Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Weber'e göre modern dünyada en son değerler birbiriyle uzlaştırılamaz biçimde çatışır ve aralarında seçim yapmak bilimin değil kişinin işidir.
- Bilim yine de değer sorularında sessiz değildir: araçları, bedelleri, yan sonuçları ve değerlerin kendi içindeki tutarlılığını gösterebilir.
- Weber, öğretmenin öğrencilerine kendi görüşleri için rahatsız edici olan olguları tanımayı öğretmesini bilimsel eğitimin görevlerinden biri saydı.
- Kürsü peygamberliği, bir öğretmenin siyasal görüşünü itiraz edilemeyecek bir konumdan bilimsel bir doğru gibi sunmasıdır.
- Weber'in itirazı bilim insanının görüş sahibi olmasına değil, görüşün bilimsel otoritenin arkasına saklanmasınadır.
- İnanç etiği ilkeye bağlılığı, sorumluluk etiği sonuçların hesabını öne alır; Weber ikisinin birlikte taşınmasını önerdi.
- Olgu ile değer arasındaki ayrım uygulamada zordur, çünkü olguları anlatan sözcükler de değer taşıyabilir.
Açılış sahnesi
Bir üniversitenin sosyoloji bölümünde, yakındaki bir vadiye yapılması planlanan baraj üzerine bir seminer var. Seminerin hocası, dönem boyunca öğrencileriyle birlikte vadiye gidip gelmiş. Barajın suyu altında kalacak köylerde görüşmeler yapılmış, elektrik üretimi ve sulama hesapları incelenmiş, benzer barajların başka yerlerde neye yol açtığı okunmuş.
Son derste bir öğrenci elini kaldırıp soruyor: peki hocam, baraj yapılmalı mı, yapılmamalı mı? Hoca, tahtaya iki sütun çiziyor. Birine barajın getireceklerini, öbürüne götüreceklerini, ikisini de dönem boyunca toplanan bulgularla yazıyor. Sonra bu iki sütunu tartmanın, hangi değere ne kadar ağırlık verildiğine bağlı olduğunu söylüyor ve kendi oyunu açıklamıyor.
Sınıfta bir huzursuzluk oluşuyor. Bir öğrenci bunu kaçamak buluyor: bütün dönem çalıştık, şimdi karar vermekten kaçıyorsunuz. Bir başkası ise hocanın ne düşündüğünü bilmek istemediğini, zaten kendi kararını verebileceğini söylüyor. Tartışma, dersin konusundan daha büyük bir soruya dönüşüyor: bilim bize ne yapmamız gerektiğini söyleyebilir mi?
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Araştırma tasarımı kursunda, araştırmacının konusunu değerleriyle seçtiğini ama bulgularını değer yargılarından ayrı tutması gerektiğini tartışmış, değerle ilişki ve değerden bağımsızlık kavramlarını tanımlamıştık. Hazırlık derslerinde de olgu ile değer yargısını ayırmıştık. Bu ders, bu ayrımın Weber'in düşüncesinde nereden geldiğini ve ona hangi gerekçelerle dayandığını ele alıyor.
Weber bu tartışmaya kendi döneminde, Alman sosyal bilimcileri arasında yaşanan ve değer yargısı tartışması olarak anılan bir anlaşmazlığın içinden katıldı. Ders önce onun değerlerin çoğulluğuna dair görüşünü, sonra bilimin değer sorularında neyi yapabildiğini ve neyi yapamadığını, en sonda da kürsü ile siyaset arasındaki sınırı ele alıyor. Dersin sonunda bir araştırmanın hangi noktada bilgi verip hangi noktada bir tercihi dile getirdiğini ayırabilmen amaçlanıyor.
Sıfır noktası — tanrıların savaşı
Weber, modern dünyada insanların bağlı olduğu en son değerlerin birbiriyle uzlaştırılamaz biçimde çatıştığını düşündü. Güzellik, iyilik, doğruluk, adalet, ulusun gücü, bireyin özgürlüğü birbirine bağlanmak zorunda değildir; biri için doğru olan, öbürü için yanlış olabilir.
Bu görüş, bilimin sınırını çizer. Bilim, bir baraj yapıldığında kaç ailenin yerinden olacağını, ne kadar elektrik üretileceğini, sulamanın kime yarayacağını gösterebilir. Ama elektriğin mi yoksa bir köyün sürekliliğinin mi daha değerli olduğunu, hangi ailelerin kaybının hangi kazançla dengeleneceğini söyleyemez.
