Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Pareto, insan davranışının büyük kısmının mantıksal hesaplardan değil, duygulardan ve alışkanlıklardan kaynaklandığını savundu.
- Tortular davranışın altındaki kalıcı eğilimlerdir; türevler ise bu davranışları haklı göstermek için sonradan üretilen değişken gerekçelerdir.
- Her toplumda bir seçkin azınlık vardır ve yönetici seçkinler zamanla yerini başka seçkinlere bırakır.
- Seçkinler, yetenekli yeni gelenleri içeri alarak kendilerini yenileyebilir ya da onlara kapıyı kapatarak devrilmeyi göze alabilir.
- Aslanlar güce ve geleneğe, tilkiler kurnazlığa ve pazarlığa dayanarak yönetir; Pareto toplumların bu iki tip arasında gidip geldiğini ileri sürdü.
- Mosca örgütlü azınlığın gücüne, Michels ise demokratik örgütlerin bile zamanla küçük bir yönetici gruba teslim olduğuna dikkat çekti.
- Türkiye'nin tarihi, devşirmeden bugünün yeni seçkinlerine kadar, seçkinlerin hem açıldığı hem de yeniden kapandığı dönemler sunar.
Açılış sahnesi
Bir ilin ticaret odası, kuruluşundan bu yana kentin birkaç eski ailesi tarafından yönetiliyor. Başkanlar değişiyor ama soyadları pek değişmiyor; yönetim kurulunda aynı ailelerin oğulları, damatları ve yeğenleri oturuyor.
Son yıllarda kentte yeni bir girişimci kuşağı yükseliyor. İhracat yapan küçük fabrikaların, yazılım şirketlerinin ve lojistik firmalarının sahipleri, odanın kararlarında söz sahibi olmak istiyor. Bir seçim dönemi yaklaşırken bu yeni girişimciler kendi listelerini kurmaya hazırlanıyor.
Odanın eski yöneticileri iki yol arasında kalıyor. Bir kısmı yeni gelenlere kapıyı kapatmayı, seçimi eski ilişkiler ve eski üyelerin oylarıyla kazanmayı öneriyor. Başka bir kısmı ise, yeni girişimcilerin en hırslılarından birkaçını kendi listelerine almayı, onlara yönetimde yer açmayı ve böylece hem oda üzerindeki denetimi korumayı hem de yeni enerjiyi içeri çekmeyi savunuyor. Hangi yolun seçileceği, odanın önümüzdeki yıllarını belirleyecek.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Elias, sarayın seçkinlerinin davranış kurallarının zamanla aşağıya yayıldığını göstermişti. Bu ders, seçkinlerin kendilerinin nasıl oluştuğunu, nasıl korunduğunu ve nasıl yer değiştirdiğini soran bir düşünüre dönüyor: İtalyan mühendis, iktisatçı ve sosyolog Vilfredo Pareto. Pareto, demiryolu mühendisliğinden iktisada, iktisattan sosyolojiye geçti. İktisatta adı bugün hâlâ verimlilik ve gelir dağılımı kavramlarıyla anılır.
Ders önce Pareto'nun insan davranışının büyük kısmının mantıksal olmadığı iddiasını ve bunu açıklamak için geliştirdiği kavramları ele alıyor. Sonra onun seçkinler ve seçkinlerin dolaşımı üzerine kuramına geçiyor. Ardından aynı dönemde benzer sorular soran iki İtalyan ve Alman düşünürün önerilerine ve bu kuramlara yöneltilen eleştirilere bakıyor. Sorulacak soru şu: bir kurumun ya da toplumun yönetimindeki değişim, gerçekten bir değişim mi, yoksa yalnız yüzlerin değişmesi mi?
Sıfır noktası — mantıksız eylemler
Pareto, iktisatçı olarak insan davranışını akılcı hesaplar üzerinden inceledikten sonra, bu yaklaşımın toplumsal hayatın büyük kısmını açıklamadığını fark etti. İnsanların çoğu eylemi, bir amaca en uygun aracı seçen hesaplardan değil, duygulardan, alışkanlıklardan ve inançlardan kaynaklanıyordu. İnsanlar bu eylemleri sonradan akılcı gerekçelerle açıklıyordu, ama bu gerekçeler eylemin gerçek nedeni değildi.
Pareto, tortuların pek çok türünü ayırdı, ama seçkinler kuramı için bunlardan ikisi belirleyiciydi. Birincisi, yeni birleşimler kurma, hesap yapma, fırsat kollama ve kurnazlık eğilimiydi. İkincisi ise var olanı koruma, geleneğe, aileye, dine ve ulusa bağlılık ve gerektiğinde güç kullanma eğilimiydi.
