Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bourdieu'nün kuramı, Cezayir'deki ve kendi köyündeki gözlemlerinden ve bir köy çocuğunun seçkin kurumlara uzanan yolculuğundan beslendi.
- Habitus, içinde büyünen toplumsal koşulların beden ve zihne işlenmesiyle oluşan, kendiliğinden çalışan kalıcı eğilimlerdir.
- Habitus gecikmesi, koşullar değiştiğinde eski koşullara uygun davranışların sürmesidir.
- Alan, kendine özgü kuralları, değer ölçüsü ve mücadeleleri olan görece bağımsız bir toplumsal oyun alanıdır; bir alanda değerli olan başka bir alanda değersiz olabilir.
- Ekonomik, kültürel ve sosyal sermayeye ek olarak simgesel sermaye, öteki sermayelerin meşru ve saygın olarak tanınmasından doğan itibardır.
- Toplumsal uzamda insanlar, sermayelerinin toplam miktarına ve bileşimine göre konumlanır; beğeniler bu konumu hem gösterir hem de yeniden üretir.
- Türkiye'de serpme kahvaltı ile brunch arasındaki fark, beğenilerin farklı habitusları ve sermaye bileşimlerini nasıl yansıtabileceğine dair gündelik bir örnektir.
Açılış sahnesi
İlçe merkezindeki bir düğün salonunda gece ilerlemiş. Pistte gençler, kentten gelen bir müzik grubunun çaldığı yeni şarkılarla dans ediyor. Kızların çoğu kentte okuyor ya da çalışıyor; erkeklerin bir kısmı da öyle.
Köyden gelen otuz yaşındaki Mehmet, salonun kenarında, masasında oturuyor. Babasından kalma tarlayı işliyor, hayvanlarına bakıyor, köyde sözü dinlenen biri. Ama bu salonda kendini tuhaf hissediyor. Ceketi fazla kalın, ayakkabıları fazla ağır. Pistteki gençlerin hareketlerini izliyor; bedeni bu müziğe nasıl uyacağını bilmiyor. Bir kez kalkıp halaya katılmayı düşünüyor, ama halay çalınmıyor. Kızlardan biri yanından geçerken ona kısa bir bakış atıyor ve arkadaşına bir şey fısıldıyor.
Mehmet gece yarısından önce kalkıp gidiyor. Köyde herkes onun iyi bir koca olacağını söylüyor, ama bir türlü evlenemiyor. Kentte okuyan kızlar köye gelin gitmek istemiyor. Mehmet'in köyde değerli olan her şeyi, yani çalışkanlığı, toprağı, ailesinin adı, bu salonda hiçbir şeye yaramıyor. Salondan çıkarken bunu kelimelerle söyleyemiyor, ama bedeninin her yerinde hissediyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bu dersle birlikte, yirminci yüzyılın son çeyreğinde sosyolojiyi derinden etkileyen kuramcılara ayrılmış yeni bir kurs başlıyor. İlk iki ders, Fransız sosyolog Pierre Bourdieu'ya ayrıldı. Temel derslerde onun kültürel sermaye kavramını, sosyal sermaye kavramının tartışmasıyla birlikte görmüştük. Bu ders, o kavramların içinde yer aldığı daha geniş kuramsal çerçeveye geçiyor.
Önce Bourdieu'nün hayatını ve kuramının hangi deneyimlerden doğduğunu ele alacağız. Sonra onun en temel kavramlarına, yani bedene işlenmiş eğilimlere, toplumun birbirinden ayrı oyun alanlarına, farklı sermaye türlerine ve bunların toplumsal uzamda nasıl dağıldığına geçeceğiz. En sonda Bourdieu'ye yöneltilen eleştirileri tartışacağız.
Sıfır noktası — bir köyden Collège de France'a
Bourdieu, Fransa'nın güneybatısında, Pireneler'in eteğindeki bir köyde, bir postacının oğlu olarak doğdu. Yetenekli bir öğrenci olarak Paris'teki seçkin bir yükseköğretim okuluna girdi ve felsefe okudu. Genç yaşta, zorunlu askerlik hizmeti sırasında Cezayir'e gönderildi; bağımsızlık savaşının sürdüğü bu ülkede, Kabil köylülerinin ev düzenini, onur anlayışını ve ekonomik davranışlarını inceledi. Sömürge ekonomisinin, köylülerin geleneksel dünyasını nasıl altüst ettiğini gördü.
Fransa'ya döndükten sonra, doğduğu köyde benzer bir soruyu sordu. Köyün Noel balolarında, köy delikanlılarının salonun kenarında oturup dans edemediğini, kızların kentli gençleri tercih ettiğini ve köyde değerli sayılan büyük toprak sahiplerinin oğullarının evlenemediğini gözlemledi. Açılış sahnesindeki Mehmet, bu gözlemin bir yankısıdır.
