İçeriğe geç

KUR-206-06·Erken Yirminci Yüzyıl Okulları

Marcel Mauss, mübadele ve armağan

temel2.248 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Mauss'a göre armağan, görünüşte karşılıksız olsa da bir karşılık bekler ve taraflar arasında süreklilik taşıyan bir ilişki kurar.
  2. Armağan alışverişi üç yükümlülük üzerine kuruludur: vermek, almak ve karşılık vermek.
  3. Armağan bir toplam toplumsal olgudur; ekonomik, hukuki, dinsel, ahlaki ve siyasal boyutları aynı anda harekete geçirir.
  4. Potlaç gibi törenlerde armağan, ilişki kurmaktan çok bir itibar ve üstünlük yarışına dönüşür.
  5. Karşılığı verilemeyen armağan, bir bağımlılık ve hiyerarşi ilişkisi kurabilir.
  6. Beden teknikleri, en doğal sanılan hareketlerin bile toplumsal olarak öğrenildiğini gösterir.
  7. Türkiye'de boş gönderilmeyen tabak ve düğün defterleri, Mauss'un üç yükümlülüğünün gündelik hayattaki karşılıklarıdır.

Açılış sahnesi

Bir kasabada bir düğün yapılıyor. Gece yarısına doğru takı töreni başlıyor. Sunucu, mikrofonla her davetlinin adını ve getirdiği takıyı ya da parayı yüksek sesle okuyor: gelinin dayısından bir bilezik, damadın amcasından bir miktar para, komşu aileden çeyrek altın. Gelinin annesi, masasının üzerindeki küçük bir defterin sayfalarına her birini tek tek yazıyor.

Düğünden birkaç yıl sonra, aynı kadın kasabada başka bir düğüne davet ediliyor. Hazırlanırken çekmeceden o eski defteri çıkarıyor ve davet eden ailenin kendi kızının düğününe ne getirdiğine bakıyor. Onlar bir bilezik getirmişlerdi; o da en az bir bilezik götürmesi gerektiğini düşünüyor. Hatta biraz daha fazlasını götürürse, ailenin kendisini cömert bulacağını ve ilişkinin güçleneceğini hesaplıyor.

Kimse ona bunu yapmasını emretmedi, hiçbir yasa böyle bir yükümlülük getirmiyor. Ama defter, kasabadaki ailelerin birbirine olan borçlarının ve bağlarının sessiz bir kaydını tutuyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Seçkinler dersinde gerekçelerin çoğu zaman davranışın ardından geldiğini gördük. Şimdi aynı kuşkuyu alışverişe yönelten Fransız sosyolog ve antropolog Marcel Mauss'a geçiyoruz. Mauss, Durkheim'ın kız kardeşinin oğluydu ve onun en yakın öğrencilerinden biri oldu. Mauss, dayısıyla birlikte ilkel sınıflandırmalar üzerine çalışmış, Durkheim'ın kurduğu derginin çevresindeki araştırmacıları bir arada tutmuştu. En tanınmış metni ise, yirminci yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda yayımladığı ve armağan üzerine yazdığı bir denemedir.

Ders önce Mauss'un armağana dair temel iddiasını ve armağanın üç yükümlülüğünü, sonra armağanın neden aynı anda ekonomik, hukuki, dinsel ve ahlaki bir olgu olduğunu ele alıyor. Ardından rekabete dayanan armağan biçimlerine, Mauss'un beden üzerine gözlemlerine ve onun modern toplumlar için çıkardığı sonuçlara geçiyor. Dersin sorusu şu: bir alışveriş, ne zaman yalnız bir alışveriş olmaktan çıkar?

Sıfır noktası — karşılıksız armağan yoktur

Mauss, farklı toplumlardan derlenmiş etnografik kayıtları ve eski hukuk metinlerini karşılaştırarak şu sonuca vardı: armağan, göründüğü gibi karşılıksız ve gönüllü bir jest değildir. Armağan, bir karşılık bekler, bir ilişki kurar ve bu ilişkiyi sürdürmek için bir yükümlülük doğurur.

Mauss, Polinezya'daki Maori halkından derlenmiş bir anlatıya da dikkat çekti. Bu anlatıya göre verilen şeyin içinde, onu verenden bir parça kalır; armağan, onu verene geri dönmek ister. Mauss bu fikri, armağanın neden bir karşılık gerektirdiğini anlamak için bir ipucu olarak kullandı.

