Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bilgi sosyolojisi, düşüncelerin ve bilgilerin onları taşıyan insanların toplumsal konumlarıyla ilişkisini inceler.
- Bir düşüncenin toplumsal kökenini göstermek onu çürütmez; yalnız onun neyi görüp neyi görmediğini anlamaya yardım eder.
- Toplam ideoloji kavrayışı, bir grubun yalnız belirli iddialarını değil, bütün düşünme biçimini onun konumuyla ilişkilendirir ve eleştirenin kendisine de uygulanabilir.
- İdeoloji var olan düzeni korumaya, ütopya ise onu aşmaya ve değiştirmeye yönelir.
- İlişkicilik, bilginin konuma bağlı olduğunu kabul eder, ama bundan her bilginin eşit derecede keyfi olduğu sonucunu çıkarmaz.
- Aynı yıllarda doğmak bir kuşağa ait olmak için yetmez; aynı olaylara ortak bir tutumla cevap veren gruplar kuşak birimlerini oluşturur.
- Türkiye'deki kuşak adları ortak tarihsel deneyimleri yakalar, ama aynı kuşak içindeki karşıt kuşak birimlerini tek bir etiket altında eritebilir.
Açılış sahnesi
Bir seçim akşamı, üç kuşaktan bir aile aynı sofrada oturuyor ve televizyondaki sonuçları izliyor.
Emekli bir memur olan dede, sonuçları ülkenin istikrarı açısından değerlendiriyor; gençliğinde yaşadığı karışıklık yıllarını hatırlatıp, her şeyden önce düzenin korunması gerektiğini söylüyor. Küçük bir atölye işleten baba, her şeyi vergi, faiz ve kira üzerinden yorumluyor; ona göre hangi partinin kazandığı, işinin ayakta kalıp kalmayacağıyla ilgili. Üniversitede okuyan kız ise, sonuçları iklim, özgürlükler ve gençlerin geleceği üzerinden tartışıyor.
Bir noktada kız, dedesine dönüp, onun böyle düşünmesinin yaşadığı dönemden kaynaklandığını söylüyor. Dede gülümseyerek aynı şeyi ona söylüyor: sen de böyle düşünüyorsun, çünkü sen de kendi döneminin çocuğusun. Sofradaki herkes, öbürünün görüşünün nereden geldiğini açıklayabiliyor. Ama kimse kendi görüşünün de bir yerden geldiğini aynı kolaylıkla kabul etmiyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Bir önceki derste benliğin başkalarıyla konuşa konuşa kurulduğunu gördük. Bu ders, aynı fikri düşüncelerin, siyasal görüşlerin ve bilginin kendisine uygulayan bir sosyoloğa, Karl Mannheim'a geçiyor. Mannheim Budapeşte'de doğdu, Almanya'daki üniversitelerde çalıştı ve Nazi rejimi iktidara geldiğinde İngiltere'ye göç etmek zorunda kaldı.
İdeolojiyi Marx kursunda, bir toplumun ilişkilerini doğal ve kaçınılmaz gösteren düşünceler bütünü olarak tanımlamıştık. Araştırma tasarımı kursunda da her bilginin belirli bir konumdan üretildiğini savunan konumlu bilgi anlayışını görmüştük. Mannheim bu iki fikrin arasında durur. Ders önce onun bilgi sosyolojisi önerisini, sonra ideoloji ile ütopya ayrımını, ardından görecilik sorununa verdiği cevabı ve kuşaklar üzerine çözümlemesini ele alıyor. Hedef, bir düşüncenin toplumsal kökenini sormanın onu çürütmek anlamına gelmediğini gösterebilmen.
Sıfır noktası — düşüncenin toplumsal yeri
Mannheim'a göre insanların dünyayı algılama ve anlama biçimleri, onların toplumdaki konumlarından bağımsız değildir. Bir tüccar, bir köylü, bir memur ve bir işçi aynı olayı farklı kavramlarla düşünür, farklı soruları önemli bulur ve farklı cevapları makul sayar.
Mannheim, bu yaklaşımın bir düşünceyi çürütmek için değil, anlamak için kullanılması gerektiğini vurguladı. Bir görüşün toplumsal kökenini göstermek, o görüşün yanlış olduğunu göstermez; yalnız onun neyi görüp neyi görmediğini anlamaya yardım eder.
Mekanizma — iki ideoloji kavramı
Mannheim, ideoloji kavramının iki farklı biçimde kullanıldığını gösterdi. Birinci kullanımda, karşı tarafın belirli iddiaları, çıkarlarını gizlemek için söylenmiş çarpıtmalar ya da yalanlar olarak görülür. Mannheim buna ideolojinin özel kavrayışı dedi.
