İçeriğe geç

KUR-204-05·Weber ve Anlamacı Sosyoloji

Sınıf, statü ve parti

temel2.326 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Weber iktidarın bir toplulukta üç düzende dağıldığını söyledi: ekonomik düzende sınıflar, toplumsal düzende statü grupları, siyasal düzende partiler.
  2. Sınıf durumu bir piyasa durumudur; aynı sınıf durumunu paylaşanlar kendiliğinden bir topluluk oluşturmaz.
  3. Statü grupları ortak bir itibarı ve yaşam tarzını paylaşan topluluklardır; sınıflar üretim ve edinmeyle, statü grupları tüketim biçimiyle ayrışır.
  4. Toplumsal kapanma, bir grubun olanaklarına erişimi soy, eğitim, belge ya da yaşam tarzı gibi ölçütlerle sınırlamasıdır.
  5. Weber'in anlamında parti, iktidar için bilinçli olarak örgütlenmiş her gruptur ve sınıf ile statü çıkarlarını bir araya getirebilir.
  6. Üç düzen birbirini etkiler; ekonomik değişimin hızlandığı dönemlerde sınıf, durgun dönemlerde statü öne çıkar.
  7. Dengi dengine sözü, evliliğin statü sınırlarını koruyan bir kapı olarak nasıl işlediğini gösterir.

Açılış sahnesi

Bir ilçenin esnaf ve sanatkârlar derneğinde başkanlık seçimi yaklaşıyor. Adaylardan biri, son birkaç yılda inşaat işinde büyük para kazanmış bir müteahhit. İlçede en çok arsası olan, en çok işçi çalıştıran kişi o. Derneğin bütçesine de en çok katkıyı o yapıyor.

Ama derneğin eski üyeleri onun başkan olmasını pek istemiyor. Çarşının eski ailelerinden gelen kuyumcular, bakırcılar ve kumaşçılar, kahvede onun hakkında aynı cümleyi kuruyor: parası var, ama bizden değil. Müteahhidin nasıl konuştuğu, düğünlerini nerede yaptığı, çocuklarını hangi okula gönderdiği, bayramlarda kimleri ziyaret ettiği tek tek konuşuluyor.

Müteahhit bunu fark edince bir liste kuruyor. Listeye çarşının genç esnafından birkaç kişiyi, eski ailelerden de itibarlı ama işleri kötü giden bir kuyumcuyu alıyor. Seçim günü sandıktan çıkan sonuç, ne yalnız para ne yalnız itibar tarafından belirleniyor; kimin kimle hangi hesapla bir araya geldiği belirliyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Temel derslerde toplumsal sınıfı, saygınlık sıralamasını ve iktidarı üç ayrı sıra olarak tanımlamış, bu sıraların birbirini tutmadığı durumlara bakmıştık. Bu ders aynı ayrımı bu kez Weber'in kendi metninden izliyor ve onu önceki kursta gördüğümüz sınıf çözümlemesiyle karşılaştırıyor.

Weber, iktidarın bir toplulukta üç ayrı düzende dağıldığını söyledi: ekonomik düzende sınıflar, toplumsal düzende statü grupları, siyasal düzende partiler. Ders bu üç kavramı Weber'in kurduğu biçimiyle açıyor ve her birinin ötekilerden hangi noktada ayrıldığını gösteriyor. Dersin sonunda bir grubun neden birlikte davrandığını ya da davranmadığını, bu üç düzenin hangisinden kaynaklandığını sorarak açıklayabilmen amaçlanıyor.

Sıfır noktası — sınıf bir topluluk değildir

Weber, sınıfı bir kişinin piyasadaki durumu üzerinden tanımladı. Bir kişinin hangi mallara ve hangi gelir olanaklarına ulaşabildiği, piyasada neyi satabildiğine bağlıdır: mülkünü mü, becerisini mi, yoksa yalnız emeğini mi?

Weber'in önemli vurgusu, aynı sınıf durumunu paylaşan insanların kendiliğinden bir topluluk oluşturmadığıdır. Onlar yalnız benzer olanaklara ve benzer risklere sahiptir. Bu benzerliğin ortak bir bilince ve ortak bir eyleme dönüşmesi mümkündür, ama zorunlu değildir; bu dönüşümün hangi koşullarda gerçekleştiği açıklanması gereken ayrı bir sorudur.

Bu vurgu, Weber'i önceki kursta gördüğümüz çözümlemeden ayıran noktalardan biridir. O çözümlemede sınıf, üretim araçlarıyla ilişki üzerinden tanımlanır ve tarihsel gelişimin temel öznesi olarak görülür. Weber ise sınıfı daha dar bir kavram olarak tutar ve onun yanına iki başka düzen koyar.

