Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Chicago Okulu, yirminci yüzyılın başında hızla büyüyen Chicago'yu bir laboratuvar olarak inceledi ve alan araştırmasını sosyolojinin merkezine taşıdı.
- İnsan ekolojisi, kentteki grupların mekândaki dağılımını ve yer değiştirmesini, ekolojiden ödünç alınmış istila ve ardıllık gibi kavramlarla açıkladı.
- Burgess'in eşmerkezli halkalar modeli, kentin merkezden dışa doğru iç içe halkalar biçiminde büyüdüğünü ileri sürdü.
- Geçiş bölgesi, merkezî iş bölgesinin çevresinde, nüfusun sürekli değiştiği ve sorunların yoğunlaştığı bölgedir.
- Yaşam belgeleri, mektuplar, günlükler ve yaşam öyküleri aracılığıyla toplumsal değişimin bireylerin hayatına nasıl yansıdığını gösterir.
- Kentteki ayrışma doğal bir süreç değildir; arsa, kredi, imar ve ayrımcılık gibi kararlarla da üretilir.
- Türkiye'deki gecekondu, Chicago'nun geçiş bölgesine benzer yönler taşısa da kentin çeperinde kuruldu ve siyasal kararlarla kalıcılaştı.
Açılış sahnesi
Bir kentteki üniversitenin sosyoloji bölümünde, birinci sınıf öğrencilerine dönemin ilk ödevi veriliyor: kentin tarihî çarşısından başlayıp dışarıya doğru, düz bir hat üzerinde bir gün boyunca yürüyecek ve yol boyunca gördüklerini not edecekler.
Öğrenciler sabah çarşıda bankaların, büroların ve büyük mağazaların arasından geçiyor. Biraz ileride, eskiden konak olan ama şimdi odalara bölünüp bekâr işçilere kiralanmış yapılar, küçük atölyeler, ucuz lokantalar ve sürekli el değiştiren dükkânlar başlıyor. Öğleden sonra birbirine benzeyen işçi apartmanlarının sıralandığı mahallelere, akşama doğru ise bahçeli sitelere ve güvenlikli konut yerleşimlerine varıyorlar.
Ertesi gün derste notlar yan yana konuyor. Öğrencilerden biri, kentin bir soğan gibi katman katman dizildiğini söylüyor. Bir başkası, kendi doğduğu kentte zenginlerin merkezde, yoksulların ise kenarda oturduğunu, yani katmanların tam ters sırada olduğunu hatırlatıyor. Hoca, bu iki gözlemin arasında yüzyıllık bir sosyoloji tartışmasının durduğunu söylüyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Yeni bir kursa başlıyoruz: yirminci yüzyılın ilk yarısında sosyolojiyi biçimlendiren okullar. İlk durak, Amerika'nın ilk sosyoloji bölümünün kurulduğu Chicago Üniversitesi. Addams'ın yerleşim evinin bulunduğu bu kentte, yirminci yüzyılın ilk on yıllarında üniversitenin sosyologları, büyüyen kenti gözlerinin önünde yürüyen bir deney gibi ele aldı. Chicago Okulu adıyla anılan bu grup, kentin nasıl büyüdüğünü, göçmenlerin kente nasıl yerleştiğini ve kent hayatının insanları nasıl değiştirdiğini araştırdı.
Etnografiyi hazırlık derslerinde, bir topluluğun içinde uzun süre kalarak yürütülen araştırma olarak tanımlamıştık. Chicago Okulu, bu tür alan araştırmasını sosyolojinin merkezine taşıyan ilk akademik okullardan biriydi. Ders önce okulun kenti bir ekosistem gibi okuyan yaklaşımını, sonra kent büyümesine dair ünlü modelini, ardından alan araştırmalarını ve yaşam belgelerini ele alıyor. En sonda okulun eleştirilerine ve bu eleştirilerin kent sosyolojisini nasıl dönüştürdüğüne geçiyor.
Sıfır noktası — kent bir laboratuvar
Yirminci yüzyılın başında Chicago, dünyanın en hızlı büyüyen kentlerinden biriydi. Avrupa'nın dört bir yanından ve Amerika'nın güneyinden gelen göçmenler, kentin mahallelerini sürekli dönüştürüyordu. Kent, sosyologların önünde her gün yeni bir deney yapılıyormuş gibi değişiyordu.
Okulun önde gelen isimlerinden Robert Park, sosyolojiye geçmeden önce yıllarca gazetecilik yapmıştı ve Almanya'da Simmel'in derslerine katılmıştı. Park, öğrencilerini kütüphanelerden çıkarıp sokaklara göndermeyi, kentin farklı köşelerinde insanların nasıl yaşadığını kendi gözleriyle görmelerini istedi.
