Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Weber egemenliği, belirli bir buyruğun belirli bir topluluk tarafından uyulma olasılığı olarak tanımladı ve onu daha geniş olan iktidar kavramından ayırdı.
- Kalıcı bir egemenlik, korku ya da çıkardan çok, uyanların buyruğu haklı saymasına dayanır.
- Geleneksel egemenlik eskiden beri süren düzenin dokunulmazlığına, karizmatik egemenlik bir kişinin olağanüstü sayılan niteliklerine, yasal-akılcı egemenlik ise usulüne göre konmuş kurallara dayanır.
- Karizma ün ya da sevilmek değildir; izleyenlerin o kişiyi izlemeyi bir yükümlülük saymasıdır ve kendini sürekli kanıtlamak zorundadır.
- Karizmatik bağlılık, lider gittikten sonra geleneksel ya da yasal biçimlere dönüştürülerek gündelikleşir.
- Gerçek düzenler üç tipi çoğunlukla bir arada taşır ve kâğıt üzerinde yasal olan bir kurum uygulamada geleneksel biçimde işleyebilir.
- Gündelik dildeki makam sözcüğü, egemenliğin kişiden göreve aktarılmasını ve bu aktarımın ne kadar eksik kalabildiğini birlikte gösterir.
Açılış sahnesi
Bir dere kenarındaki mahallede, gece yağan sağanaktan sonra birkaç evin bodrumunu su basmış. Sabah mahalle derneğinin küçük salonunda bir toplantı yapılıyor. Kimin ne yapacağına karar verilmesi gerekiyor.
Salonda üç kişinin sözü dinleniyor, ama her birinin dinlenme nedeni başka. Mahallenin en eski sakinlerinden biri olan yaşlı adam, eskiden de su bastığını ve o zaman nasıl davranıldığını anlatıyor; kimse ona neden onu dinlemesi gerektiğini sormuyor. Gece bodrumlardan yaşlıları tek tek taşıyan genç bir kadın, bir şey söylediğinde salon susuyor; insanlar ona bir makam için değil, gece gördükleri için uyuyor. Derneğin seçilmiş sekreteri ise tüzüğü açıp yardım parasının hangi kurala göre dağıtılacağını okuyor; insanlar onun kişiliğine değil, okuduğu kurala boyun eğiyor.
Toplantının sonunda üç ayrı söz birbirine karışıyor ve bir karar çıkıyor. Ama kararın neden uygulandığını anlamak için, her sözün hangi kaynaktan güç aldığını ayırmak gerekiyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki derste Weber'in kavramlarını bir karşılaştırma cetveli olarak kurduğunu gördük. Şimdi o cetvellerin en çok kullanılanlarından birini açıyoruz: boyun eğmenin gerekçelerini sınıflayan tipolojiyi.
Meşruiyet kavramını temel derslerde, bir kuralın ona bağlı olanlarca yerinde ve hak edilmiş sayılması olarak tanımlamıştık. İktidarı da itiraz karşısında bile isteğini bir sonuca dönüştürebilme kapasitesi olarak tanımlamıştık. Weber bu iki kavramın arasına bir ara halka yerleştirdi, egemenliği; ders önce o halkayı, ardından haklılık inancının yaslandığı üç zemini sırayla açıyor. Dersin sonunda, bir buyruğa uyulmasının arkasındaki kaynağı sorabilmen ve bu kaynağın bir düzenin kalıcılığını nasıl etkilediğini görebilmen amaçlanıyor.
Sıfır noktası — iktidardan egemenliğe
İktidar geniş bir kavramdır. Bir kişi zorla, kurnazlıkla, bir sırrı bildiği için ya da yalnız daha güçlü olduğu için isteğini başkalarına kabul ettirebilir. Weber bu genişliğin sosyolojik çözümleme için fazla dağınık olduğunu düşündü ve daha dar bir kavram önerdi.