Mekanizma — statü grupları ve yaşam tarzı

Statü kavramını temel derslerde bir kişinin toplumdaki yeri olarak tanımlamıştık. Weber'in kullanımında ise bu kavram, bir itibar biçimini paylaşan ve kendini bir topluluk olarak gören insanların oluşturduğu gruplar üzerinden düşünülür.

Statü grupları, sınırlarını gündelik hayatın küçük kurallarıyla çizer: kimle aynı sofraya oturulacağı, kimle evlenilebileceği, hangi mesleklerin yapılabileceği, hangi davranışların uygun sayılacağı. Açılış sahnesindeki çarşı ailelerinin müteahhide yönelttiği sorular, bu sınırın nasıl çizildiğini gösterir: sorulan şey onun ne kadar kazandığı değil, nasıl yaşadığıdır.

Weber, statü düzeninin piyasanın mantığıyla gerilim içinde olduğunu da vurguladı. Piyasa, kimin satın aldığına bakmaz; parası olan alır. Statü düzeni ise tam tersine, kişinin kim olduğuna bakar ve bazı malları, bazı konumları, bazı ilişkileri parayla elde edilemez kılmaya çalışır.

Partiler

Weber'in üçüncü düzeni, iktidarın örgütlü biçimde elde edilmeye çalışıldığı alandır. Burada parti sözcüğünü, gündelik dildeki siyasal partilerden daha geniş bir anlamda kullandı.

Açılış sahnesindeki müteahhidin kurduğu liste de böyle bir partidir. Liste, onun parasını, genç esnafın sayısını ve eski ailelerden gelen kuyumcunun itibarını bir araya getiriyor. Her biri başka bir düzende güçlü olan kişiler, iktidar için bir arada örgütleniyor.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Üç düzen ayrımı, dikkatle kullanılmadığında üç yanlışa kapı açar.

Birincisi, statüyü gelirle ölçmektir. Gelir, bir statü grubuna girmeyi kolaylaştırabilir; ama statü, gelirin kendisi değil, bir yaşam tarzının ve bir itibarın paylaşılmasıdır. Aynı gelir düzeyindeki iki kişi, çok farklı statü gruplarına ait olabilir.

İkincisi, parti kavramını yalnız siyasal partilere indirgemektir. Weber'in kavramı, iktidar için örgütlenen her grubu kapsar ve bu tür gruplar bir apartman yönetiminden bir meslek odasına kadar her yerde görülebilir.

Üçüncüsü, üç düzeni birbirinden tamamen bağımsız saymaktır. Weber'e göre üç düzen birbirini etkiler. Para zamanla itibara dönüşebilir, itibar bir partinin kurulmasını kolaylaştırabilir, bir partinin iktidarı da bir grubun piyasa durumunu değiştirebilir. Weber, ekonomik ve teknik değişimlerin hızlandığı dönemlerde sınıf durumunun öne çıktığını, görece durgun dönemlerde ise statü düzeninin ağırlık kazandığını ileri sürdü.

Kuramsal mercekler

Weber'in üçlü ayrımı, farklı geleneklerde farklı biçimlerde okunur.

Birinci okuma, ayrımı çok boyutlu bir eşitsizlik anlayışının temeli olarak görür. Bu okumaya göre toplumsal eşitsizlik tek bir ekonomik eksene indirgenemez; itibar ve örgütlü iktidar, ekonomiden ayrı ve bazen ona karşı işleyen kaynaklardır.

İkinci okuma, önceki kursun geleneğinden gelen bir itirazı taşır. Bu okumaya göre statü grupları ve partiler, sonuçta ekonomik konumlara dayanır; itibar, uzun vadede paranın ya da mülkün bir yansımasıdır. Üç düzeni yan yana koymak, onlar arasındaki bu belirleyicilik ilişkisini gözden kaçırabilir.

Üçüncü okuma, Weber'in statü ve kapanma kavramlarını genişleterek, grupların sınırlarını eğitimle, belgelerle, beğeni ve tüketim biçimleriyle nasıl çizdiğini inceler. Bu okumaya göre modern toplumlarda statü sınırları, eski soy ayrımlarından çok diplomalar, meslek belgeleri ve yaşam tarzı işaretleri üzerinden yeniden üretilir.

Bu okumaların ayrıldığı yer, açılış sahnesindeki çarşı ailelerinin itirazının arkasında bir çıkar mı, yoksa kendi başına bir itibar kaygısı mı yattığı sorusudur.

