Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Honneth'e göre toplumsal çatışmaların önemli bir kısmı, yakın ilişkilerde, haklar alanında ve toplumsal değer alanında yaşanan küçümsenmeye karşı yürütülen tanınma mücadeleleridir.
- Fraser'a göre adaletin bölüşüm ve tanınma boyutları birbirine indirgenemez; sonradan bunlara temsil boyutunu da ekledi.
- Katılım eşitliği, toplumun bütün üyelerinin hayata eşit olarak katılabilmesinin maddi ve kültürel koşullarını anlatır ve tanınma taleplerinin ölçütüdür.
- Karşı kamular, dışlanan grupların kendi deneyimlerini dile getirip güç topladığı paralel tartışma alanlarıdır.
- Rosa'ya göre teknik hızlanma, toplumsal değişimin ve yaşam temposunun hızlanmasıyla birleşerek insanları sürekli zamansız bırakır.
- Rezonans, insanın dünyayla karşılıklı olarak etkilendiği ve cevap verdiği, denetlenemeyen bir ilişki biçimidir.
- Türkiye'de ev işçilerinin durumu, hukuki güvencesizlik ile emeğin değer görmemesinin birbirini nasıl beslediğini gösterir.
Açılış sahnesi
Büyük bir devlet hastanesinin dördüncü katı, gece yarısı. Nuran Hanım, taşeron bir şirket aracılığıyla yedi yıldır bu hastanede temizlik yapıyor. Koridorları siliyor, hasta odalarındaki çöpleri topluyor, ameliyathanenin önünü dezenfekte ediyor.
Geçen yıl temizlik işçileri bir araya gelip ücretlerinin düşüklüğüne itiraz etti. Uzun bir mücadelenin sonunda ücretlerine bir zam yapıldı. Nuran Hanım memnun, ama bir şey değişmedi. Doktorlar koridorda yanından geçerken hâlâ onu görmüyor; asansörde ona yer açılmıyor; bir hemşire bir gün, yeni gelen bir stajyere onu gösterip «temizlikçiye söyle, halleder» diyor. Yedi yıldır adını bilen yok.
Bir akşam çay molasında arkadaşına dert yanıyor: paramız arttı, ama biz hâlâ yokuz. Arkadaşı omuz silkiyor: para artmış ya, daha ne istiyorsun? Nuran Hanım cevap vermiyor. Ne istediğini tam söyleyemiyor, ama zammın bir eksiği kapattığını, başka bir eksiği ise olduğu gibi bıraktığını biliyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bu ders, çatışma ve eleştirel kuram kursunun son dersi. Frankfurt Okulu'nun kurucu kuşağından ve Habermas'tan sonra eleştirel kuramın hangi yönlere uzandığını ele alıyor. Bugün bu gelenek içinde çalışan düşünürler, tek bir okul oluşturmuyor; ama ortak bir kaygıyı paylaşıyorlar: toplumun insanları nerede yaraladığını, bu yaraların nereden geldiğini ve insanların bu yaralara nasıl itiraz ettiğini anlamak.
Önce saygı görme talebinin toplumsal çatışmalardaki yerini, sonra adaletin iki farklı yüzü üzerine yürüyen bir tartışmayı ele alacağız. Ardından dışarıda bırakılanların kurduğu tartışma alanlarına, modern hayatın hızlanmasına ve ekranlara taşınan ortak meselelerin nasıl konuşulduğuna geçeceğiz. En sonda eleştirel kurama bugün yöneltilen soruları tartışacağız.
Sıfır noktası — küçümsenmenin yarası
Axel Honneth, Habermas'ın asistanı olarak çalıştı ve daha sonra Frankfurt'taki toplumsal araştırma enstitüsünün yöneticisi oldu. Honneth, hocasının dil ve iletişim üzerine kurduğu kuramı yeni bir yöne çekti. Ona göre toplumda patlayan pek çok kavganın kökünde, insanların çıkarlarının zedelenmesinden çok, saygı görmemeleri, küçümsenmeleri ve yok sayılmaları yatıyordu.
Temel derslerde tanımladığımız tanınma, kişinin kendini gördüğü yerde başkalarının da onu görmesidir. Honneth, tanınmayı üç ayrı alanda inceledi. Sevgi ve yakın ilişkiler alanında insan, bakım gördüğü ölçüde kendine güven kazanır. Haklar alanında, başkalarıyla eşit bir yurttaş olarak tanındığı ölçüde kendine saygı duyar. Toplumsal dayanışma alanında ise yaptığı işin ve katkısının değer gördüğü ölçüde kendini değerli bulur. Her alanın kendine özgü bir yarası vardır: şiddet ve ihmal, haklardan yoksun bırakılma ve aşağılanma.
Mekanizma — adaletin iki yüzü
Amerikalı düşünür Nancy Fraser, Honneth ile uzun ve ünlü bir tartışmaya girdi. Fraser, tanınmanın önemini kabul ediyordu; ama her adaletsizliğin bir tanınma sorunu olarak okunmasına karşı çıktı. Açılış sahnesindeki Nuran Hanım'ın durumu, onun ayrımını açıkça gösterir: zam bir eksiği kapattı, ama öteki eksik yerinde kaldı.
