Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Toplum sözleşmesi bir olay iddiası değil, bağlayıcılığın kaynağına dair bir iddiadır ve sosyolojinin sorusu onun ne değiştirdiğidir.
- Rıza bir olay olarak neredeyse hiç gerçekleşmez; varsayılan rıza olarak kurulur ve kendi işini görür.
- Gördüğü iş şudur: kişiyi onay verebilecek biri sayar ve aynı hamleyle reddedebilecek biri sayar.
- Reddedebilecek sayılan kişinin itirazı söylenebilir hâle gelir; bir düzenin hangi itirazı cevapsız bırakamadığı, dayanağını gösterir.
- Ölçülebilen şey içtenlik değil reddin bedelidir: bedel yükseldikçe kabulün tercih değeri düşer.
- Kalmayı onay sayan cevap, bütün ağırlığını çıkışın gerçekliğine verir; çıkış pahalıysa kalmak yalnızca bulunmaktır.
- Ucuz çıkış tek başına yetmez; rıza iddiasının iş görmesi için itirazın da cevaplanmak zorunda olması gerekir.
Açılış sahnesi
Tek bir cümle var ve üç ayrı yerde söyleniyor: ben buna razı olmadım.
Birinci yerde cümleyi bir genç söylüyor. Ailesi onun adına bir söz vermiş ve o söz tutulacak. Cümleyi duyan kişi kızmıyor, tartışmıyor ve cevap bile vermiyor; yüzünde, anlaşılmayan bir şey söylenmiş gibi bir ifade var. Cümle havada kalıyor, çünkü orada o cümlenin gideceği bir yer yok.
İkinci yerde aynı cümleyi bir çalışan söylüyor. Vardiya düzeni değişmiş ve kendisine sorulmamış. Bu kez cümle cevap alıyor: işe girerken bunu kabul ettin, sözleşmede yazıyor ve beğenmiyorsan kimse seni tutmuyor. Cevap üç parçalı ve üçü de bir onaya işaret ediyor.
Üçüncü yerde cümleyi bir kişi, hiç seçmediği ve hiç imzalamadığı bir düzen için söylüyor: ben bu ülkenin kurallarına razı olmadım. Burada cümle ne havada kalıyor ne de bir imzayla karşılanıyor. Verilen cevap başka: burada yaşıyorsun, buranın yollarını kullanıyorsun ve istemiyorsan gidebilirsin.
Üç yerde aynı cümle söylendi. Birincisinde cevaplanmadı, ikincisinde bir kâğıtla cevaplandı, üçüncüsünde bir kapı gösterilerek. Farkı yaratan şey cümleyi söyleyenlerin ikna kabiliyeti değildi.
Bu derste ne olacak
Üç sahne de uydurmadır ve kurgu olduklarını baştan söylemek gerekiyor; kimse bu cümleleri gerçekte kurmadı. Üçünü yan yana koymanın sebebi, aynı cümlenin aldığı cevabın nasıl değiştiğini tek bakışta görünür kılmak.
Bu ders üç dönemi ayrı ayrı anlatmayacak ve kimin ne yazdığını sıralamayacak. Başlıktaki üç ad burada birlikte duruyor, çünkü üçü de aynı odaya açılan kapılar: bir insanın kendi başına yargıda bulunabileceği fikri, bir yorumun reddedilebileceği fikri ve bu reddin herkeste bulunan bir akla dayandırılabileceği fikri. Hangi fikrin hangi kapıdan geldiği bu dersin işi değil; işimiz, üç kapının birden açtığı şeyin ne olduğu.
Bir önceki derste bağlayıcılık devralınan bir bağdan geliyordu ve kimse ona razı olmamıştı; içine doğulmuştu. Şimdi bağlayıcılığın kaynağı olarak başka bir şey öne sürülüyor: tabi olanların onayı.
Üç iş yapılacak. Rızanın bir olay olarak neredeyse hiç gerçekleşmediği hâlde nasıl iş gördüğü bulunacak, gördüğü işin ne olduğu gösterilecek ve iddianın nerede boşa düştüğü ölçülecek.
Sıfır noktası — kimse imzalamadı
Alışılmış itiraz hazır ve haklı görünüyor: böyle bir sözleşme hiç yapılmadı, kimse bir şey imzalamadı, bu yüzden bütün fikir bir kurgudur ve konuşmaya değmez.
