İçeriğe geç

KUR-206-04·Erken Yirminci Yüzyıl Okulları

Norbert Elias ve uygarlık süreci

temel2.445 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Elias, görgü kitaplarını yüzyıllar boyunca izleyerek insanların duygularını ve bedensel işlevlerini giderek daha sıkı denetlemeye başladığını gösterdi.
  2. Uygarlık süreci kimsenin planlamadığı uzun dönemli bir dönüşümdür ve bir ahlaki üstünlük ya da ilerleme anlamına gelmez.
  3. Utanç eşiği ileriye doğru kaydı; daha önce herkesin önünde yapılan birçok şey utanç verici sayılmaya ve özel alanlara çekilmeye başladı.
  4. Dışarıdan uygulanan baskı zamanla içselleşerek kendi üzerine baskıya dönüştü.
  5. Devletin şiddet tekelinin kurulması ve bağımlılık zincirlerinin uzaması, insanların saldırganlıklarını denetlemesini ve öngörülü davranmasını gerektirdi.
  6. Figürasyon, birbirine karşılıklı bağımlı insanların oluşturduğu ve hiçbir kişinin tek başına belirleyemediği değişen ağdır.
  7. Türkiye'deki adabımuaşeret kitapları görgü kurallarını açıkça öğretti, ama Avrupa'dakinden farklı olarak bu kurallar devlet eliyle ve kısa sürede yayılmaya çalışıldı.

Açılış sahnesi

Bir aile, eski bir fotoğraf albümüne bakıyor. Fotoğraflardan birinde, yarım yüzyıldan uzun süre önce bir köy evinde çekilmiş bir yemek sahnesi var. Yere serilmiş bir sofranın çevresinde on kişi oturuyor, ortada tek bir büyük sahan duruyor ve herkes kaşığını aynı sahana uzatıyor. Çocuklar ellerini de kullanıyor, bir amca konuşurken ağzındaki lokmayı bitirmeyi beklemiyor.

Fotoğrafa bakan on iki yaşındaki torun yüzünü buruşturuyor: herkes aynı tabaktan mı yiyordu, bu çok iğrenç. Onun için yemek, herkesin kendi tabağının, kendi çatalının ve kendi peçetesinin olduğu, ağzı dolu konuşulmayan, burnun sofrada silinmediği bir düzen demek.

Fotoğraftaki büyük dede ise bu sofrada utanılacak hiçbir şey görmezdi. Ona göre asıl ayıp, birinin kendi tabağını ayırıp sofradan uzak durması olurdu. Aradan geçen yarım yüzyılda sahan değişmedi, kaşık değişmedi; değişen şey, insanların neyi iğrenç, neyi ayıp ve neyi doğal bulduğuydu.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Bir önceki derste bilgi ve düşüncenin toplumsal konumdan biçimlendiğini gördük. Bu ders, Mannheim'ın Frankfurt'taki asistanı Norbert Elias'ın bu fikri çok beklenmedik bir alana taşıdığı çalışmasına geçiyor: insanın bedenine, duygularına ve gündelik davranışlarına. Elias, en önemli kitabını sürgünde yazdı; kitap yayımlandığında Avrupa savaşın eşiğindeydi ve on yıllarca pek okunmadı. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeniden basıldığında sosyolojinin klasikleri arasına girdi.

Ders önce Elias'ın uygarlık süreci dediği uzun dönüşümü, sonra bu dönüşümün iki yüzünü, yani insanların iç dünyasındaki değişimi ve devletin oluşumunu ele alıyor. Ardından Elias'ın toplumu kavramak için önerdiği figürasyon kavramına ve onun bir mahalle araştırmasına geçiyor. En sonda da kavramın uygar ile uygar olmayan arasında bir hiyerarşi kuracak biçimde kullanılma tehlikesini tartışıyor.

Sıfır noktası — görgü kitaplarının tarihi

Elias, insanların davranışlarının nasıl değiştiğini anlamak için alışılmadık bir kaynağa yöneldi: yüzyıllar boyunca yazılmış görgü kitaplarına. Bu kitaplar, insanlara sofrada nasıl davranacaklarını, burunlarını nasıl sileceklerini, yere tükürüp tükürmeyeceklerini ve yatak odasında nasıl davranacaklarını öğütlüyordu. Elias, bu öğütlerin yüzyıllar içinde nasıl değiştiğini tek tek izledi. Kaynaklarından biri, Rönesans döneminde Erasmus'un çocuklar için yazdığı bir görgü kitabıydı.

Elias'ın gözlemi şuydu: erken dönem görgü kitapları, bugün hiç söylenmesine gerek duyulmayan şeyleri açıkça yazıyordu. Sofraya tükürmeyin, burnunuzu masa örtüsüne silmeyin, ısırdığınız et parçasını ortak kaba geri koymayın. Bu öğütlerin varlığı, bu davranışların o dönemde yaygın olduğunu gösteriyordu. Sonraki yüzyıllarda bu öğütler kitaplardan kayboldu, çünkü artık yazılmalarına gerek kalmamıştı: davranışlar insanların içine yerleşmişti.