Bourdieu, bu deneyimlerden yola çıkarak, insanların davranışlarını ne tamamen bireysel seçimlerle ne de tamamen dış yapıların zorlamasıyla açıklayan bir kuram geliştirdi. Hayatının son döneminde Fransa'nın en saygın akademik kurumunda, Collège de France'ta ders verdi ve dünyanın en çok atıf yapılan sosyologlarından biri oldu. Kendi köken yolculuğu, yani bir köy çocuğunun Paris'in seçkin kurumlarına uzanan hikâyesi, onun kuramına da yön verdi.
Mekanizma — bedene işlenmiş tarih
Bourdieu'nün en tanınmış kavramı, insanların içinde yetiştikleri koşulların onların bedenlerine ve zihinlerine nasıl işlendiğini anlatır.
Bourdieu, habitusun bir kader olmadığını, yeni koşullarla karşılaştığında değişebileceğini vurguladı. Ama habitus, doğduğu koşullara uygun davranışları kendiliğinden ürettiği için, koşullar değiştiğinde çoğu zaman geride kalır.
Oyun alanları
Bourdieu'ye göre modern toplum, birbirinden görece bağımsız ve her birinin kendi kuralları, kendi ödülleri ve kendi oyuncuları olan alanlardan oluşur.
Her alanın kendine özgü bir oyun duygusu vardır. Bir alanda başarılı olan kişi, o alanın kurallarını yalnız bilmekle kalmaz, onları içselleştirmiş, bir oyuncunun topun nereye düşeceğini sezmesi gibi, kendiliğinden doğru hamleyi yapmayı öğrenmiştir.
Sermayeler ve toplumsal uzam
Bourdieu, Marx'ın ekonomik sermaye kavramını genişleterek, toplumsal hayatta farklı sermaye türlerinin iş başında olduğunu ileri sürdü. Ekonomik sermaye, para ve mülkiyettir. Temel derslerde gördüğümüz kültürel sermaye, bilgi, beceri, diploma ve beğenidir. Sosyal sermaye ise ilişki ağlarından elde edilen kaynaklardır. Bourdieu bunlara bir dördüncüsünü ekledi.
Bourdieu, sermayelerin birbirine dönüştürülebileceğini de vurguladı: ekonomik sermaye, çocukların iyi okullarda okutulmasıyla kültürel sermayeye, kültürel sermaye bir diploma ve iyi bir işle ekonomik sermayeye dönüşebilir. Ama bu dönüşümler zaman alır ve her zaman eşit oranda gerçekleşmez.
Bourdieu, bu sermayeler aracılığıyla toplumun bütününü bir harita gibi düşündü.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Bourdieu'nün kuramı çok etkili oldu; ama itirazsız da kalmadı.
Birincisi, belirlenimcilik eleştirisidir. Bazı eleştirmenler, habitus kavramının insanları geçmişlerinin tutsağı olarak gösterdiğini, bireylerin değişme, yeni koşullara uyum sağlama ve kendi toplumsal kökenlerini aşma yeteneğini küçümsediğini ileri sürdü. Bourdieu, habitusun değişebileceğini kabul etse de, kuramı çoğu zaman yeniden üretimi değişimden daha güçlü gösterdi.
İkincisi, tek ve tutarlı bir habitus varsayımıdır. Fransız sosyolog Bernard Lahire, günümüz toplumlarında insanların çok farklı ortamlarda, aile, okul, iş ve arkadaş çevrelerinde yetiştiğini ve bu yüzden tek ve tutarlı bir habitus yerine, birbiriyle çelişebilen eğilimler taşıdığını ileri sürdü.
Üçüncüsü, Fransa'ya özgülük eleştirisidir. Bourdieu'nün beğeni ve sınıf üzerine çalışmaları, yetmişli yılların Fransız toplumuna dayanıyordu. Başka toplumlarda ve daha sonraki dönemlerde yapılan araştırmalar, varlıklı ve eğitimli grupların yalnız seçkin beğenileri değil, popüler kültürü de tüketen, her şeyden biraz alan bir beğeni yapısına sahip olabildiğini gösterdi.
Kuramsal mercekler
Bourdieu'nün kavramları üç farklı yönde okunur.
Sınıf okuması, Bourdieu'yü Marx'ın sınıf çözümlemesini kültür, beğeni ve beden alanına genişleten bir düşünür olarak görür ve sermaye türlerinin eşitsiz dağılımının sınıf ilişkilerini nasıl yeniden ürettiğini inceler.
Eylem kuramı okuması, habitus kavramını yapı ile fail arasındaki eski tartışmaya bir cevap olarak görür: insanlar ne tamamen özgür seçimler yapan bireylerdir ne de yapıların kuklalarıdır; yapılar bedenlerine işlenmiş olarak onların içinden hareket eder.
Alan okuması ise sanat, bilim, gazetecilik ve siyaset gibi farklı alanların iç işleyişini, kendi kurallarını ve öteki alanlarla ilişkilerini inceler.
Düğün salonundaki Mehmet bu üç okumanın her birine ayrı bir soru bırakır: köyde ve kentte değer gören sermayeler neden bu kadar farklı, bedenine işlenmiş eğilimler onu neden salonun kenarında tutuyor ve evlilik pazarı hangi kurallarla işleyen bir alan?