Fraser'a göre adaletin en az iki boyutu vardır. Bölüşüm boyutu, gelirin, servetin ve kaynakların nasıl paylaştırıldığıyla ilgilidir. Tanınma boyutu ise toplumun kültürel değer kalıplarının bazı grupları nasıl aşağıda gösterdiğiyle ilgilidir. İki boyut birbirine bağlıdır, ama biri ötekine indirgenemez: yalnız ücretleri artırmak küçümsenmeyi ortadan kaldırmaz, yalnız bir grubun imajını iyileştirmek de yoksulluğunu gidermez. Fraser daha sonraki çalışmalarında üçüncü bir boyut ekledi: kararların kimler tarafından ve hangi sınırlar içinde alındığını soran temsil boyutu.
Fraser'ın ölçütü, her tanınma talebinin kendiliğinden haklı olmadığını da gösterir. Bazı gruplar, ayrıcalıklarını korumak için de tanınma dilini kullanabilir.
Dışarıda bırakılanların tartışma alanları
Fraser, Habermas'ın kamusal alan kavramına yönelttiği eleştiride, ortada tek ve herkesi kapsayan bir tartışma zemini bulunmadığını, birbirleriyle yarışan birden çok kamunun var olduğunu vurguladı.
Hızlanma ve dünyaya kulak vermek
Frankfurt geleneğinin bugünkü temsilcilerinden Hartmut Rosa, modern toplumun temel bir özelliğine dikkat çekti: her şeyin hızlanması.
Rosa, hızlanmanın karşısına bir çözüm olarak yavaşlamayı değil, başka bir ilişki biçimini koydu.
Dijital kamular
Habermas, doksanlı yaşlarında yazdığı kısa bir kitapta, kamusal alanın dijital platformlarla birlikte yeni bir yapısal dönüşüm geçirdiğini ileri sürdü. Ona göre platformlar, herkese konuşma imkânı tanıyarak eski yayıncıların kapı bekçiliğini ortadan kaldırmıştı; ama aynı zamanda tartışmayı birbirine kapalı, küçük ve birbirini duymayan kamulara bölüyordu. Temel derslerde tanımladığımız algoritmik görünürlük, bu bölünmenin mekanizmalarından biridir: bir sözün ne kadar görüleceğini, gerekçesinin gücünden çok, ne kadar tepki topladığı belirler.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Eleştirel kuramın çağdaş uzantıları, kendi içinde de keskin tartışmalar barındırır.
Birincisi, her acıyı bir tanınma sorununa çevirmektir. Fraser'ın uyardığı gibi, yoksulluğu ve sömürüyü yalnız bir saygı sorunu olarak okumak, ekonomik eşitsizliklerin maddi yapısını gözden kaçırır.
İkincisi, tanınma taleplerini değerlendirecek bir ölçüt koymamaktır. Otoparkını kaybeden mağaza sahiplerinin durumunda görüldüğü gibi, tanınma dili, ayrıcalıkların korunması için de kullanılabilir.
Üçüncüsü, eleştirinin ölçütünü Avrupa'nın kendi tarihinden almaktır. Sömürge sonrası düşünürler, Frankfurt geleneğinin ahlaki ilerleme fikrinin büyük ölçüde Avrupa toplumlarının deneyimine dayandığını, başka toplumların tarihini bu ilerleme çizgisinin gerisinde kalmış gibi gösterebileceğini ileri sürdü. Bu eleştiri, eleştirel kuramın kendi varsayımlarını da eleştiriye açması gerektiğini hatırlatır.
Kuramsal mercekler
Eleştirel kuramın bugünkü uzantıları üç ayrı yönde okunur.
Tekçi okuma, Honneth'in izinden giderek bütün toplumsal çatışmaları tanınma kavramıyla açıklamaya çalışır. Bu bakışa göre ücret talepleri bile, sonuçta bir emeğin değer görmesi talebidir.
İkici okuma, Fraser'ın yaklaşımını izler: bölüşüm ile tanınma, birbirine indirgenemeyen iki ayrı adalet boyutudur ve toplumsal hareketlerin başarısı, ikisini birlikte ele alabilmesine bağlıdır.
Zaman ve dünya ilişkisi üzerine kurulan okuma ise Rosa'nın izinden gider: modern toplumun asıl patolojisi, eşitsizlikten çok, insanların dünyayla kurduğu ilişkinin sessizleşmesidir.
Nuran Hanım'ın çay molasındaki sözleri bu okumaların üçünü de sınar: yokluk duygusu, emeğinin değer görmemesi mi, eşit katılımın engellenmesi mi, yoksa hızla akan bir hastane düzeninde kimsenin kimseye kulak vermemesi mi?