Mekanizma — utanç eşiğinin kayması

Elias'a göre uygarlık sürecinin en önemli göstergesi, insanların neyi utanç verici ve neyi iğrenç bulduğunun değişmesiydi.

Elias bu değişimin bir yüzünü daha gösterdi: dışarıdan uygulanan denetim, zamanla insanın kendi içinden gelen bir denetime dönüşür.

Devlet ve şiddet tekeli

Elias, insanların iç dünyasındaki bu değişimi, toplumun yapısındaki bir değişimle birlikte açıkladı. Ona göre bu iki değişim, aynı sürecin iki yüzüydü.

Orta Çağ Avrupa'sında birçok savaşçı soylu kendi silahlı gücüne sahipti ve anlaşmazlıklarını çoğu zaman şiddetle çözüyordu. Yüzyıllar içinde bu savaşçılar arasındaki rekabet, bazı merkezlerin güçlenmesine ve sonunda şiddet araçlarının ve vergilerin tek bir merkezde, krallıkların ve sonra devletlerin elinde toplanmasına yol açtı.

Elias ayrıca, savaşçı soyluların saraylara çekilip kralın çevresinde yaşamaya başladığında davranışlarının nasıl değiştiğini de inceledi. Sarayda başarı, kılıç kullanmaktan çok duyguları denetlemeye, başkalarını gözlemlemeye ve incelikli davranmaya bağlıydı. Sarayın görgü kuralları, zamanla aşağıya doğru, önce varlıklı kentlilere, sonra toplumun geniş kesimlerine yayıldı.

Figürasyon ve karşılıklı bağımlılık

Elias, bireyi ve toplumu birbirinden ayrı şeyler olarak düşünmeye karşı çıktı. Ona göre toplumsal hayatı anlamanın yolu, insanların birbirine bağımlı olduğu ağlara bakmaktı.

Elias'a göre modern toplumlarda bu bağımlılık zincirleri giderek uzadı. Bir kişinin gündelik hayatı, hiç tanımadığı çok sayıda insanın işine bağlı hâle geldi. Bu uzun zincirler, insanlardan öngörü ve kendi davranışlarını uzun vadeli sonuçlara göre ayarlama becerisi istedi.

Elias, figürasyon kavramını bir mahalle araştırmasında da kullandı. Bir İngiliz kasabasında, aynı sınıftan ve aynı kökenden insanların yaşadığı iki mahalleyi inceledi. İki mahalle arasındaki tek önemli fark, birinin sakinlerinin orada daha uzun süredir yaşamasıydı. Eski sakinler, yeni gelenleri dedikodu ve dışlama yoluyla aşağı bir konuma itmişti.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Uygarlık kavramı gündelik dile taşındığında üç ayrı yerden kayar.

Birincisi, uygarlık sürecini bir ahlaki üstünlük ya da ilerleme sıralaması olarak okumaktır. Elias, uygar sözcüğünü bir övgü olarak değil, belirli bir davranış biçimini betimlemek için kullandı. Uygarlık süreci, bazı toplumların öbürlerinden daha iyi olduğu anlamına gelmez.

İkincisi, uygarlık sürecini geri döndürülemez sanmaktır. Elias, kendi yaşadığı dönemde Almanya'da şiddetin yeniden yükselişine tanık oldu ve uygarlık sürecinin tersine dönebileceğini, iç denetimlerin çözülebileceğini vurguladı. Savaşlar, iç çatışmalar ve devletin şiddet tekelinin zayıfladığı durumlar, bu tersine dönüşün koşullarını yaratabilir.

Üçüncüsü, duyguların tamamen bastırıldığını düşünmektir. Elias ve öğrencisi Eric Dunning, spor gibi alanların, duyguların denetimli bir biçimde serbest bırakılmasına izin veren alanlar olduğunu gösterdi. Bir stadyumda insanlar bağırabilir, heyecanlanabilir, rakip takıma öfkelenebilir; ama bu serbestlik belirli sınırlar içindedir ve sınırlar aşıldığında şiddet ortaya çıkar.

Kuramsal mercekler

Elias'a yönelik okumalar üç ana hatta toplanır.

Süreç sosyolojisi okuması, Elias'ın en önemli katkısının bireyi ve toplumu ayrı şeyler olarak görmeyi reddetmesi olduğunu vurgular. Bu okumaya göre insanların iç dünyasının oluşumu ile toplumun yapısının oluşumu aynı sürecin iki yüzüdür ve biri öbürü olmadan anlaşılamaz.

Eleştirel bir okuma, Elias'ın çalışmasının Avrupa merkezli olduğunu ve başka toplumları örtük olarak daha az uygar gösterebileceğini savunur. Bir antropoloğun kapsamlı eleştirisi, Avrupa dışındaki ve Avrupa'nın erken dönemlerindeki pek çok toplumda da güçlü utanç kurallarının bulunduğunu göstermeye çalıştı.