Uyma farklı nedenlerle olabilir: korku, çıkar hesabı, alışkanlık, bir kişiye duyulan bağlılık. Weber bu nedenlerin hiçbirinin tek başına bir düzeni uzun süre ayakta tutamayacağını söyledi. Korkuyla uyan, korku geçince uymaz; çıkarla uyan, çıkar değişince uymaz. Bu yüzden her egemenlik biçimi, uyanlarda kendi haklılığına dair bir inanç yaratmaya ve onu korumaya çalışır.
Mekanizma — meşruiyetin üç temeli
Weber haklılık inancını, neye yaslandığına göre üç saf biçimde topladı. Önceki derste gördüğümüz gibi, bunlar gerçek düzenlerin kopyaları değil karşılaştırma ölçütleridir. Gerçek düzenler çoğunlukla birkaçını bir arada taşır.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Egemenlik türleri sık kullanılır, ama bu sıklık onları kolay bulanıklaştırır.
Birincisi, karizmayı ün ya da sevilmekle karıştırmaktır. Weber'in anlamında karizma, izleyenlerin o kişiyi izlemeyi bir yükümlülük saymasıdır. Çok tanınan, çok beğenilen ama buyrukları kimseyi bağlamayan biri, karizmatik egemenlik kurmuş değildir.
İkincisi, üç tipi tarihsel aşamalar gibi sıralamaktır: önce gelenek, sonra karizma, en sonunda yasa. Weber yasal-akılcı egemenliğin modern toplumlarda yaygınlaştığını söyledi, ama karizmanın her dönemde, özellikle kriz anlarında yeniden ortaya çıkabileceğini de vurguladı. Modern bir devlet, içinde hem gelenek hem karizma taşıyabilir.
Üçüncüsü, karma biçimleri görmemektir. Kâğıt üzerinde yasal-akılcı bir kurum, uygulamada geleneksel bir biçimde işleyebilir. Weber, yöneticinin kamu işlerini kendi kişisel mülkü gibi yönettiği geleneksel egemenlik biçimine patrimonyalizm adını verdi ve bu biçimin yazılı kuralları olan kurumların içinde de yaşayabildiği sonraki çalışmalarda sıkça tartışıldı.
Karizmanın gündelikleşmesi
Karizmatik egemenlik, doğası gereği kararsızdır. Olağanüstü kişiye bağlıdır ve o kişi ölünce, başarısız olunca ya da çekilince ne olacağı belirsizdir. Karizmanın çevresinde oluşan topluluk ise çoğunlukla dağılmak istemez; üyelerin çıkarları, alışkanlıkları ve inançları artık bu topluluğa bağlanmıştır.
Kuramsal mercekler
Weber'in egemenlik tipolojisi birbirinden farklı biçimlerde okunur.
Bir okuma, tipolojiyi siyasal düzenlerin istikrarını açıklamak için kullanır. Bir düzenin kalıcılığı, uyanların onu haklı sayıp saymamasına bağlıdır; meşruiyet inancı zayıfladığında, düzen yalnız zorla ve çıkarla ayakta kalmaya çalışır ve bu da kırılganlığını artırır.
İkinci bir okuma, meşruiyet inancının kendisinin nasıl üretildiğini sorar. Bu okumaya göre insanların bir düzeni haklı sayması, yalnız o düzenin niteliklerinden değil, eğitimden, törenlerden, dilden ve kimin sesinin duyulup kimin sesinin duyulmadığından da kaynaklanır. Önceki kursta gördüğümüz ideoloji tartışmasına yakın duran bu okuma, meşruiyeti bir inanç olmaktan önce bir üretim süreci olarak görür.
Üçüncü bir okuma ise tipolojinin uyanlar yerine buyuranların bakış açısından kurulduğunu vurgular. Bu okumaya göre sessizce uyanların neden uyduğu, çoğunlukla onlara sorulmadan tahmin edilir; alışkanlık, korku ve meşruiyet inancı gözlemciye aynı biçimde görünebilir.
Bu okumaların ayrıldığı nokta, bir uyma davranışının arkasındaki inancın nasıl ölçüleceği sorusudur.
Ölçek
Yüz yüze ilişkilerde egemenlik, bir sınıfta, bir aile sofrasında ya da bir iş yerinde kimin sözünün geçtiğinde görünür. Bir öğretmenin sözü, bazen görevinden, bazen yaşından, bazen de öğrencilerin ona duyduğu hayranlıktan güç alır.