İtiraz olgu bakımından doğru ve sonucu bakımından aceleci. Açılış sahnesindeki üçüncü kişi de hiçbir şey imzalamadı ve cümlesi yine de bir cevap aldı. Birinci sahnedeki genç de imzalamamıştı ve onun cümlesi cevap almadı. İkisi arasındaki farkı bir imzanın yokluğu açıklamıyor, çünkü ikisinde de imza yok.
Ret maliyetini bu derse taşımak bir soruyu hemen açıyor. Bir düzene razı olmamanın bedeli nedir ve o bedel ödenmeden reddetmenin bir yolu var mıdır?
Mekanizma — rıza bir olay değil, bir varsayım
Sahnedeki üçüncü kişiye verilen cevaba dikkatle bakalım. Cevap ona ne zaman onay verdiğini söylemiyor; onay vermiş sayıldığını söylüyor ve gerekçe olarak davranışlarını gösteriyor.
Bu son cümle dersin menteşesi. Kişi onay verebilecek biri sayıldığı anda bir şey daha kazanıyor: reddedebilecek biri de sayılıyor. Ve reddedebilecek sayılan kişinin ağzından çıkan itiraz, artık cevaplanması gereken bir cümle oluyor.
Üç cevabı yan yana koyduğumuzda dersin aleti beliriyor. Bir düzenin rızaya ne kadar dayandığını, «razı olmadım» diyene verilen cevaptan okursun: cevap yoksa rıza o düzende bir dayanak değildir, cevap bir onaya işaret ediyorsa dayanaktır, ve cevap bir çıkış gösteriyorsa dayanak tamamen o çıkışın gerçekliğine bağlıdır.
İddia nerede boşa düşüyor
Üçüncü cevap dersin en kırılgan yeri ve kırılganlığı ölçülebilir.
Bu seride bir kuralın kapsamından ayrılabilme imkânı çıkış imkânı adıyla ölçülmüştü. Rıza iddiası üçüncü sahnede bütün ağırlığını oraya veriyor: kalmak onay sayılıyorsa, gitmenin mümkün olması şart. Gitmek mümkün değilse kalmak bir seçim olmaktan çıkar ve onay saydığımız şey yalnızca bulunmaya dönüşür.
Burada ölçüt bir sayıya değil bir sıralamaya bağlanıyor. Çıkışın maliyeti yükseldikçe kalmanın onay değeri düşer ve maliyet yeterince yükseldiğinde onay değeri sıfıra iner.
Şimdi ölçütün yanlış çalıştığı yere bakalım, çünkü her ölçüt gibi bunun da bir sınırı var.
Ölçütün burada eksik kalması bir şey öğretiyor. Ucuz çıkış, rıza iddiasının boşa düşmesini engeller ve onu tek başına doğrulamaz; ikinci bir koşul gerekiyor ve o koşul söylenebilir itirazın bulunması. Bir düzen hem kolayca terk edilebiliyor hem de itiraza cevap vermek zorunda hissediyorsa rıza iddiası iş görüyor; ikisinden biri eksikse iddia bir cevap kalıbına dönüşür.
Kuramsal mercekler
Rızanın ne olduğu konusunda üç okuma var ve aralarındaki farkı en iyi, hepsini en zor vakaya götürerek görürüz. Zor vaka şu: hiçbir koşulda gidemeyecek olan kişi.
Birinci okuma rızayı gerçek bir olay sayar ve örtük biçimlerini de gerçek sayar; kalmak, yararlanmak ve itiraz etmemek onun göstergeleridir. Bu okumayı zor vakaya götürdüğümüzde rahatsız edici bir sonuca varıyor: gidemeyen kişi onay vermemiştir ve o hâlde o düzen onu bağlamıyordur. Okumanın kendi mantığı bu sonucu gerektiriyor ve sonuç, okumanın savunulduğu yerlerde nadiren dile getirilir; dile getirildiğinde de okumanın kendisi değil vaka tartışılır.
İkinci okuma rızayı bir kurgu sayar ve asıl işi alışkanlığın, çıkarın ve gücün gördüğünü söyler. Zor vakada bu okuma hiç zorlanmıyor: gidemeyen kişi için değişen bir şey yok, çünkü zaten rıza hiçbir şey yapmıyordu. Zorlanmaması bir güç işareti değil; okuma, rıza iddiasının bulunduğu ve bulunmadığı düzenler arasında hiçbir fark öngörmüyor ve açılış sahnesindeki üç farklı cevabı açıklayamıyor.