Mekanizma — eşmerkezli halkalar
Okulun en tanınmış modellerinden biri, Ernest Burgess'in kent büyümesini anlatmak için önerdiği bir şemaydı.
Bu modelin en çok ilgi gören halkası, merkezin hemen çevresindeki bölgeydi.
Alan araştırmaları ve yaşam belgeleri
Chicago Okulu, kentin farklı köşelerini inceleyen bir dizi monografi üretti. Bu çalışmalar, evsiz gezgin işçileri, sokak çetelerini, zengin semtlerle yoksul semtlerin yan yana yaşadığı bölgeleri, göçmenlerin yerleştiği mahalleleri ve dans salonlarını konu aldı. Araştırmacılar bu dünyalara girdi, oralarda zaman geçirdi, insanlarla konuştu ve gözlemlerini ayrıntılı biçimde kaydetti.
Okulun erken dönemindeki en önemli çalışmalarından biri, William Thomas ve Florian Znaniecki'nin Avrupa'dan Amerika'ya göç eden Polonyalı köylüler üzerine yaptığı araştırmaydı. Bu araştırma, göçmenlerin ailelerine yazdığı mektuplara, günlüklere ve yaşam öykülerine dayanıyordu.
Thomas, bu çalışmalardan yola çıkarak, temel derslerde durum tanımı adıyla ele aldığımız fikri de sosyolojiye kazandırdı: insanların bir durumu nasıl tanımladığı, o durumun sonuçlarını belirler.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Chicago Okulu'nun kavramları güçlüdür, ama sınırları dikkatle çizilmeden kullanılırsa yanıltıcı olabilir.
Birincisi, kentteki ayrışmayı doğal bir süreç gibi görmektir. İnsan ekolojisinin dili, grupların kentte yer değiştirmesini bitki topluluklarının yayılmasına benzetti. Ama gerçekte hangi grubun hangi mahallede oturacağını, arsa spekülasyonu, bankaların kredi politikaları, belediyelerin imar kararları ve açık ayrımcılık da belirliyordu.
İkincisi, bir kentin modelini bütün kentlere uygulamaktır. Burgess'in halkaları, belirli bir dönemde belirli bir Amerikan kentinin büyümesini anlatıyordu. Başka ülkelerde ve başka dönemlerde kentler çok farklı biçimlerde büyüdü.
Üçüncüsü, bir bölgenin sorunlarını orada yaşayan grubun özelliklerine bağlamaktır. Chicago Okulu'nun bazı araştırmacıları, belirli bölgelerde gençlik suçlarının, bölgenin sakinleri tamamen değişse bile yüksek kaldığını gösterdi. Bu bulgu, sorunun grupta değil yerde, yani bölgenin koşullarında olduğunu düşündürdü.
Kuramsal mercekler
Chicago Okulu'na yönelik okumalar, onun hangi mirasının öne çıkarıldığına göre ayrılır.
Ekolojik okuma, okulun kenti bir bütün olarak, parçaları birbirine bağlı ve sürekli değişen bir sistem olarak görmesini önemser. Bu okumaya göre Chicago Okulu, Spencer'dan gelen organizma benzetmesini kent ölçeğinde somut bir araştırma programına dönüştürdü ve kentin mekânsal örüntülerini sistemli olarak haritalamanın öncüsü oldu.
Politik ekonomi okuması, sonraki kuşaklarda gelişen yeni kent sosyolojisinin eleştirilerini öne alır. Bu okumaya göre kentin biçimini doğal süreçler değil, toprak rantı, sermaye yatırımları ve devlet politikaları belirler. Chicago Okulu'nun ekolojik dili, bu güç ilişkilerini görünmez kıldı.
Kanon okuması ise okulun kendi kuruluş hikâyesini sorgular. Bu okumaya göre Chicago Okulu'nun alan araştırmaları ve haritaları, aynı kentte Addams ve arkadaşlarının yerleşim evinde yaptığı çalışmaları büyük ölçüde izledi, ama bu çalışmalar okulun anlatısında geri planda kaldı. Du Bois'nın bir başka kentte hane hane yürüttüğü araştırma da okulun kendi öncülleri arasında pek anılmadı.
Bu okumalar, açılış sahnesindeki öğrencilerin yürüyüşünü farklı sorularla sürdürür: halkalar nasıl dizilmiş, onları kim dizmiş ve bu haritayı ilk kim çizmişti?
Ölçek
Tek tek karşılaşmalarda Chicago Okulu'nun ilgisi, bir dans salonunda, bir sokak köşesinde ya da bir kiralık odada insanların birbirleriyle nasıl ilişki kurduğuna yönelir.