İkinci kullanımda ise, karşı tarafın yalnız belirli iddiaları değil, bütün düşünme biçimi, kavramları ve dünyayı algılama çerçevesi, onun toplumsal konumunun bir ürünü olarak görülür.
Mannheim bir adım daha attı. Marx ideoloji kavramını karşı tarafı eleştirmek için kullanmıştı. Mannheim ise bu eleştirinin eleştirenin kendisine de uygulanabileceğini gösterdi: her grubun düşüncesi, kendi konumundan biçimlenir, eleştirenin düşüncesi de.
İdeoloji ve ütopya
Mannheim'ın en tanınmış ayrımlarından biri, ideoloji ile ütopya arasındadır. İkisi de gerçekliği aşan düşüncelerdir, ama farklı yönlerde işlerler.
Mannheim, ütopyaların zamanla ideolojilere dönüşebileceğini de gösterdi. Bir düzeni aşmak isteyen bir hareket iktidara geldiğinde, kendi eski ütopyası yeni düzeni meşrulaştıran bir ideolojiye dönüşebilir.
Görecilik sorunu ve ilişkicilik
Mannheim'ın yaklaşımı, önemli bir soruyu doğurdu: eğer her düşünce bir toplumsal konumdan biçimleniyorsa, hiçbir düşünce doğru değil midir? Bu, her şeyin göreli olduğu ve hiçbir bilginin diğerinden üstün olmadığı sonucuna götürmez mi?
Mannheim bu sonucu reddetti. Bir düşüncenin toplumsal konuma bağlı olmasının, onun yanlış ya da keyfi olduğu anlamına gelmediğini savundu.
Mannheim, farklı bakış açılarının bir araya getirilmesinde özel bir grubun rol oynayabileceğini düşündü. Kendi deyişiyle, belirli bir sınıfa sıkıca bağlı olmayan, eğitim yoluyla farklı bakış açılarına açık hâle gelmiş aydınlar, bu sentezi yapabilecek konumdaydı.
Kuşaklar
Mannheim'ın bilgi sosyolojisine en kalıcı katkılarından biri, kuşak üzerine yazdığı bir denemedir. Ona göre aynı yıllarda doğmuş olmak, bir kuşağa ait olmak için yeterli değildir.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Bilgi sosyolojisi güçlü bir araçtır, ama kolayca yanlış kullanılabilir.
Birincisi, bir düşüncenin toplumsal kökenini göstermenin onu çürüttüğünü sanmaktır. Bir kişinin görüşünün hangi konumdan geldiğini göstermek, o görüşün yanlış olduğunu kanıtlamaz; tartışma yine kanıtlar ve gerekçeler üzerinden yürümek zorundadır.
İkincisi, bilgi sosyolojisini her şeyin göreli olduğu biçiminde okumaktır. Mannheim'ın ilişkiciliği, farklı bakış açılarının eşit derecede keyfi olduğunu değil, her birinin gerçekliğin bir yönünü görebileceğini savunur.
Üçüncüsü, aydınların konumsuz olduğunu varsaymaktır. Mannheim'ın aydınlara biçtiği sentez rolü, sonraki eleştirmenlerce sorgulandı: aydınlar da belirli bir eğitim, belirli bir sınıf ve belirli kurumlar içinde yetişir ve onların da görmedikleri vardır.
Kuramsal mercekler
Mannheim'ın bilgi sosyolojisi farklı yönlerden okunur.
Mannheim'ın kendi okuması, bilgi sosyolojisini siyasal kutuplaşmaya karşı bir anlayış aracı olarak görür. Farklı grupların dünyayı neden farklı gördüğünü anlamak, onların birbirleriyle konuşmasını ve demokratik bir toplumda bir arada yaşamasını kolaylaştırabilir.
Marksist eleştiri, Mannheim'ın ideoloji kavramını genelleştirerek onun eleştirel gücünü zayıflattığını savunur. Bu okumaya göre ideoloji kavramı, egemen grupların çıkarlarını gizleme işlevini göstermek için vardı; onu herkese uygulamak, egemenlik ilişkilerini görünmez kılar.
Bilgi sosyolojisini genişleten bir başka okuma ise, Mannheim'ın matematik ve doğa bilimlerini kendi çözümlemesinin dışında tuttuğunu hatırlatır. Sonraki kuşaklarda gelişen yaklaşımlar, bilimsel bilginin de toplumsal süreçlerle üretildiğini incelemeye başladı. Bir başka yönde ise, bilgi sosyolojisini yalnız fikirlere değil, insanların gündelik hayatta doğru ve gerçek saydığı her şeye genişleten ve gerçekliğin toplumsal olarak kurulduğunu savunan çalışmalar ortaya çıktı.