Ölçek
Tek bir insanın hayatında Bourdieu'nün kavramları, onun nerede rahat, nerede tedirgin hissettiğini, neyi beğenip neyi beğenmediğini ve bu beğenilerin nereden geldiğini anlamaya yarar.
Kurumlar ve alanlar düzeyinde kavramlar, bir üniversitenin, bir sanat dünyasının ya da bir meslek grubunun kendi kurallarını, kimin hangi sermayeyle içeri girebildiğini ve kimin dışarıda kaldığını incelemeye yarar.
Toplumun bütününde ise kavramlar, sermayelerin eşitsiz dağılımının, beğenilerin ve yaşam tarzlarının sınıf farklarını nasıl görünür kıldığını ve yeniden ürettiğini sorgular.
Türkiye'de serpme kahvaltı ve brunch
Türkiye'de kahvaltı, hem gündelik hayatın hem de sosyalleşmenin önemli bir parçasıdır. Son yıllarda, kentlerde kahvaltı etmek için dışarı çıkmak yaygınlaştı; ama bu alışkanlık, farklı toplumsal gruplarda farklı biçimler aldı.
Bir yanda, yol kenarındaki ya da kent dışındaki mekânlarda sunulan, onlarca küçük tabakta peynirler, reçeller, zeytinler, yumurta ve sıcak ekmekten oluşan serpme köy kahvaltısı var. Bu kahvaltı bolluğu, çeşitliliği ve kalabalık masalarda paylaşılan bir aile ritüelini öne çıkarır. Öte yanda, kentlerin belirli semtlerindeki kafelerde sunulan, porsiyonları küçük, sunumu özenli, menüsünde avokadolu ekmekler ve özel kahveler bulunan brunch var. Bu kahvaltı ise sadeliği, estetiği ve kişisel tercihi öne çıkarır.
Bourdieu'nün kavramlarıyla bu iki kahvaltı biçimi, farklı habitusların ve farklı sermaye bileşimlerinin göstergeleri olarak okunabilir. Bolluğu ve paylaşmayı öne çıkaran serpme kahvaltı, zorunlulukların ve topluluk bağlarının önemli olduğu bir yaşam deneyiminden beslenirken, sunumu ve seçiciliği öne çıkaran brunch, kültürel sermayesi yüksek kentli grupların ayırt edici bir beğenisi olarak işleyebilir. Ama bu okuma dikkatle yapılmalıdır: aynı kişiler hafta içi brunch'a, hafta sonu ailesiyle serpme kahvaltıya gidebilir; beğeniler sınıfı gösterir, ama onu tek başına belirlemez.
Başka ülkelerde yapılan beğeni araştırmalarıyla karşılaştırıldığında, yemek alışkanlıklarının ve yemek yeme mekânlarının, müzik ve giyim kadar, toplumsal konumun güçlü göstergeleri arasında yer aldığı görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bourdieu'nün önermeleri, farklı kurulumlarla incelenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Bourdieu'nün kuramı, Cezayir'deki ve kendi köyündeki gözlemlerinden ve bir köy çocuğunun seçkin kurumlara uzanan yolculuğundan beslendi.
- Habitus, içinde büyünen toplumsal koşulların beden ve zihne işlenmesiyle oluşan, kendiliğinden çalışan kalıcı eğilimlerdir.
- Habitus gecikmesi, koşullar değiştiğinde eski koşullara uygun davranışların sürmesidir.
- Alan, kendine özgü kuralları, değer ölçüsü ve mücadeleleri olan görece bağımsız bir toplumsal oyun alanıdır; bir alanda değerli olan başka bir alanda değersiz olabilir.
- Ekonomik, kültürel ve sosyal sermayeye ek olarak simgesel sermaye, öteki sermayelerin meşru ve saygın olarak tanınmasından doğan itibardır.
- Toplumsal uzamda insanlar, sermayelerinin toplam miktarına ve bileşimine göre konumlanır; beğeniler bu konumu hem gösterir hem de yeniden üretir.
- Türkiye'de serpme kahvaltı ile brunch arasındaki fark, beğenilerin farklı habitusları ve sermaye bileşimlerini nasıl yansıtabileceğine dair gündelik bir örnektir.
Sonraki derse köprü
Mülakattaki iki gençten birinin rahatlığı, görüşmeci tarafından özgüven ve yetenek olarak algılandı. Oysa bu rahatlık, onun ailesinden devraldığı kültürel sermayenin bir ürünüydü. Bourdieu'ye göre okul, bu devralınmış sermayeyi kişisel bir yetenek ve çalışkanlık gibi ödüllendiriyor, böylece sınıf farklarını hem yeniden üretiyor hem de meşrulaştırıyordu. Daha da önemlisi, bu sürece hem kazananlar hem de kaybedenler rıza gösteriyordu: başarısız olanlar, başarısızlıklarını kendi eksikliklerine bağlıyordu. Bourdieu, bu görünmez tahakküm biçimini adlandırmak için bir kavram geliştirdi. Sonraki ders, simgesel şiddeti ve eğitimin toplumsal eşitsizlikleri nasıl yeniden ürettiğini ele alıyor.