüm oranlarını, salgın hastalıkları, beslenmeyi, konutları ve göçleri ölçmeye, düzenlemeye ve yönetmeye başladı. İktidar artık yalnız bireyleri disipline etmekle kalmıyor, nüfusun yaşamını bir bütün olarak yönetiyordu. Daha da ötesi, bu iktidar insanların kendi kendilerini yönetmesini, kendi bedenlerine, sağlıklarına ve kariyerlerine bir girişimci gibi bakmasını da teşvik ediyordu. Sonraki ders, biyopolitikayı, yönetimselliği ve özneleşmeyi ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.