Mekanizma — üç yükümlülük

Mauss'a göre armağan alışverişi, birbirine bağlı üç yükümlülük üzerine kuruludur.

Mauss, armağan alışverişinin toplumun pek çok alanını aynı anda kapsadığını da vurguladı. Bir armağan yalnız bir ekonomik değer taşımaz; aynı zamanda bir hukuki yükümlülük, bir dinsel anlam, bir ahlaki değer ve bir estetik gösteri de içerir.

Rekabet eden armağanlar

Mauss, bazı toplumlarda armağanın bir rekabet aracına dönüştüğünü de inceledi. Kuzey Amerika'nın kuzeybatı kıyısındaki bazı yerli topluluklarında, liderler büyük şölenler düzenleyerek rakiplerine olağanüstü miktarda mal dağıtıyor, hatta bazen değerli malları gösterişli biçimde yok ediyordu. Rakibin bu armağana daha büyüğüyle karşılık vermesi gerekiyordu; veremezse itibarını kaybediyordu.

Mauss, Pasifik'teki bazı adalar arasında kolyelerin ve bilekliklerin kuşaklar boyunca bir halka biçiminde dolaştığı bir alışveriş sistemine de dikkat çekti. Bu sistemi yerinde inceleyen başka bir antropoloğun kayıtlarına dayanarak, bu nesnelerin kullanım değerinin olmadığını, ama onları taşımanın büyük bir itibar kazandırdığını vurguladı.

Beden teknikleri

Mauss'un armağan kadar etkili olan bir başka kısa metni, insanların bedenlerini kullanma biçimlerine dairdir. Mauss, yürümenin, yüzmenin, oturmanın, uyumanın ve hatta doğum yapmanın bile toplumdan topluma farklı öğrenildiğini gözlemledi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Mauss'un armağan kuramı, iki kolay yanılgıya yol açabilir.

Birincisi, armağanı ahlaki bir saflıkla, tamamen çıkarsız bir cömertlikle eşitlemektir. Mauss'un gösterdiği gibi, armağan hem cömertlik hem de çıkar, itibar ve iktidar taşır. Bir armağanın bir ilişki kurması, onun aynı zamanda bir üstünlük ya da borç da kurabileceği anlamına gelir.

İkincisi, piyasayı armağandan tamamen ayrı saymaktır. Modern toplumlarda bile piyasa ilişkilerinin içinde armağan öğeleri yaşar: sadakat, güven, veresiye ve karşılıklı iyilik, alışverişlerin arasına sızar.

Kuramsal mercekler

Armağan denemesi, yazıldığı günden bu yana üç ayrı okumanın malzemesi oldu.

Bütüncül okuma, Mauss'un toplam toplumsal olgu kavramını öne çıkarır. Bu okumaya göre toplumsal hayatı ekonomi, hukuk ve din gibi ayrı alanlara bölmek yanıltıcıdır; birçok önemli olgu bu alanları aynı anda harekete geçirir ve ancak bir bütün olarak anlaşılabilir.

Yapısalcı okuma, Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss'un Mauss'tan esinlenerek geliştirdiği yaklaşımla başlar. Bu okumaya göre armağan alışverişi, toplumları bir arada tutan daha derin bir karşılıklılık yapısının bir parçasıdır; aynı yapı, evlilik ilişkilerinde ve dilde de işler.

Eleştirel okuma ise armağanın arkasındaki çıkarları ve güç ilişkilerini öne çıkarır. Bu okumaya göre armağan ile karşılığı arasındaki zaman aralığı, iki tarafın da alışverişin bir hesap olduğunu görmezden gelmesini sağlar; armağan, çıkarın kendini cömertlik olarak sunmasının bir biçimidir. Bir başka eleştirel çizgi ise, yabancılar arasındaki karşılıksız armağanların, örneğin kan bağışının, modern toplumlarda dayanışmanın temelini oluşturabileceğini savundu.

Açılış sahnesindeki defter, üç okumaya da açıktır: bir kasabanın ekonomik, ahlaki ve toplumsal hayatının bir kaydı, bir karşılıklılık yapısı ve cömertlik görünümündeki bir hesap.