Kurumlar, genellikle birkaç egemenlik kaynağını aynı çatı altında taşır ve bu kaynaklar zaman zaman çatışır.
Toplum ölçeğinde egemenlik türleri, devletlerin nasıl yönetildiğini ve nasıl dönüştüğünü karşılaştırmak için kullanılır. Bir siyasal krizde karizmatik bir liderin yükselişi, bir anayasal düzenin kurulması ya da uzun süreli bir geleneksel yönetimin çözülmesi, bu tiplerle çözümlenebilir.
Türkiye'de makam sözcüğü
Türkiye'de gündelik dilde makam sözcüğü, egemenliğin kişiden göreve aktarılmasını anlatan ince bir ayrım taşır. Makama saygı, oturanın kim olduğundan bağımsız olarak o göreve gösterilmesi beklenen saygıdır. Makam arabası, makam odası gibi ifadeler de ayrıcalıkların kişiye değil göreve ait olduğunu söyler.
Ama aynı dil, bu ayrımın uygulamada nasıl bulanıklaştığını da gösterir. Bir yönetici görevden ayrıldıktan sonra bile eski unvanıyla anılmayı sürdürebilir; çevresindekiler ona göreve değil kişiye bağlılıkla davranmaya devam edebilir. Bu, yasal-akılcı bir görevin içinde geleneksel ya da kişisel bir bağlılığın da yaşadığını gösterir.
Ülkeler arasında yapılacak bir karşılaştırma da aynı ayrımı görünür kılar: görevin kişiden ayrılma derecesi, eski yöneticilerin etkisini ne ölçüde sürdürdüğü ve unvanların görevden sonra da kullanılıp kullanılmadığı, toplumdan topluma farklılaşır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Egemenlik türleri, uyma davranışının kaynağını ayırmaya çalışan araştırma kurulumlarıyla işe koşulur.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Weber egemenliği, belirli bir buyruğun belirli bir topluluk tarafından uyulma olasılığı olarak tanımladı ve onu daha geniş olan iktidar kavramından ayırdı.
- Kalıcı bir egemenlik, korku ya da çıkardan çok, uyanların buyruğu haklı saymasına dayanır.
- Geleneksel egemenlik eskiden beri süren düzenin dokunulmazlığına, karizmatik egemenlik bir kişinin olağanüstü sayılan niteliklerine, yasal-akılcı egemenlik ise usulüne göre konmuş kurallara dayanır.
- Karizma ün ya da sevilmek değildir; izleyenlerin o kişiyi izlemeyi bir yükümlülük saymasıdır ve kendini sürekli kanıtlamak zorundadır.
- Karizmatik bağlılık, lider gittikten sonra geleneksel ya da yasal biçimlere dönüştürülerek gündelikleşir.
- Gerçek düzenler üç tipi çoğunlukla bir arada taşır ve kâğıt üzerinde yasal olan bir kurum uygulamada geleneksel biçimde işleyebilir.
- Gündelik dildeki makam sözcüğü, egemenliğin kişiden göreve aktarılmasını ve bu aktarımın ne kadar eksik kalabildiğini birlikte gösterir.
Sonraki derse köprü
Bu derste Weber'in egemenliği üç meşruiyet temeline ayırdığını ve yasal-akılcı egemenlikte bağlılığın kişiden göreve aktarıldığını gördük. Weber'e göre bu tipin en saf ve en etkili yönetim aracı, yazılı kurallara, görev hiyerarşisine, uzmanlığa ve dosyaya dayanan bir örgüt biçimiydi. Bu örgüt biçimi, modern toplumların yalnız devlet dairelerini değil fabrikalarını, okullarını ve partilerini de giderek daha çok biçimlendirdi. Weber bu yayılmayı, hayatın giderek daha çok alanının hesaplanabilir ve öngörülebilir kılınmasını anlatan daha geniş bir sürecin parçası olarak gördü. Sonraki ders bürokrasiyi ve rasyonelleşmeyi ele alıyor.