Mekanizma — bilimin değer sorularında yapabildikleri
Weber, bilimin değer sorularında tamamen sessiz kalmadığını da vurguladı. Bir kişi hangi değere bağlanacağını kendisi seçer; ama bilim bu seçimi daha bilinçli kılabilir.
Weber bilimin bu katkısını birkaç adımda tarif etti. Birincisi, bilim seçilmiş bir hedefe hangi yolların götürüp hangilerinin götürmeyeceğini gösterebilir. İkincisi, seçilen araçların amaçlanmayan yan sonuçlarını ve bedellerini ortaya koyabilir. Üçüncüsü, bir kişinin bağlı olduğu değerlerin birbiriyle tutarlı olup olmadığını ve bu değerlerin hangi en son öncüllere dayandığını açığa çıkarabilir. Weber bu katkının adını açıklık koydu: bilim, insanın kendi eyleminin anlamı hakkında kendisine hesap verebilmesine yardım eder.
Weber, bir öğretmenin öğrencilerine kazandırabileceği en önemli şeylerden birinin, kendi görüşleri için rahatsız edici olan olguları tanımayı öğretmek olduğunu söyledi.
Kürsü ile siyaset arasındaki sınır
Weber, bilim ve siyaset üzerine verdiği iki ünlü konuşmada, öğretmenin kürsüsü ile siyasetçinin kürsüsünü birbirinden ayırdı. Bir hocanın derste siyasal görüşlerini bilimsel bulgu gibi sunmasına karşı çıktı. Gerekçesi, sınıfın bir meydan olmamasıydı: öğrenciler hocayla eşit koşullarda tartışamaz, ona itiraz etmenin bedeli ağırdır ve notlarını o verir.
Weber'in kendisi siyasetten uzak durmadı. Gazetelere yazdı, siyasal tartışmalara katıldı ve siyasal görüşlerini açıkça savundu. Onun itirazı, bir bilim insanının siyasal görüşü olmasına değil, bu görüşün bilimsel otoritenin arkasına saklanmasınaydı.
Weber, siyasetin kendi içinde de iki farklı ahlak anlayışının çatıştığını düşündü.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Weber'in olgu ile değer arasındaki ayrımı, sık sık yanlış anlaşılır.
Birincisi, değerden bağımsızlığı ahlaki kayıtsızlık sanmaktır. Weber, bilim insanının değerleri olmaması gerektiğini söylemedi; değerlerini açıkça değer olarak sunması ve bulgu gibi göstermemesi gerektiğini söyledi.
İkincisi, bu ayrımı bir bilim insanının hiçbir zaman görüş bildiremeyeceği biçiminde okumaktır. Weber'in sınırı kürsü ile kamusal tartışma arasındadır; bir bilim insanı, görüşünü görüş olarak dile getirdiği sürece siyasal tartışmaya katılabilir.
Üçüncüsü, ayrımın uygulamada kolay olduğunu sanmaktır. Olguları anlatan dil bile çoğu zaman değer yüklüdür ve bir sözcüğün seçimi bir tarafı tutmak anlamına gelebilir.
Kuramsal mercekler
Weber'in ayrımı sosyolojide farklı biçimlerde okunur.
Weber'in kendi okumasında ayrım, bilimin güvenilirliğini ve özgürlüğü korur. Bilim bir değeri dayatmadığı için, farklı değerlere bağlı insanların ortak bir bilgi zemininde buluşabilmesini sağlar; kişi de kendi seçimini daha bilinçli yapar.
Eleştirel bir okuma, bu ayrımın kendisinin bir değer taşıdığını söyler. Bu okumaya göre bilimin tarafsız görünmesi, çoğu zaman var olan düzenin tarafında durmak anlamına gelir; hangi sorunun araştırılacağı, hangi verinin toplanacağı ve hangi bulgunun yayımlanacağı zaten güç ilişkileri içinde belirlenir.
Kamusal bir sosyoloji anlayışı ise üçüncü bir yol önerir. Bu anlayışa göre sosyolog, yalnız başka akademisyenlere değil geniş kamuya da yazmalı, toplumsal sorunların tartışılmasına bilgisiyle katılmalıdır. Bu anlayış Weber'in ayrımını büsbütün reddetmez, ama bilimin kamusal tartışmadan uzak durmasını bir sorumluluk kaybı olarak görür.