Bir başka okuma ise, modern devletin şiddeti yalnız azaltmadığını, aynı zamanda merkezîleştirip örgütlediğini hatırlatır. Yirminci yüzyılın büyük kitlesel şiddet olayları, bürokratik ve teknik araçlarla örgütlenmiş devletler tarafından gerçekleştirildi. Bu okumaya göre gündelik hayattaki şiddetin azalması ile devletin elindeki şiddet kapasitesinin artması birlikte düşünülmelidir.

Açılış sahnesindeki fotoğraf, bu okumaların her biri için farklı bir soru sorar: sofradaki davranış değişimi hangi toplumsal değişimle birlikte gerçekleşti, bu değişim bir ilerleme midir ve bu değişimin bedeli neydi?

Ölçek

Yüz yüze ilişkilerde uygarlık süreci, bir sofrada, bir toplantıda ya da bir otobüste insanların duygularını ve bedenlerini nasıl denetlediğinde görünür.

Kurum ölçeğinde süreç, okulların, işyerlerinin ve orduların davranış kuralları koyup bunları öğretmesinde, zamanla bu kuralların üyelerin içine yerleşmesinde izlenebilir.

Toplum ölçeğinde süreç, devletin şiddet tekelinin kurulmasında, vergi sisteminin oluşmasında ve insanlar arasındaki bağımlılık zincirlerinin uzamasında görünür. Elias, bu uzun dönemli değişimleri yüzyıllar boyunca izlemeyi önerdi.

Türkiye'de adabımuaşeret

Türkiye'de on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren ve özellikle Cumhuriyet'in ilk on yıllarında, adabımuaşeret adı verilen görgü kitapları yayımlandı. Bu kitaplar, okurlarına sofrada çatal ve bıçağın nasıl kullanılacağını, misafir ağırlamanın ve ziyarete gitmenin kurallarını, kadınlarla ve erkeklerle nasıl konuşulacağını ve kamusal alanda nasıl giyinileceğini öğretiyordu. Bu kitaplar, Elias'ın incelediği Avrupa görgü kitaplarına benzer bir işlev görüyordu: yeni bir davranış biçimini açıkça öğretmek.

Ama Türkiye'deki süreç, Elias'ın incelediği Avrupa sürecinden önemli bir noktada ayrılıyordu. Avrupa'da görgü kuralları yüzyıllar içinde saraydan aşağıya yavaşça yayılmıştı. Türkiye'de ise bu kurallar, çoğu zaman devlet ve eğitim kurumları eliyle, bilinçli bir modernleşme projesinin parçası olarak ve kısa bir sürede yayılmaya çalışıldı. Bu durum, yeni kuralları benimseyenler ile eski alışkanlıklarını sürdürenler arasında alafranga ve alaturka gibi ayrımlar doğurdu.

Uluslararası karşılaştırma, modernleşmeyi yaşayan birçok toplumda benzer görgü kitaplarının yayımlandığını, ama bu kitapların devlet eliyle mi yoksa kendiliğinden mi yayıldığının, sürecin hızını ve toplumsal gerilimlerini belirlediğini gösterir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Elias'ın önerileri, farklı kurulumlarla sınanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Elias, görgü kitaplarını yüzyıllar boyunca izleyerek insanların duygularını ve bedensel işlevlerini giderek daha sıkı denetlemeye başladığını gösterdi.
  2. Uygarlık süreci kimsenin planlamadığı uzun dönemli bir dönüşümdür ve bir ahlaki üstünlük ya da ilerleme anlamına gelmez.
  3. Utanç eşiği ileriye doğru kaydı; daha önce herkesin önünde yapılan birçok şey utanç verici sayılmaya ve özel alanlara çekilmeye başladı.
  4. Dışarıdan uygulanan baskı zamanla içselleşerek kendi üzerine baskıya dönüştü.
  5. Devletin şiddet tekelinin kurulması ve bağımlılık zincirlerinin uzaması, insanların saldırganlıklarını denetlemesini ve öngörülü davranmasını gerektirdi.
  6. Figürasyon, birbirine karşılıklı bağımlı insanların oluşturduğu ve hiçbir kişinin tek başına belirleyemediği değişen ağdır.
  7. Türkiye'deki adabımuaşeret kitapları görgü kurallarını açıkça öğretti, ama Avrupa'dakinden farklı olarak bu kurallar devlet eliyle ve kısa sürede yayılmaya çalışıldı.

Sonraki derse köprü

Elias, saraydaki seçkinlerin davranış biçimlerinin zamanla aşağıya doğru yayıldığını ve bütün topluma örnek olduğunu gösterdi. Ama seçkinlerin kendisi nasıl değişir? Yirminci yüzyılın başında İtalya'da yaşayan ve mühendislikten iktisada, iktisattan sosyolojiye geçen bir düşünür, bu soruyu merkeze aldı. Ona göre her toplumda yönetenler ile yönetilenler arasında bir ayrım vardır ve tarih, bir seçkin grubunun yerini başka bir seçkin grubuna bırakmasının hikâyesidir. Bu düşünür, seçkinleri güce dayanan ve kurnazlığa dayanan iki tipe ayırdı ve toplumların istikrarını bu iki tip arasındaki dolaşıma bağladı. Sonraki ders Vilfredo Pareto'yu ve seçkinlerin dolaşımını ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.