Ölçek

Yüz yüze ilişkilerde armağan, bir ziyarette götürülen bir hediyede, bir yemek davetinde ya da bir iyilikte görünür; bu küçük jestler, ilişkilerin sürekliliğini sağlar.

Kurum ölçeğinde armağan, iş yerlerindeki hediyeleşmelerde, kurumlar arası bağışlarda ve hayır kurumlarının işleyişinde görünür. Bu armağanlar, kurumlar arasında güven ve bağımlılık ilişkileri kurar.

Toplum ölçeğinde Mauss, modern refah devletlerinin kurduğu sosyal sigorta sistemlerini de bir tür armağan ilişkisi olarak yorumladı. Ona göre işçiler hayatları boyunca emeklerini topluma armağan ediyordu ve toplum da onlara hastalıkta, yaşlılıkta ve işsizlikte bir karşılık vermekle yükümlüydü.

Türkiye'de boş gönderilmeyen tabak

Türkiye'de komşuluk ilişkilerinde sık duyulan bir kural vardır: bir tabakla gelen yemek, tabak boş gönderilmez. Komşu bir tabak dolma getirdiyse, tabak birkaç gün sonra bir tatlıyla ya da başka bir yemekle geri döner. Bu kural, Mauss'un üç yükümlülüğünü neredeyse bire bir izler: vermek, almak ve karşılık vermek.

Aynı mantık düğünlerde takılan takılarda, bayram ziyaretlerinde, doğum ve ölüm sonrası yapılan ziyaretlerde ve yardımlaşmalarda da görülür. Birçok ailede tutulan düğün defterleri, açılış sahnesindeki gibi, kimin kime ne getirdiğini kaydeder ve bir sonraki karşılığın ölçüsünü belirler. Bu kayıtlar, armağan ile hesabın ne kadar iç içe geçtiğini gösterir: armağan cömertlik içinde verilir, ama unutulmaz.

Başka ülkelerle bir karşılaştırma, bu tür karşılıklılık kurallarının pek çok toplumda bulunduğunu, ama kentleşme ve bireyselleşmeyle birlikte biçim değiştirdiğini gösterir. Bazı toplumlarda bu kurallar zayıflarken, başka toplumlarda sosyal medyada paylaşılan hediyeler ve dijital yardımlaşma ağları gibi yeni biçimlerde yeniden ortaya çıkar.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Mauss'un armağan kuramı, farklı kurulumlarla incelenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Mauss'a göre armağan, görünüşte karşılıksız olsa da bir karşılık bekler ve taraflar arasında süreklilik taşıyan bir ilişki kurar.
  2. Armağan alışverişi üç yükümlülük üzerine kuruludur: vermek, almak ve karşılık vermek.
  3. Armağan bir toplam toplumsal olgudur; ekonomik, hukuki, dinsel, ahlaki ve siyasal boyutları aynı anda harekete geçirir.
  4. Potlaç gibi törenlerde armağan, ilişki kurmaktan çok bir itibar ve üstünlük yarışına dönüşür.
  5. Karşılığı verilemeyen armağan, bir bağımlılık ve hiyerarşi ilişkisi kurabilir.
  6. Beden teknikleri, en doğal sanılan hareketlerin bile toplumsal olarak öğrenildiğini gösterir.
  7. Türkiye'de boş gönderilmeyen tabak ve düğün defterleri, Mauss'un üç yükümlülüğünün gündelik hayattaki karşılıklarıdır.

Sonraki derse köprü

Mauss'un armağan denemesinin yayımlandığı yıllarda, Paris'teki bir üniversitede altmış yaşını geçmiş siyah bir Amerikalı kadın öğretmen doktora tezini savunuyordu. Bu kadın, yıllar önce siyah kadınların sesinin hem ırk tartışmalarında hem de kadın hakları tartışmalarında duyulmadığını yazmıştı. Aynı dönemde Amerika'da siyah bir kadın gazeteci, linç olaylarını kayıtlarla, gazete haberleriyle ve istatistiklerle belgeleyerek, bu şiddetin gerekçelerinin yalan olduğunu göstermişti. Bu iki kadının çalışmaları, sosyolojinin kuruluş hikâyesinde uzun süre anılmadı. Sonraki ders Anna Julia Cooper'ı, Ida B. Wells'i ve görünmezleştirilen gelenekleri ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.