İçeriğe geç

KUR-206-02·Erken Yirminci Yüzyıl Okulları

Cooley, Mead ve sembolik etkileşimin temelleri

temel2.334 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Cooley'nin ayna benliği, benlik duygusunun başkalarına nasıl göründüğümüzü ve nasıl değerlendirildiğimizi hayal etmemizle oluştuğunu anlatır.
  2. Hayal edilen değerlendirme yanlış olabilir, ama benlik duygusu yine de ona göre biçimlenir.
  3. Mead'e göre insanı ayıran, iki tarafta da aynı anlamı uyandıran anlamlı sembolleri, yani dili kullanabilmesidir.
  4. Rol alma, başkasının yerine kendini koyarak durumu onun gözünden görmektir ve benlik bu süreçte oluşur.
  5. Çocuk önce tek tek rolleri oynar, sonra kurallı oyunlarda birçok rolü birden hesaba katmayı ve genelleşmiş ötekiyi içselleştirmeyi öğrenir.
  6. Benlik, içselleştirilmiş toplumsal tutumlardan oluşan nesne ben ile o anda verilen öngörülemez tepki olan özne ben arasındaki bir konuşmadır.
  7. Türkiye'deki el âlem sözü genelleşmiş ötekinin gündelik bir karşılığıdır; ama bu sesin kime ait olduğu sorulduğunda somut kişilere ve güç ilişkilerine dönüşür.

Açılış sahnesi

Bir büyükanne, torunlarının büyüyüşünü yıllar içinde izliyor.

Torunlardan biri dört yaşındayken bebeklerini sıraya diziyor, eline bir kalem alıp öğretmencilik oynuyor. Bebeklerden biri konuşunca ona kaşlarını çatıyor ve sesini inceltip anaokulu öğretmeninin cümlelerini aynen tekrarlıyor: arkadaşlar, sessiz olalım. Bir an öğretmen oluyor, bir an yine kendisi.

Aynı çocuk sekiz yaşına geldiğinde sokakta mahalle maçı oynuyor. Kaleci olduğu hâlde, forvetin nereye koşacağını, defansın ne zaman öne çıkacağını, hakemin hangi durumda faul vereceğini biliyor ve buna göre yerini ayarlıyor. Oyunda kimse ona kuralları anlatmıyor; hepsi zaten aklında.

On beş yaşına geldiğinde bir akşam, üzerine giymek istediği bir kıyafet için büyükannesine şunu soruyor: sence insanlar ne der? Büyükanne gülümsüyor. Torunu artık yalnız öğretmeni ya da takım arkadaşlarını değil, adı konmamış kalabalık bir insanlar topluluğunu da aklında taşıyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Benliğin başkalarının tepkilerinden derlendiğini, tepki okumayı ve tanınmayı temel derslerde ele almıştık. Bu ders, o fikrin kaynağına, yirminci yüzyılın başında Amerika'da çalışan iki düşünüre dönüyor: Michigan Üniversitesi'nde ders veren sosyolog Charles Horton Cooley ve Chicago Üniversitesi'nin felsefe bölümünde ders veren George Herbert Mead. Birincil grup kavramını da temel derslerde tanımlamıştık; bu kavram da Cooley'den gelir.

Ders önce Cooley'nin benliği bir aynaya benzeten önerisini, sonra Mead'in anlamın ve benliğin etkileşimde nasıl doğduğuna dair çözümlemesini ele alıyor. Ardından Mead'in çocukluk gelişimine dair aşamalarına, benliğin iki yüzüne ve bu düşüncelerin sonradan sembolik etkileşimcilik adıyla bir geleneğe nasıl dönüştüğüne geçiyor. Dersin sonunda, gündelik bir davranışın arkasında hangi ötekilerin hayal edildiğini sorabilmelisin.

Sıfır noktası — ayna benlik

Cooley, benliğin insanın kendi içinde değil, başkalarıyla kurduğu ilişkilerde oluştuğunu savundu. Bu süreci bir aynaya benzetti: insan kendi yüzünü aynada gördüğü gibi, kendini de başkalarının gözünde görür.

Cooley'nin vurgusundaki ince nokta, hayal edilen değerlendirmenin yanlış olabileceğidir. İnsanlar başkalarının kendilerini nasıl gördüğünü çoğu zaman yanlış tahmin eder; ama benlik duygusu bu yanlış tahmin üzerine de kurulabilir.

Mekanizma — jestten anlamlı sembole

Mead, Cooley'den bir adım öteye giderek, benliğin nasıl oluştuğunu dilin ve iletişimin kökenine inerek açıklamaya çalıştı. Mead hayatı boyunca bir kitap yayımlamadı; en tanınmış eseri, ölümünden sonra öğrencilerinin ders notlarından derlendi.

