Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Durkheim, modern toplumda dinin bağlayıcı işlevinin zayıfladığını ve yeni ahlaki bağlara ihtiyaç olduğunu düşündü.
- Ona göre okul, yeni kuşaklara dinî olmayan ama toplumsal dayanağı olan ortak bir ahlak aktarmalıydı.
- Durkheim'ın ahlak eğitiminin üç öğesi, disiplin ruhu, gruba bağlılık ve kuralların nedenini anlamaktır.
- Meslek grupları, devlet ile birey arasında duran ve iş hayatına ortak kurallar getiren ahlaki topluluklar olarak düşünüldü.
- Meslek grupları bir ahlaki topluluk olabileceği gibi, mesleğe girişi kapatan bir ayrıcalık düzeneğine de dönüşebilir.
- Ahlaki bireycilik, bencil bireycilikten farklı olarak, her bireyde ortak olan insanlığın kutsal sayılmasıdır.
- Türkçedeki terbiye sözcüğü, eğitim ile ahlakı aynı sözcükte birleştirerek Durkheim'ın eğitim anlayışına yakın bir bakışı yansıtır.
Açılış sahnesi
Bir ilkokulda pazartesi sabahı. Birinci sınıf öğretmeni, eylülün ilk haftasında sınıfına gelen otuz çocuğu karşısında buluyor. Çocukların bir kısmı daha önce hiç sıra düzeninde oturmamış, bir kısmı sözünün kesilmesine alışık değil, bir kısmı ise evde her istediğini yapmaya alışmış. Öğretmen ilk haftalarda ders anlatmaktan çok, sırayla konuşmayı, zil çalınca derse dönmeyi, başkasının kalemini izinsiz almamayı ve teneffüste kavga etmemeyi öğretiyor.
Aynı gün, aynı kentin bir başka yerinde, genç bir avukat barosunun disiplin kurulunun karşısında oturuyor. Bir müvekkilinin parasını geç teslim ettiği için hakkında şikâyet yapılmış. Kurulun üyeleri, onun yaşındayken aynı kurallarla yetişmiş kıdemli avukatlar. Genç avukata, yalnızca yasaların değil, mesleğin yazılı ve yazılı olmayan kurallarının da ona bağlayıcı olduğunu hatırlatıyorlar.
İki sahne, bir hayatın iki ucunda duruyor. Birinde çocuklar ilk kez bir topluluğun kurallarıyla tanışıyor, öbüründe bir yetişkin bir meslek topluluğunun kurallarıyla yeniden karşılaşıyor. İkisinde de bir grup, bireye ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini öğretiyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Önceki ders, dinin ve ritüellerin insanları nasıl birbirine bağladığını gösterdi ve çağın değişen koşullarında o bağın nasıl zayıfladığı sorusunu açık bıraktı. Durkheim bu boşluğu kendi dönemi için yakıcı bir sorun saydı ve cemaatin çekildiği yerde ortak kuralların hangi kurumlardan doğabileceğini uzun uzun düşündü.
Eğitim ve toplumsallaşma kavramlarını temel derslerde tanımlamıştık. Bu ders, Durkheim'ın iki önerisini ele alıyor. Birincisi, okulun yeni kuşaklara dinî olmayan ortak bir ahlak aktarmasıydı. İkincisi, aynı mesleği yapan insanları bir araya getiren ve onlara ortak kurallar sağlayan meslek gruplarıydı. Ders, bu önerilerin hangi soruna cevap olarak düşünüldüğünü, bugün ne ölçüde işlediğini ve hangi eleştirilerle karşılaştığını gösteriyor.
Sıfır noktası — okulun ahlaki görevi
Durkheim, bir üniversitede eğitim bilimi dersleri verdi ve okulu, modern toplumun ahlaki bütünleşmesinin merkezî kurumlarından biri olarak gördü. Ona göre aile, çocuğa sevgiyi ve yakın ilişkileri öğretir; ama çocuğun daha geniş bir topluma, yabancılarla birlikte yaşayacağı bir topluma hazırlanması okulun görevidir.
Durkheim, ahlak eğitiminin üç öğeden oluştuğunu düşündü. Birincisi kurallara uymayı öğrenmek, ikincisi bir gruba bağlanmak, üçüncüsü ise kuralları körü körüne değil, onların nedenini anlayarak kabul etmekti.