Üçüncü okuma rızayı bir ölçüt sayar: gerçekleşmesi gerekmez, iddia edilebilir olması yeter ve iddia edildiği anda düzen kendi ölçüsünü eline vermiş olur. Zor vaka bu okumada bir sorun değil, ölçütün tam olarak gösterdiği şey: gidemeyen kişinin durumu, düzenin kendi iddiasıyla çeliştiği yerdir ve eleştiri oradan kurulur.
Üçünü ayıracak gözlem sahada duruyor. Böyle bir kişi gerçekten itiraz ettiğinde ne oluyor: itiraz hiç cevaplanmıyor mu, bir çıkış gösterilerek mi geçiştiriliyor, yoksa düzenin kendi ölçüsüne göre bir eksiklik olarak mı kabul ediliyor? Üç okuma bu üç sonucu farklı ağırlıklarda bekliyor ve hangisinin gözlendiği doğrudan yazılabiliyor.
Ölçek
Ölçekleri burada ayıran şey, o basamakta çıkmanın ne demeye geldiği.
Karşılaşma ölçeğinde çıkmak odadan çıkmaktır. Bir konuşmadan kalkıp gitmek mümkündür ve maliyeti kısa sürelidir; bu yüzden karşılaşma düzeyinde rıza gerçekten bir tercihe yakındır ve söylenen söz üzerinde pazarlık edilebilir.
Kurum ölçeğinde çıkmak üyeliği bırakmaktır. İstifa, kayıt sildirme ve nakil bu türdendir; maliyet yükselmiştir ve hesaplanabilir. Bu ölçekte rıza iddiası hâlâ ayakta durur, çünkü çıkışın bir bedeli vardır ve bedel bilinebilir.
Toplum ölçeğinde çıkmak bir düzenin tamamını terk etmektir ve burada maliyet nitelik değiştirir: başka bir yerin kabul etmesi gerekir, yani çıkış artık tek başına kişinin elinde değildir. Rıza iddiasının en çok kullanıldığı ölçek, iddianın en zayıf durduğu ölçektir.
Üç basamak arasında bir düzenlilik var. Rıza iddiası yukarı çıktıkça güçlenerek söylenir ve yukarı çıktıkça dayanağı zayıflar; iddianın sesi ile dayanağı ters yönde hareket eder.
Düzenliliğin ölçeğe değil maliyete bağlı olduğunu söylemek gerekiyor, yoksa sıralama olduğundan sağlam görünür. Basamaklar maliyetin TÜRÜNÜ değiştiriyor ve miktarını garanti etmiyor: bir hanenin içinden çıkamayan kişi için karşılaşma ölçeğindeki maliyet, bir başkasının ülke değiştirme maliyetinden ağır olabilir. Ölçülecek şey basamağın adı değil, o kişinin önündeki kalemler; sıralama bir beklenti verir ve tek tek vakalarda tersine dönebilir.
Türkiye'de sözcüğün içindeki boşluk
Türkiye'de bu dersin ayrımı gündelik dilde hazır duruyor. Türkçede razı olmak ile kabul etmek aynı şeyi anlatmaz: kabul etmek bir öneriye evet demektir, razı olmak ise seçilmemiş bir duruma boyun eğmeyi de anlatabilir. Farkı sınamak kolay: bir kişiye neye razı olduğu sorulduğunda cevabı bir öneriyi değil bir durumu tarif ediyorsa, sözcük ikinci anlamıyla kullanılmıştır.
Sözcüğün içindeki bu boşluk dersin bütün konusunu taşıyor. Bir düzen kalmanızı razı olmanız sayıyorsa, kullandığı sözcük zaten iki şeyi birden anlatıyor: onaylamak ve katlanmak. Hangisinin kastedildiği sorulmadıkça cümle her iki anlamda da doğru kalır ve bu belirsizlik cevabı kolaylaştırır.
Karşılaştırma sözcüğün hangi yöne kurulduğunu soruyor. Kimi dilde bu kavram birlikte anlaşmaktan türer ve gövdesinde bir karşılıklılık taşır, kimi dilde hoşnut olmaktan türer ve gövdesinde bir yatışma taşır. İki kök iki farklı şeyi doğal gösterir ve tartışma, sözcüğün hangi kökten geldiğinin hiç konuşulmadığı yerde en çok karışır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir düzenin rızaya gerçekten dayanıp dayanmadığı, o düzenin kendi anlattığından okunamaz. Üç kurulum bunu dışarıdan ölçmenin üç yolu.