Açılış sahnesindeki sofra, bu üç okumanın bir arada görülebildiği bir yerdir: bir anlayış fırsatı, bir güç ilişkisi ve gündelik hayatın gerçekliğini kuran bir konuşma.
Ölçek
Yüz yüze konuşmalarda bilgi sosyolojisi, bir tartışmada tarafların birbirinin görüşlerini hangi konumdan geldiğine bağlayarak açıklamasında görünür.
Kurum ölçeğinde bilgi sosyolojisi, bir üniversitenin, bir gazetenin ya da bir düşünce kuruluşunun hangi soruları önemli bulduğunda ve hangi bakış açılarını dışarıda bıraktığında izlenebilir.
Toplum ölçeğinde bilgi sosyolojisi, farklı sınıfların, kuşakların ve bölgelerin dünya görüşleri arasındaki farkları ve bu farkların siyasal kutuplaşmaya nasıl dönüştüğünü anlamak için kullanılır.
Türkiye'de kuşak adları
Türkiye'de gazete sütunlarında, anı kitaplarında ve aile sofralarında kuşaklara ad takmak yaygın bir alışkanlıktır: altmış sekiz kuşağı, yetmiş sekizliler, seksen sonrası kuşak, daha yakın dönemde de sokak eylemleriyle ya da dijital kültürle özdeşleştirilen genç kuşaklar. Bu adlar, belirli tarihsel olayların belirli yaşlardaki insanlar üzerinde ortak bir iz bıraktığı düşüncesini taşır.
Mannheim'ın kavramları, bu adların hem neyi yakaladığını hem de neyi gizlediğini gösterir. Bir kuşak adı, aynı yıllarda gençliğini yaşamış insanların ortak bir tarihsel deneyimi paylaştığını doğru biçimde vurgular. Ama aynı ad, bu kuşak içindeki farklı kuşak birimlerini, yani aynı olaylara birbirine karşıt biçimlerde tepki veren grupları, tek bir etiket altında eritebilir. Siyasal kutuplaşmanın en keskin olduğu dönemlerde yetişen bir kuşağın içinde, birbirine karşı saflarda duran birimler bulunabilir.
Başka ülkelerle bir karşılaştırma, kuşak adlarının pek çok toplumda benzer biçimde kullanıldığını, ama bu adların ardındaki olayların ve kuşak birimlerinin her toplumda farklı olduğunu gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Mannheim'ın iddiaları üç tür çalışmayla sınanabilir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Bilgi sosyolojisi, düşüncelerin ve bilgilerin onları taşıyan insanların toplumsal konumlarıyla ilişkisini inceler.
- Bir düşüncenin toplumsal kökenini göstermek onu çürütmez; yalnız onun neyi görüp neyi görmediğini anlamaya yardım eder.
- Toplam ideoloji kavrayışı, bir grubun yalnız belirli iddialarını değil, bütün düşünme biçimini onun konumuyla ilişkilendirir ve eleştirenin kendisine de uygulanabilir.
- İdeoloji var olan düzeni korumaya, ütopya ise onu aşmaya ve değiştirmeye yönelir.
- İlişkicilik, bilginin konuma bağlı olduğunu kabul eder, ama bundan her bilginin eşit derecede keyfi olduğu sonucunu çıkarmaz.
- Aynı yıllarda doğmak bir kuşağa ait olmak için yetmez; aynı olaylara ortak bir tutumla cevap veren gruplar kuşak birimlerini oluşturur.
- Türkiye'deki kuşak adları ortak tarihsel deneyimleri yakalar, ama aynı kuşak içindeki karşıt kuşak birimlerini tek bir etiket altında eritebilir.
Sonraki derse köprü
Mannheim Frankfurt'ta çalışırken, asistanlığını genç bir sosyolog yapıyordu. Hocası gibi o da faşizmin yükselişiyle ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı ve sürgünde yıllarca az bilinen bir çalışma üzerinde çalıştı. Bu çalışmada eski görgü kitaplarını, sofra adabı kurallarını ve insanların bedenleriyle, duygularıyla ve şiddetle ilişkisinin yüzyıllar içinde nasıl değiştiğini inceledi. İnsanların kendi davranışlarını denetleme biçimlerinin, devletlerin şiddeti tekeline almasıyla birlikte nasıl dönüştüğünü gösterdi. Sonraki ders Norbert Elias'ı ve uygarlık sürecini ele alıyor.