Ölçek
Kişisel deneyim düzeyinde bu kavramlar, bir insanın küçümsenme, dışlanma ya da zaman baskısı deneyimini adlandırmaya yarar: bir yaranın hangi alanda açıldığını görmek, ona nasıl itiraz edileceğini de gösterir.
Bir hastane, bir fabrika ya da bir okul düzeyinde, kavramlar kimin hangi işlerle görünür olduğunu, kimin kararlara katılabildiğini ve kurumun temposunun kimin hayatını nasıl biçimlendirdiğini incelemek için kullanılır.
Toplumun geneline bakıldığında ise soru, hangi grupların tanınma mücadelelerinin kabul gördüğü, bölüşüm ile tanınma taleplerinin nasıl birleştiği ya da birbirine karşı nasıl kullanıldığı ve dijital platformların bu mücadelelerin görünürlüğünü nasıl değiştirdiğidir.
Türkiye'de ev işçileri
Türkiye'de evlerde temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı yapan ev işçileri, Fraser'ın iki adalet boyutunun iç içe geçtiği bir grubun örneğidir. Ev hizmetleri, iş yasasının kapsamı dışında bırakılmış ve farklı bir hukuki çerçeveye bağlanmıştır. Ev işçilerinin önemli bir kısmı kayıt dışı çalışır; sigortaları, izinleri ve düzenli ücretleri çoğu zaman işverenin iyi niyetine bağlıdır. Bu, bölüşüm boyutundaki adaletsizliktir.
Aynı zamanda ev işçilerinin yaptığı iş, toplumda gerçek bir iş sayılmaz. Gündelikçi, yardımcı ya da abla gibi adlarla anılırlar; emekleri, kadınların evde karşılıksız yaptığı işlerin bir uzantısı olarak görülür. Bu da tanınma boyutundaki adaletsizliktir. İki boyut birbirini besler: iş gerçek bir iş sayılmadığı için hukuki güvenceden yoksun kalır; güvenceden yoksun kaldığı için de değersiz görünmeye devam eder.
Türkiye'de son yıllarda ev işçileri, kendi derneklerini ve sendikal örgütlerini kurarak hem ücret ve sigorta hakları hem de mesleklerinin tanınması için bir araya gelmeye başladı. Bu örgütler, Fraser'ın karşı kamu dediği türden alanlar da oluşturuyor: kadınlar burada deneyimlerini paylaşıyor ve taleplerini ortak bir dile dökebiliyor.
Farklı ülkelerdeki ev işçisi düzenlemeleri karşılaştırıldığında, ev işinin bir iş olarak yasal güvenceye alınması ile toplumda bir meslek olarak görülmesi arasında güçlü bir bağ olduğu görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Eleştirel kuramın çağdaş önermeleri, farklı kurulumlarla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Honneth'e göre toplumsal çatışmaların önemli bir kısmı, yakın ilişkilerde, haklar alanında ve toplumsal değer alanında yaşanan küçümsenmeye karşı yürütülen tanınma mücadeleleridir.
- Fraser'a göre adaletin bölüşüm ve tanınma boyutları birbirine indirgenemez; sonradan bunlara temsil boyutunu da ekledi.
- Katılım eşitliği, toplumun bütün üyelerinin hayata eşit olarak katılabilmesinin maddi ve kültürel koşullarını anlatır ve tanınma taleplerinin ölçütüdür.
- Karşı kamular, dışlanan grupların kendi deneyimlerini dile getirip güç topladığı paralel tartışma alanlarıdır.
- Rosa'ya göre teknik hızlanma, toplumsal değişimin ve yaşam temposunun hızlanmasıyla birleşerek insanları sürekli zamansız bırakır.
- Rezonans, insanın dünyayla karşılıklı olarak etkilendiği ve cevap verdiği, denetlenemeyen bir ilişki biçimidir.
- Türkiye'de ev işçilerinin durumu, hukuki güvencesizlik ile emeğin değer görmemesinin birbirini nasıl beslediğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Bu kursun düşünürleri, toplumu çoğu zaman yukarıdan, büyük yapılar üzerinden okudu: sınıflar, otorite ilişkileri, kültür endüstrisi, sistem ve yaşam dünyası. Tanınma üzerine çalışanlar bile, küçümsenmenin toplumsal kaynaklarını büyük kurumlar ve değer kalıpları içinde aradı. Ama bir hastane koridorunda bir bakışın, bir selamın ya da bir sözün ne anlama geldiği, o anda karşılaşan insanların birbirini nasıl yorumladığına bağlıdır. Aynı söz bir durumda saygı, başka bir durumda küçümseme olarak okunabilir. Sonraki kurs, toplumu tam da bu karşılaşmaların içinden okuyan geleneği açıyor: insanların nesnelere ve birbirlerine, onlara yükledikleri anlamlara göre davrandığını ve bu anlamların etkileşim içinde doğup sürekli yeniden yorumlandığını ileri süren sembolik etkileşimciliği. İlk ders sembolü, anlamı ve etkileşimi ele alıyor.