Ölçek

Tek tek karşılaşmalarda üç düzen, kime nasıl davranıldığında görünür: bir satıcının parası olan müşteriye gösterdiği ilgi sınıf düzenini, bir düğünde kimin baş köşeye oturtulduğu statü düzenini, bir toplantıda kimin yanında kimin oturduğu ise parti düzenini ele verir.

Kurumlarda üç düzen bir arada işler. Bir hastane, bir üniversite ya da bir meslek odası, üyelerinin gelir farklarını, meslek içindeki itibar sıralamasını ve yönetime gelmek için kurulan grupları aynı çatı altında taşır.

Toplum ölçeğinde üç düzen, bir ülkenin eşitsizlik haritasını çizer. Hangi grupların mülk sahibi olduğu, hangi yaşam tarzlarının itibar gördüğü ve hangi örgütlerin devlet üzerinde etkili olduğu, birbirinden ayrı ama birbirine bağlı sorulardır. Weber bu üç soruyu, sosyal yapıların başka ülkelerle karşılaştırılmasında da bir çerçeve olarak kullandı.

Türkiye'de dengi dengine

Türkiye'de evlilik konuşmalarında sık duyulan dengi dengine sözü, statü gruplarının sınırlarını çizen en eski kurallardan birini dile getirir. Bir evlilikte yalnız iki kişinin değil iki ailenin birbirine denk olması beklenir ve bu denklik yalnız gelirle ölçülmez.

Denklik sorusu çoğu zaman şu biçimlerde sorulur: aile nereli, kimlerden, nasıl bir evde yaşıyor, çocuklar hangi okulları bitirmiş, aile hangi değerlere bağlı? Bu sorular, Weber'in statü grubunu tarif ederken sıraladığı öğeleri, yani soyu, eğitimi, yaşam tarzını ve itibarı neredeyse bire bir izler. Evlilik, statü gruplarının kendilerini yeniden ürettiği en önemli kapılardan biridir.

Başka ülkelerde de benzer biçimde, eşlerin eğitim düzeyinin, dininin, kökeninin ve yaşam tarzının birbirine yakın olması yönünde güçlü bir eğilim gözlenir. Denkliğin ölçütleri toplumdan topluma değişir, ama evliliğin statü sınırlarını koruyan bir kurum olarak işlemesi yaygındır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Sınıf, statü ve parti düzenleri, farklı kurulumlarla birbirinden ayrı ölçülür.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Weber iktidarın bir toplulukta üç düzende dağıldığını söyledi: ekonomik düzende sınıflar, toplumsal düzende statü grupları, siyasal düzende partiler.
  2. Sınıf durumu bir piyasa durumudur; aynı sınıf durumunu paylaşanlar kendiliğinden bir topluluk oluşturmaz.
  3. Statü grupları ortak bir itibarı ve yaşam tarzını paylaşan topluluklardır; sınıflar üretim ve edinmeyle, statü grupları tüketim biçimiyle ayrışır.
  4. Toplumsal kapanma, bir grubun olanaklarına erişimi soy, eğitim, belge ya da yaşam tarzı gibi ölçütlerle sınırlamasıdır.
  5. Weber'in anlamında parti, iktidar için bilinçli olarak örgütlenmiş her gruptur ve sınıf ile statü çıkarlarını bir araya getirebilir.
  6. Üç düzen birbirini etkiler; ekonomik değişimin hızlandığı dönemlerde sınıf, durgun dönemlerde statü öne çıkar.
  7. Dengi dengine sözü, evliliğin statü sınırlarını koruyan bir kapı olarak nasıl işlediğini gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu derste statü gruplarının kendilerini bir yaşam tarzıyla tanımladığını ve bu yaşam tarzının kimin nasıl çalışacağını, nasıl harcayacağını ve neyi ayıp sayacağını belirleyebildiğini gördük. Weber'in en tanınmış çalışması, tam bu noktadan bir soru sordu: belirli bir dinsel etik, ona bağlı insanların çalışmaya, kazanca ve biriktirmeye bakışını nasıl biçimlendirebilir? Weber bu soruyu, belirli Protestan mezheplerinin gündelik hayatı düzenleyen ahlakı ile modern kapitalizmin disiplinli kazanç tutumu arasındaki ilişki üzerinden inceledi. Sonraki ders, bir inanç ahlakının gündelik çalışma disiplinine nasıl dönüşebildiğini ve Weber'in modern kazanç tutumunun kökenlerine dair tezini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.