Mekanizma — meslek grupları
Durkheim, okulun tek başına yeterli olmayacağını düşünüyordu. Okul çocuklara ortak değerleri aktarabilirdi, ama yetişkin hayatının büyük bir bölümü iş yerinde geçiyordu ve orada, önceki derslerde gördüğümüz gibi, iş bölümünü düzenleyecek kurallar çoğu zaman eksikti. Durkheim bu eksikliği giderecek bir kurum önerdi.
Bu öneri, önceki kurslarda tanımladığımız ara kurumlar kavramıyla yakından ilişkilidir. Durkheim'a göre modern toplumun tehlikesi, bir yanda güçlü bir devlet, öbür yanda birbirinden kopuk bireyler kalması ve aradaki bağların çözülmesiydi. Meslek grupları bu boşluğu dolduracaktı.
Durkheim modern toplumun ahlakının merkezine bir ilke koydu. Ona göre bu ilke, eski toplumlarda kolektif bilincin yerine getirdiği işlevi, daha soyut bir biçimde üstlenebilirdi.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Okul ve meslek örgütüne yüklediği görevler, en az üç noktada ya çarpıtılarak okunur ya da haklı itirazlarla karşılaşır.
Birincisi, disiplin ruhunu otoriter bir eğitim anlayışıyla özdeşleştirmektir. Durkheim disipline önem verdi, ama ahlak eğitiminin üçüncü öğesi olarak kuralların nedenini anlamayı ve bireyin özerkliğini de vurguladı. Onun anlayışında disiplin, körü körüne itaat değil, kuralların anlaşılarak benimsenmesidir.
İkincisi, meslek gruplarının her zaman bireyleri koruduğunu varsaymaktır. Meslek grupları kendi üyelerinin çıkarlarını toplumun geri kalanının aleyhine koruyabilir, yeni gelenleri dışlayabilir ya da mesleğe girişi kapatarak ayrıcalık yaratabilir. Temel derslerde tanımladığımız mesleki kapanma kavramı, tam bu tehlikeyi anlatır.
Üçüncüsü, laik ahlak eğitimini dinî değerlere düşmanlık olarak okumaktır. Durkheim'ın önerisi, dini okuldan dışlamaktan çok, ortak bir ahlakın farklı inançlardan gelen herkes tarafından paylaşılabilecek gerekçelere dayandırılmasıydı. Bu önerinin farklı toplumlarda nasıl uygulandığı ve dinî topluluklarda nasıl karşılandığı ise ayrı ve hâlâ tartışılan bir sorudur.
Kuramsal mercekler
Okula ve meslek örgütlerine dair bu öneriler, farklı geleneklerde farklı biçimlerde değerlendirildi.
İşlevselci bir okuma, okulun toplumu bir arada tutan, bireyleri ortak değerlerle donatan ve onları yeteneklerine göre farklı rollere hazırlayan bir kurum olduğunu vurgular. Bu okumaya göre okulun başarısı, mezunlarının ortak kurallara uyma ve topluma katılma düzeyiyle ölçülebilir.
Çatışmacı bir okuma ise okulun, egemen grupların değerlerini ve alışkanlıklarını herkesin ortak değerleri gibi sunduğunu ve bu yüzden eşitsizlikleri yeniden ürettiğini ileri sürer. Bu okumaya göre okulda başarılı olan çocuklar, çoğu zaman evden okulun beklediği alışkanlıklarla gelenlerdir.
Üçüncü bir okuma, Durkheim'ın meslek grupları önerisinin, bazı ülkelerde otoriter rejimlerin toplumu devlet denetimindeki meslek örgütleri aracılığıyla örgütlemesine ilham verdiğini hatırlatır. Bu okumaya göre Durkheim'ın önerisinin özgürlükçü mü yoksa otoriter mi bir biçim alacağı, meslek gruplarının devletten ne ölçüde bağımsız olduğuna bağlıdır.
Hangi okumanın daha isabetli olduğu, belirli bir okulun ya da meslek grubunun gerçekte nasıl işlediğine bakılarak değerlendirilebilir.
Ölçek
Karşılaşma ölçeğinde ahlak eğitimi, bir öğretmen ile bir öğrenci arasındaki gündelik etkileşimlerde yaşanır: bir kuralın açıklanması, bir hatanın düzeltilmesi, bir başarının takdir edilmesi.