Mekanizma — seçkinler ve dolaşım
Pareto'ya göre her toplumda, her alanda öbürlerinden daha başarılı olan küçük bir azınlık vardır. Bu azınlık, sanatta, ticarette, siyasette ya da bilimde en yükseğe çıkmış olanlardan oluşur.
Pareto, seçkinlerin kalıcı olmadığını, zamanla gücünü, enerjisini ve yeteneğini yitirdiğini ileri sürdü. Seçkin aileler kuşaklar boyunca yozlaşır, yönetimdeki beceri azalır ve bu arada toplumun alt kesimlerinden yeni yetenekli insanlar yükselir. Pareto'nun ünlü bir cümlesiyle, tarih aristokrasilerin mezarlığıdır.
Aslanlar ve tilkiler
Pareto, yönetici seçkinleri iki tipe ayırırken Machiavelli'den bir benzetme ödünç aldı. Bu iki tip, seçkinlerin hangi tortuların baskın olduğuna göre farklı yönetme biçimlerini anlatıyordu.
Aynı sorunun başka cevapları
Pareto ile aynı dönemde, başka iki düşünür de seçkinlerin kaçınılmazlığı üzerine yazdı.
İtalyan siyaset kuramcısı Gaetano Mosca, her toplumda örgütlü bir azınlığın örgütsüz bir çoğunluğu yönettiğini ileri sürdü ve bu azınlığa siyasal sınıf adını verdi. Ona göre azınlığın gücü, sayısından değil, örgütlü olmasından geliyordu.
Alman sosyolog Robert Michels ise, demokratik ilkelerle kurulmuş örgütlerin bile zamanla küçük bir yönetici grubun elinde toplandığını gösterdi. Michels bu sonuca, kendi döneminin eşitlikçi ilkeleri en yüksek sesle savunan partilerinden birini inceleyerek varmıştı.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Seçkin kuramları, sınırları dikkatle çizilmeden kullanıldığında yanıltıcı olabilir.
Birincisi, seçkinlerin en yetenekli insanlar olduğunu varsaymaktır. Pareto, seçkinleri alanlarında en başarılı olanlar olarak tanımladı, ama bu başarı her zaman yetenekten gelmez; miras, bağlantılar ve fırsat eşitsizliği de seçkinliğin kaynağı olabilir.
İkincisi, kitleleri tamamen edilgen görmektir. Seçkin kuramları, toplumun geri kalanını çoğu zaman yönetilen bir kütle olarak tarif eder. Oysa toplumsal hareketler, sendikalar ve yerel örgütlenmeler, seçkinlerin davranışlarını ve kimlerin seçkin olabileceğini değiştirebilir.
Üçüncüsü, seçkin kuramlarını demokrasinin bir yanılsama olduğu sonucuna götürmektir. Pareto, Mosca ve Michels'in görüşleri, demokrasiye kuşkuyla bakan siyasal akımlar tarafından da kullanıldı. İtalya'da faşist rejim, iktidara geldikten kısa süre sonra Pareto'yu onurlandırdı ve bu ilişki, seçkin kuramlarının demokrasi karşısındaki konumu üzerine tartışmayı hep canlı tuttu. Seçkinlerin varlığını kabul etmek, onların nasıl denetleneceği sorusunu ortadan kaldırmaz.
Kuramsal mercekler
Seçkin kuramlarına yönelik okumalar üç yönde ayrışır.
Klasik seçkin kuramı okuması, Pareto, Mosca ve Michels'in, eşitlikçi ideallerin ardında her zaman bir azınlık yönetiminin sürdüğünü gösterdiğini savunur. Bu okumaya göre asıl soru seçkinlerin var olup olmadığı değil, hangi seçkinlerin nasıl ve ne kadar sürede yer değiştirdiğidir.
Marksist eleştiri, seçkin kavramının sınıf kavramını gizlediğini ileri sürer. Bu okumaya göre yönetici seçkinler, ekonomik olarak egemen sınıfın siyasal temsilcileridir; seçkinlerin dolaşımı, sınıf egemenliğinin sürekliliği içinde yalnız yüzlerin değişmesidir.
Demokratik bir okuma ise seçkinlerin varlığını kabul eder, ama onların birbiriyle rekabet etmesini ve seçmenlerin bu rekabette karar vermesini demokrasinin özü sayar. Yirminci yüzyılın ortasında Amerikalı sosyolog C. Wright Mills, bu iyimser okumaya karşı çıkarak, ekonomik, askerî ve siyasal kurumların tepesindeki kişilerin birbirine bağlı bir iktidar seçkinleri grubu oluşturduğunu savundu.
Açılış sahnesindeki ticaret odasına üç mercekten bakan üç ayrı hikâye görür: seçkinlerin yenilenmesi, bir sınıfın sürekliliği ya da rekabet eden grupların demokratik yarışı.