Bu okumaların ayrıldığı nokta, açılış sahnesindeki hocanın oyunu açıklamamasının bir dürüstlük mü, bir kaçış mı olduğu sorusudur.
Ölçek
Tek bir dersin içinde ayrım, bir öğretmenin hangi cümlelerin bulgu, hangilerinin görüş olduğunu öğrencilerine açıkça söyleyip söylemediğinde görünür.
Kurum ölçeğinde ayrım, bir araştırma merkezinin raporlarında bulgu bölümü ile öneri bölümünü ayırıp ayırmamasında, bir derginin hakem süreçlerinde ve bir üniversitenin akademik özgürlük kurallarında somutlaşır.
Toplum ölçeğinde ayrım, bilimin kamusal tartışmalardaki yerini belirler. Bir salgın, bir iklim politikası ya da bir ekonomik kriz sırasında bilim insanlarından hem bulgu hem yol göstericilik beklenir; bu iki beklentinin birbirine karışması, bilime duyulan güveni hem artırabilir hem aşındırabilir.
Türkiye'de kürsü sözcüğü
Türkiye'de kürsü, aynı sözcükle iki ayrı şeyi adlandırır: bir konuşmacının üzerinde durduğu yükselti ve üniversitelerde uzun süre bir bilim dalının tek bir profesörün başkanlığında örgütlendiği birim. Önceki derslerde bu örgütlenmenin bir disiplinin yönünü nasıl kürsü başkanının kişisel yaklaşımına bağlayabildiğini görmüştük. Kürsüden konuşmak, bir otorite konumundan konuşmak demektir ve bu otorite, söylenenin bilim mi yoksa kanaat mi olduğunu dinleyicinin gözünden gizleyebilir.
Bugün bu otorite yalnız üniversite derslerinde değil, televizyon tartışma programlarında, sosyal medya hesaplarında ve köşe yazılarında da kullanılıyor. Bir unvanın, siyasal bir görüşü bilimsel bir sonuç gibi sunmak için kullanılması, Weber'in kürsü peygamberliği eleştirisinin güncel bir karşılığıdır.
Başka ülkelerle bir karşılaştırma, akademisyenlerin kamusal tartışmalardaki rolünün, üniversitelerin özerkliğine, siyasal kutuplaşmanın düzeyine ve medyanın yapısına göre çok farklı biçimler aldığını gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Olgu ile değer arasındaki ayrımın uygulamada nasıl işlediği, farklı kurulumlarla incelenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Weber'e göre modern dünyada en son değerler birbiriyle uzlaştırılamaz biçimde çatışır ve aralarında seçim yapmak bilimin değil kişinin işidir.
- Bilim yine de değer sorularında sessiz değildir: araçları, bedelleri, yan sonuçları ve değerlerin kendi içindeki tutarlılığını gösterebilir.
- Weber, öğretmenin öğrencilerine kendi görüşleri için rahatsız edici olan olguları tanımayı öğretmesini bilimsel eğitimin görevlerinden biri saydı.
- Kürsü peygamberliği, bir öğretmenin siyasal görüşünü itiraz edilemeyecek bir konumdan bilimsel bir doğru gibi sunmasıdır.
- Weber'in itirazı bilim insanının görüş sahibi olmasına değil, görüşün bilimsel otoritenin arkasına saklanmasınadır.
- İnanç etiği ilkeye bağlılığı, sorumluluk etiği sonuçların hesabını öne alır; Weber ikisinin birlikte taşınmasını önerdi.
- Olgu ile değer arasındaki ayrım uygulamada zordur, çünkü olguları anlatan sözcükler de değer taşıyabilir.
Sonraki derse köprü
Bu dersle Weber kursunu kapatıyoruz. Weber, bilimin bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyemeyeceğini, yalnız seçimlerimizin bedellerini ve anlamını açıklığa kavuşturabileceğini savundu. Sosyolojiye adını veren düşünür ise bundan çok farklı bir umut taşıyordu. Ona göre toplumun bilimsel bilgisi, doğa bilimleri gibi yasalar bulacak ve bu yasalar, devrimlerle sarsılmış bir topluma düzen ve yön verecekti. Bu düşünür bilimsel bir toplum bilgisinin yeni bir ahlakın ve hatta yeni bir inanç biçiminin temeli olabileceğini de düşündü. Sonraki ders Auguste Comte'u ve onun pozitivist toplum bilimi tasarısını ele alıyor.