Mead'e göre hayvanlar da birbirleriyle jestler aracılığıyla etkileşir: bir köpeğin hırlaması, öbür köpeğin geri çekilmesine ya da saldırmasına yol açar. Ama bu etkileşimde jestin anlamı iki taraf için aynı değildir. İnsanı ayıran, iki tarafta da aynı tepkiyi uyandıran jestleri, yani sembolleri kullanabilmesidir.

Mead'e göre insan, anlamlı sembolleri kullanarak başkasının bakış açısını kendi içine alabilir. Bu yeteneğe rol alma adını verdi.

Oyun, maç ve genelleşmiş öteki

Mead, çocuğun benliğinin iki aşamada geliştiğini ileri sürdü. İlk aşamada çocuk tek tek başkalarının rollerini oynar: öğretmen, anne, polis ya da doktor olur. Açılış sahnesindeki dört yaşındaki çocuğun öğretmencilik oyunu bu aşamaya aittir. Çocuk bir anda yalnız bir başkasının rolünü alabilir.

İkinci aşamada çocuk, kuralları olan bir oyuna katılır. Bir takım oyununda başarılı olmak için, oyundaki bütün öbür oyuncuların ne yapacağını aynı anda hesaba katmak gerekir. Açılış sahnesindeki sekiz yaşındaki kaleci, forvetin, defansın ve hakemin rollerini bir arada aklında taşır.

Bu ikinci aşamanın sonunda çocuk, tek tek kişilerin değil, bir bütün olarak topluluğun tutumlarını içselleştirir.

Benliğin iki yüzü

Mead, benliğin tek parçalı olmadığını da vurguladı. Benliğin bir yüzü, içselleştirilmiş toplumsal tutumlardan, yani genelleşmiş ötekinden oluşur. Öbür yüzü ise bu tutumlara karşı kişinin anlık, önceden kestirilemeyen tepkisidir.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Cooley ve Mead'in kavramları gündelik psikolojiye kolayca karışır ve bu karışma bazı önemli noktaları bulanıklaştırır.

Birincisi, ayna benliği başkalarının gerçek görüşlerinin bir yansıması sanmaktır. Cooley'nin vurgusu, hayal edilen değerlendirme üzerinedir; bu hayal yanlış da olabilir ve benlik yine de ona göre biçimlenir.

İkincisi, genelleşmiş ötekiyi bütün toplum için tek ve ortak bir ses saymaktır. Gerçekte insanlar farklı gruplara aittir ve her grup farklı bir genelleşmiş öteki sunabilir: aile, arkadaş çevresi, iş yeri ve dinsel topluluk birbirinden farklı beklentiler taşıyabilir.

Üçüncüsü, etkileşime odaklanırken yapıyı ve gücü gözden kaçırmaktır. İnsanlar anlamları etkileşimde kurar, ama bu etkileşimlerin kimin hangi kaynaklara sahip olduğu, kimin kurallarını koyduğu ve kimin sesinin daha çok duyulduğu koşullar altında gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Kuramsal mercekler

Cooley ve Mead'in düşünceleri, sonraki kuşaklarda farklı yönlere taşındı.

Sembolik etkileşimci okuma, Mead'in öğrencisi Herbert Blumer'in bu düşüncelere verdiği adla başlar. Blumer, insanların şeylere o şeylerin kendileri için taşıdığı anlamlara göre davrandığını, bu anlamların toplumsal etkileşimde doğduğunu ve insanlar tarafından sürekli yorumlanıp değiştirildiğini ileri sürdü. Bu okumaya göre toplum, sürekli yeniden kurulan bir anlamlar ve etkileşimler ağıdır.

Ölçme okuması, aynı düşünceleri daha sistemli ve ölçülebilir hâle getirmeye çalıştı. Bu okumaya göre benlik kavramı, insanların kendilerini nasıl tanımladığını soran sistemli araçlarla ölçülebilir ve farklı gruplar arasında karşılaştırılabilir.

Yapısal eleştiri ise sembolik etkileşimciliğin toplumsal yapıyı, sınıfı ve iktidarı yeterince hesaba katmadığını savunur. Bu okumaya göre insanların hangi anlamları kurabileceği, hangi kaynaklara ve konumlara sahip olduklarına bağlıdır; etkileşimler yapının içinde gerçekleşir, onun dışında değil.