Üç kurulum da düzenin kendi beyanını ölçüm yerine koymuyor. Bir düzene rızaya dayanıp dayanmadığını sormak, ölçülecek şeyi ölçen tarafın eline vermek olurdu.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBöyle bir sözleşme hiç imzalanmadı deyip konuyu kapatmak, asıl soruyu atlar.
İmza üç sahnenin ikisinde de yok ve cevaplar farklı; farkı üreten şey imza değil, kişinin onay verebilecek biri sayılıp sayılmaması.
Yaygın yanlışRızayı içtenlikle ölçmek, ölçülemeyen bir şeye bağlanmaktır.
Ölçülebilen şey reddin bedelidir; bedel yükseldikçe kabul bir tercih olmaktan çıkar ve bu, kişinin ne hissettiğinden bağımsız okunur.
Yaygın yanlışKalmayı onay saymak, çıkışın gerçekten mümkün olduğu varsayımını sessizce kullanır.
Gidemeyecek durumdaki biri için kalmak bir seçim değildir ve onun kalması hiçbir onay taşımaz.
Yaygın yanlışÇıkışın ucuz olmasını rıza iddiasının kanıtı saymak ölçütü yarım bırakır.
Kolayca terk edilen bir düzen üyelerine hiçbir şey sormuyor olabilir; iddianın iş görmesi için itirazın da cevaplanması gerekir.
Yaygın yanlışRıza iddiasını yalnızca bir örtü saymak, açılış sahnesindeki farkı açıklayamaz.
Üç sahnede üç ayrı cevap çıktı ve iddianın bulunduğu yerlerde itiraz cevaplanmak zorunda kaldı; bir örtü bu farkı üretmezdi.
Aklında kalsın
- Toplum sözleşmesi bir olay iddiası değil, bağlayıcılığın kaynağına dair bir iddiadır ve sosyolojinin sorusu onun ne değiştirdiğidir.
- Rıza bir olay olarak neredeyse hiç gerçekleşmez; varsayılan rıza olarak kurulur ve kendi işini görür.
- Gördüğü iş şudur: kişiyi onay verebilecek biri sayar ve aynı hamleyle reddedebilecek biri sayar.
- Reddedebilecek sayılan kişinin itirazı söylenebilir hâle gelir; bir düzenin hangi itirazı cevapsız bırakamadığı, dayanağını gösterir.
- Ölçülebilen şey içtenlik değil reddin bedelidir: bedel yükseldikçe kabulün tercih değeri düşer.
- Kalmayı onay sayan cevap, bütün ağırlığını çıkışın gerçekliğine verir; çıkış pahalıysa kalmak yalnızca bulunmaktır.
- Ucuz çıkış tek başına yetmez; rıza iddiasının iş görmesi için itirazın da cevaplanmak zorunda olması gerekir.
Sonraki derse köprü
Bu derste rızanın bir üretim koşulu olduğunu gördük: gerçekten başka türlü yapılabilmesi. Koşul ortadan kalktığında rıza yok olmuyor, bir cevap kalıbına dönüşüyor ve kalıp hâlinde de kullanılmaya devam ediyor.
Şimdi koşulun geniş ölçekte ortadan kalktığı bir duruma bak. Bir kişi çalışmak için tek bir kapıya mahkûmsa, o kapının koşullarını kabul etmesi bir sözleşmeyle kayda geçer ve kâğıt üzerinde iki taraf da özgürce anlaşmış görünür. Ret maliyeti burada aç kalmaktır ve sözleşme yine sözleşmedir. Aynı dönemde kentler büyüyor, insanlar toprağından çıkıp fabrikanın kapısına geliyor ve rıza dili tam da bu kapıda en çok kullanılıyor.
Sıradaki ders devrimleri, sanayileşmeyi, kentleşmeyi ve bunların ortasında beliren «toplumsal sorun» adını ele alıyor. Orada sorulacak olan, bir sıkıntının hangi noktada tek tek kişilerin talihsizliği olmaktan çıkıp bir sorun diye adlandırıldığı ve o adı kimin koyduğu.