Kurum ve mahalle ölçeğinde okul, bir semtin kurumlarının, derneklerinin, okullarının ve ibadethanelerinin, sakinleri bir arada tutmada ne ölçüde başarılı olduğunu inceler.
Kent ölçeğinde okul, kentin bütününün nasıl büyüdüğünü, farklı grupların kentte nasıl dağıldığını ve bu dağılımın zamanla nasıl değiştiğini haritalarla izler. Okulun temsilcilerinden Louis Wirth, kent hayatının büyüklük, yoğunluk ve farklılık tarafından biçimlendirilen kendine özgü bir yaşam biçimi olduğunu ileri sürdü.
Türkiye'de gecekondu
Türkiye'de yirminci yüzyılın ortasından itibaren kırdan kente yoğun bir göç yaşandı. Göçle gelen aileler, büyük kentlerin çeperlerinde, çoğu zaman hazine ya da başkasına ait arazilere, kendi elleriyle gecekondular kurdu. Bu mahalleler, Chicago Okulu'nun geçiş bölgesine bazı yönlerden benziyordu: yeni gelenlerin ilk yerleştiği, hemşehrilik ağlarının güçlü olduğu ve kentle kırın iç içe geçtiği yerlerdi.
Ama Türkiye'deki gecekondu, Chicago modelinden önemli noktalarda ayrıldı. Gecekondu mahalleleri kentin merkezinde değil çeperinde kuruldu. Üstelik geçici kalmadı: seçimler öncesinde çıkarılan imar afları ve tapu düzenlemeleriyle birçok gecekondu mahallesi kalıcılaştı, zamanla apartmanlaştı ve kentin parçası hâline geldi. Hangi mahallenin kalıcılaşacağını, doğal bir ardıllık süreci değil, siyasal kararlar ve pazarlıklar belirledi. Kent sosyolojisi alanında Türkiye'de yapılan araştırmalar, gecekondunun hem bir barınma çözümü hem de bir siyasal ilişki biçimi olduğunu gösterdi.
Başka ülkelerle yapılan karşılaştırmalar, hızlı kentleşme yaşayan pek çok toplumda kentin çeperinde kendiliğinden kurulan mahallelerin benzer bir yol izlediğini, ama bu mahallelerin kalıcılaşıp kalıcılaşmadığının her ülkenin toprak ve konut politikalarına göre farklılaştığını gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Chicago Okulu'nun yöntemleri, bugün de farklı kurulumlarla kullanılır.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Chicago Okulu, yirminci yüzyılın başında hızla büyüyen Chicago'yu bir laboratuvar olarak inceledi ve alan araştırmasını sosyolojinin merkezine taşıdı.
- İnsan ekolojisi, kentteki grupların mekândaki dağılımını ve yer değiştirmesini, ekolojiden ödünç alınmış istila ve ardıllık gibi kavramlarla açıkladı.
- Burgess'in eşmerkezli halkalar modeli, kentin merkezden dışa doğru iç içe halkalar biçiminde büyüdüğünü ileri sürdü.
- Geçiş bölgesi, merkezî iş bölgesinin çevresinde, nüfusun sürekli değiştiği ve sorunların yoğunlaştığı bölgedir.
- Yaşam belgeleri, mektuplar, günlükler ve yaşam öyküleri aracılığıyla toplumsal değişimin bireylerin hayatına nasıl yansıdığını gösterir.
- Kentteki ayrışma doğal bir süreç değildir; arsa, kredi, imar ve ayrımcılık gibi kararlarla da üretilir.
- Türkiye'deki gecekondu, Chicago'nun geçiş bölgesine benzer yönler taşısa da kentin çeperinde kuruldu ve siyasal kararlarla kalıcılaştı.
Sonraki derse köprü
Chicago Okulu sokaklara çıkıp kentin mahallelerini haritalarken, aynı üniversitenin felsefe bölümünde bir düşünür, insanın benliğinin nasıl oluştuğunu soruyordu. Ona göre benlik, insanın doğuştan getirdiği bir şey değil, başkalarıyla kurduğu etkileşimlerde, onların tutumlarını içselleştirerek kazandığı bir şeydi. Aynı yıllarda Michigan'da çalışan bir başka sosyolog, insanın kendini başkalarının gözünde nasıl göründüğünü hayal ederek tanıdığını yazmış ve bu süreci bir aynaya benzetmişti. Bu iki düşünür, Chicago Okulu'nun kent araştırmalarına yön veren ve sonradan sembolik etkileşimcilik adıyla anılacak bir geleneğin temellerini attı. Sonraki ders Cooley'i, Mead'i ve sembolik etkileşimin temellerini ele alıyor.