Açılış sahnesindeki genç, sence insanlar ne der diye sorarken bu üç okumanın her biri başka bir şey görür: kurulmakta olan bir anlam, ölçülebilecek bir benlik ve o insanların kimler olduğunu belirleyen bir toplumsal konum.

Ölçek

İki kişi karşı karşıya geldiğinde Cooley ile Mead'in kavramları her sözde iş başındadır: taraflar birbirinin yerine geçerek konuşur ve karşısındakinin tepkisini hayal ederek sözlerini seçer.

Kurum ölçeğinde genelleşmiş öteki, bir okulun, bir hastanenin ya da bir şirketin kurallarının, orada çalışanların içinde taşıdığı bir ses hâline gelmesinde görünür. Yeni bir çalışan, zamanla kurumun beklentilerini kimse söylemeden bilmeye başlar.

Toplum ölçeğinde genelleşmiş öteki, bir toplumun ortak değerleri ve beklentileri olarak işler. Ama büyük ve çeşitli toplumlarda birden çok genelleşmiş öteki bir arada bulunur ve insanlar bu sesler arasında kendi yollarını bulmak zorunda kalır.

Türkiye'de el âlem

Benlik sunumu dersinde, Türkiye'de sunumun izleyicisine el âlem dendiğini görmüştük. Aynı söz, Mead'in genelleşmiş ötekisinin de gündelik bir karşılığıdır. El âlem ne der sorusu, kimsenin ortada olmadığı durumlarda bile, kişinin davranışını düzenleyen içselleştirilmiş bir topluluk sesini dile getirir.

El âlem sözcüğünün ilginç bir yanı, kimi kastettiğinin çoğu zaman belirsiz olmasıdır. Bu belirsizlik, genelleşmiş ötekinin tam da tek tek kişiler değil, adı konmamış bir topluluk olduğunu gösterir. Ama aynı belirsizlik, el âlemin kimin sesi olduğunu sorgulamayı da zorlaştırır: el âlem çoğu zaman bir mahallenin en güçlü ailelerinin, en yaşlı üyelerinin ya da en yüksek sesli çevrelerinin sesidir.

Başka ülkelerle bir karşılaştırma, insanların ne der sorusunun pek çok dilde benzer bir yer tuttuğunu, ama bu sesin gücünün toplumun ne ölçüde yüz yüze ilişkilere dayandığına ve bireysel tercihlere ne kadar alan tanıdığına göre değiştiğini gösterir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Cooley ve Mead'in önerileri, farklı araştırma kurulumlarıyla izlenir.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Cooley'nin ayna benliği, benlik duygusunun başkalarına nasıl göründüğümüzü ve nasıl değerlendirildiğimizi hayal etmemizle oluştuğunu anlatır.
  2. Hayal edilen değerlendirme yanlış olabilir, ama benlik duygusu yine de ona göre biçimlenir.
  3. Mead'e göre insanı ayıran, iki tarafta da aynı anlamı uyandıran anlamlı sembolleri, yani dili kullanabilmesidir.
  4. Rol alma, başkasının yerine kendini koyarak durumu onun gözünden görmektir ve benlik bu süreçte oluşur.
  5. Çocuk önce tek tek rolleri oynar, sonra kurallı oyunlarda birçok rolü birden hesaba katmayı ve genelleşmiş ötekiyi içselleştirmeyi öğrenir.
  6. Benlik, içselleştirilmiş toplumsal tutumlardan oluşan nesne ben ile o anda verilen öngörülemez tepki olan özne ben arasındaki bir konuşmadır.
  7. Türkiye'deki el âlem sözü genelleşmiş ötekinin gündelik bir karşılığıdır; ama bu sesin kime ait olduğu sorulduğunda somut kişilere ve güç ilişkilerine dönüşür.

Sonraki derse köprü

Mead, zihnin ve benliğin toplumsal bir süreç içinde doğduğunu savundu: insan, başkalarının tutumlarını içselleştirerek düşünmeyi ve kendini görmeyi öğrenir. Aynı yıllarda Almanya'da çalışan bir sosyolog, bu düşünceyi çok daha geniş bir alana taşıdı. Ona göre yalnız benlik değil, insanların siyasal görüşleri, dünya hakkındaki bilgileri ve geleceğe dair tasarıları da, onların toplumdaki konumundan, sınıflarından ve kuşaklarından biçimlenir. Bu sosyolog, bir düşüncenin doğru olup olmadığını sormadan önce, o düşüncenin kimin tarafından, hangi konumdan ve hangi çıkarla dile getirildiğini sormayı önerdi. Sonraki ders Karl Mannheim'ı ve bilgi sosyolojisini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.