Kurum ölçeğinde okullar ve meslek örgütleri, kendi kurallarını, disiplin süreçlerini ve ödüllerini belirler. Bu ölçekte bir okulun iklimi ya da bir meslek örgütünün kültürü, üyelerinin davranışlarını biçimlendirir.
Toplum ölçeğinde eğitim sisteminin ve meslek örgütlerinin genel yapısı, bir toplumun ahlaki bütünleşmesinin nasıl sağlandığını belirler: okullar ne ölçüde ortak bir ahlak aktarıyor, meslek örgütleri ne ölçüde bağımsız ve kapsayıcı?
Türkiye'de terbiyenin iki anlamı
Türkiye'de terbiye sözcüğü iki anlamı birden taşır. Birincisi, eğitim ve öğretimdir: uzun süre eğitim kurumlarının adlarında ve bugün de eğitim programlarını belirleyen kurulun adında bu sözcük kullanılır. İkincisi ise görgü, edep ve ahlaktır: terbiyeli bir çocuk, büyüklerine saygı gösteren, kurallara uyan ve başkalarını rahatsız etmeyen çocuktur.
Bu iki anlamın aynı sözcükte buluşması, Durkheim'ın eğitim anlayışıyla dikkat çekici bir uyum gösterir. Ona göre de eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil, çocuğu bir ahlaki topluluğun üyesi hâline getirmekti. Durkheim'ın düşünceleri, önceki kursta gördüğümüz gibi, Türkiye'de Ziya Gökalp aracılığıyla alımlandı. Gökalp, Durkheim'ın meslek grupları önerisini kendi tesanütçülük ve meslekî korporatizm anlayışına uyarladı ve eğitimin millî bir ahlakı aktarması gerektiğini savundu.
Başka dillerle karşılaştırıldığında, eğitim ile görgüyü aynı sözcükte birleştiren dillerin olduğu, bazılarının ise bu iki alanı ayrı sözcüklerle anlattığı görülür. Bu fark, bir toplumun okuldan ne beklediğine, yani yalnız bilgi mi yoksa ahlak da mı beklediğine dair bir ipucu verebilir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bu öneriler, okulların ve meslek örgütlerinin gerçekte nasıl işlediğini inceleyen araştırmalarla sınanabilir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Durkheim, modern toplumda dinin bağlayıcı işlevinin zayıfladığını ve yeni ahlaki bağlara ihtiyaç olduğunu düşündü.
- Ona göre okul, yeni kuşaklara dinî olmayan ama toplumsal dayanağı olan ortak bir ahlak aktarmalıydı.
- Durkheim'ın ahlak eğitiminin üç öğesi, disiplin ruhu, gruba bağlılık ve kuralların nedenini anlamaktır.
- Meslek grupları, devlet ile birey arasında duran ve iş hayatına ortak kurallar getiren ahlaki topluluklar olarak düşünüldü.
- Meslek grupları bir ahlaki topluluk olabileceği gibi, mesleğe girişi kapatan bir ayrıcalık düzeneğine de dönüşebilir.
- Ahlaki bireycilik, bencil bireycilikten farklı olarak, her bireyde ortak olan insanlığın kutsal sayılmasıdır.
- Türkçedeki terbiye sözcüğü, eğitim ile ahlakı aynı sözcükte birleştirerek Durkheim'ın eğitim anlayışına yakın bir bakışı yansıtır.
Sonraki derse köprü
Bu kurs boyunca Durkheim'ın toplumsal olgu, dayanışma, anomi, intihar, din ve eğitim üzerine düşüncelerini inceledik. Durkheim'dan sonra gelen araştırmacılar bu düşünceleri farklı yönlere taşıdı: bazıları armağan alışverişinin toplumsal bağları nasıl kurduğunu, bazıları toplulukların geçmişi birlikte nasıl hatırladığını, bazıları ise toplumu birbirini tamamlayan parçalardan oluşan bir sistem olarak incelemeyi önerdi. Aynı zamanda Durkheim'ın düşünceleri, çatışmayı, gücü ve toplumsal değişimi yeterince açıklayamadığı gerekçesiyle güçlü eleştirilerle karşılaştı. Kursun son dersi, Durkheimcı geleneğin bugün nasıl kullanıldığını ve hangi eleştirilerle sınandığını ele alıyor.