Ölçek
Küçük gruplarda seçkinlerin dolaşımı, bir kulübün, bir derneğin ya da bir apartman yönetiminin yıllar içinde kimler tarafından yönetildiğinde görünür.
Kurum ölçeğinde seçkinler, bir şirketin yönetim kurulunda, bir üniversitenin rektörlüğünde ya da bir sendikanın genel merkezinde kimlerin yer aldığında ve bu kişilerin nasıl seçildiğinde izlenebilir.
Toplum ölçeğinde Pareto, gelirin ve servetin dağılımının pek çok ülkede benzer bir eğri izlediğini, küçük bir azınlığın toplam gelirin büyük bir kısmını elinde tuttuğunu gözlemledi. Bu gözlem, iktisatta onun adıyla anılan bir dağılımın temelini oluşturdu ve seçkinlik ile servet eşitsizliği arasındaki ilişkiye dair tartışmaların bir parçası oldu.
Türkiye'de devşirmeden yeni seçkinlere
Türkiye'nin tarihi, seçkinlerin dolaşımı üzerine düşünmek için zengin bir malzeme sunar. Osmanlı İmparatorluğu'nda devşirme sistemi, imparatorluğun dört bir yanından toplanan çocukları saray okullarında yetiştirip devletin en üst görevlerine getiriyordu. Bu sistem, yönetici seçkinlerin kalıtımla değil, seçme ve eğitimle yenilenmesini amaçlıyordu. Yüzyıllar içinde bu sistem de değişti ve kapandı.
Cumhuriyet döneminde uzun süre yüksek bürokrasi, ordu ve üniversite kökenli seçkinler etkili oldu. Çok partili hayata geçişle birlikte seçimle gelen siyasetçiler, taşradan yükselen iş insanları ve yeni meslek grupları, bu seçkinlerle rekabet etmeye başladı. Son on yıllarda Anadolu kentlerinden çıkan yeni sermaye grupları ve farklı eğitim geçmişlerinden gelen bürokratlar, seçkinlerin bileşimini değiştirdi. Bu değişim, bir kesim tarafından toplumun demokratikleşmesi, başka bir kesim tarafından ise yalnız tepedeki yüzlerin el değiştirmesi olarak yorumlandı.
Başka ülkelerle bir karşılaştırma, seçkinlerin açıklığının, yani alt kesimlerden gelen insanların ne ölçüde üst konumlara yükselebildiğinin, ülkeden ülkeye büyük farklar gösterdiğini ve bu farkın eğitim sistemlerinin yapısıyla yakından ilişkili olduğunu gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Seçkin kuramları, farklı kurulumlarla sınanır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Pareto, insan davranışının büyük kısmının mantıksal hesaplardan değil, duygulardan ve alışkanlıklardan kaynaklandığını savundu.
- Tortular davranışın altındaki kalıcı eğilimlerdir; türevler ise bu davranışları haklı göstermek için sonradan üretilen değişken gerekçelerdir.
- Her toplumda bir seçkin azınlık vardır ve yönetici seçkinler zamanla yerini başka seçkinlere bırakır.
- Seçkinler, yetenekli yeni gelenleri içeri alarak kendilerini yenileyebilir ya da onlara kapıyı kapatarak devrilmeyi göze alabilir.
- Aslanlar güce ve geleneğe, tilkiler kurnazlığa ve pazarlığa dayanarak yönetir; Pareto toplumların bu iki tip arasında gidip geldiğini ileri sürdü.
- Mosca örgütlü azınlığın gücüne, Michels ise demokratik örgütlerin bile zamanla küçük bir yönetici gruba teslim olduğuna dikkat çekti.
- Türkiye'nin tarihi, devşirmeden bugünün yeni seçkinlerine kadar, seçkinlerin hem açıldığı hem de yeniden kapandığı dönemler sunar.
Sonraki derse köprü
Pareto, iktisattan geldiği hâlde insan davranışının büyük kısmının hesapla açıklanamayacağını savundu. Aynı yıllarda Fransa'da çalışan bir başka düşünür, iktisadın en temel konusu sayılan alışverişin bile yalnız hesapla açıklanamayacağını gösterdi. Durkheim'ın yeğeni ve yakın çalışma arkadaşı olan bu düşünür, dünyanın farklı toplumlarındaki armağan alışverişlerini inceledi ve bu alışverişlerin arkasında karşılıklı bir yükümlülük ağı bulunduğunu ileri sürdü: armağan vermek, armağanı kabul etmek ve karşılığını vermek zorunluydu. Sonraki ders Marcel Mauss'u, mübadeleyi ve armağanı ele alıyor.