İçeriğe geç

HAZ-003-06·Eleştirel ve Bilimsel Düşünme

Belirsizlik, olasılık ve “bilmiyorum” diyebilmek

hazırlık2.226 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Altı maddede bu dersin kalanı.

  1. "Bilmiyorum" bir cevapsızlık değil bir bilgidir; bilginin nerede bittiğini tarif edebilmek, konuyu bilmenin ileri bir aşamasıdır.
  2. Belirsizliğin iki kaynağı vardır ve çözümleri farklıdır: bilgi boşluğu veriyle kapanır, değişkenlik kapanmaz ve yalnız aralığı daha iyi tarif edilir.
  3. Kalibrasyon, beyan edilen emin olma derecesinin gerçek isabetle uyuşmasıdır; her zaman temkinli konuşmak iyi kalibrasyon değildir.
  4. Bir belirsizliğin önemi büyüklüğünden değil kararla kesişmesinden gelir; daraldığında kararı değiştirmeyecek belirsizliği daraltmaya çalışmak zaman kaybıdır.
  5. Belirsizlik beyan etmenin sosyal bir bedeli vardır ve bu bedel kişisel değil ortamsaldır; aynı kişi iki farklı ekipte iki farklı biçimde konuşur.
  6. Kaçamak belirsizlik bir sis bırakır, işe yarayan belirsizlik bir tarif verir: neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz, nasıl öğrenebiliriz ve bu arada ne yapılabilir.

Açılış sahnesi

Bir toplantıda iki kişiye aynı soru soruluyor: bu düzenleme işe yarar mı?

Birinci kişi cevap veriyor: yarar.

İkinci kişi cevap veriyor: benzer düzenlemelerin işe yaradığı durumlar var, ama hepsinde ulaşım altyapısı bizimkinden farklıydı; burada işe yarama ihtimalini orta görüyorum ve şu üç aylık veriye bakınca daha net konuşabilirim.

Toplantıdan çıkanların çoğu birinci kişiyi daha yetkin buldu.

Altı ay sonra düzenleme kısmen işe yaradı ve kısmen yaramadı. İkinci kişinin söylediği tam olarak buydu.

Buna rağmen kimse geri dönüp "haklıymış" demedi, çünkü ikinci kişi net bir şey söylememişti ve netlik olmadığında haklılık da görünmüyor.

İşte bu dersin konusu: belirsizliği doğru söylemek bir zayıflık gibi duyulur ve aslında bir bilgi biçimidir.

Bu derste ne olacak

Önce belirsizliğin iki türünü ayıracağız. İkisi de "bilmiyorum" ile cevaplanır ve ikisinin çözümü tamamen farklıdır.

Sonra emin olma derecesini doğru söylemenin ne demek olduğuna geleceğiz. Bunun bir adı ve ölçülebilir bir karşılığı var.

Ardından belirsizliği söylemenin nasıl bilindiğine bakacağız.

Sonra hangi belirsizliğin daraltmaya değdiğini ayıracağız, çünkü belirsizliğin önemi büyüklüğünden değil kararla kesişmesinden gelir.

Sonra sosyolojik kısma geçeceğiz: belirsizlik beyan etmenin bir sosyal bedeli var ve o bedel kişiden çok bulunduğu ortamın kurulma biçimiyle ilgili.

Son olarak belirsizliği yazmanın pratik yollarına geleceğiz, çünkü "bilmiyorum" demenin de iyi ve kötü biçimleri var.

Bu dersteki toplantılar, tahminler ve raporlar kurgudur; belirsizliğin nerede bilgi, nerede kaçamak olduğunu yan yana görmek için düzenlendiler.

Sıfır noktası

"Bilmiyorum" bir cevapsızlık değil, bir cevaptır — bilginin nerede bittiğini söyler.

Bir soruya kesin cevap veremeyen kişi iki farklı şey yapabilir. Ya susar ve boşluğu karşı tarafın doldurmasına bırakır, ya da bilginin nerede bittiğini tarif eder. İkincisi ilkinden çok daha fazla bilgi taşır.

Neden bilgi taşıdığını görmek için karşı tarafın durumuna bak. Bir soruya "evet" cevabı alan kişi tek bir şey öğrenir. "Şu koşulda evet, şu koşulda hayır ve ikinci koşulun hangisi olduğunu bilmiyoruz" cevabını alan kişi üç şey öğrenir: hangi ayrımın önemli olduğunu, kendi durumunun hangi tarafa düştüğünü sorması gerektiğini ve neyi araştırırsa cevabın netleşeceğini. Sınırın nerede olduğunu söylemek, sınırın içindeki her şeyi de tarif eder.

Yaygın yanlışBelirsizlik belirtmenin bilgisizlik olduğu sanılır.
Doğrusu

Belirsizliği tarif edebilmek, konuyu bilmenin ileri bir aşamasıdır: nerede sağlam zemin olduğunu, nerede bittiğini ve boşluğun neyle doldurulabileceğini bilmek gerekir. Hiç bilmeyen kişi belirsizliği de tarif edemez, çünkü nereye bakacağını bilmez.

Mekanizma — iki tür belirsizlik

Belirsizlik tek bir şey değil. İki türü var ve ayırmadan hiçbiri çözülemez.

Ayrım pratik: birinde daha çok araştırma işe yarar, ötekinde yaramaz.

Yaygın yanlışHer belirsizliğin daha çok veriyle azalacağı sanılır.
Doğrusu

Bilgi boşluğu azalır, değişkenlik azalmaz. Bir olgu doğası gereği oynuyorsa, veri artırmak tahmini keskinleştirmez; yalnız oynamanın sınırlarını daha güvenle söylemeyi sağlar.

Ne kadar emin olduğunu doğru söylemek

Belirsizliği kabul etmek yetmez; ne kadar olduğunu doğru söylemek gerekir.

Kalibrasyon bir kişilik özelliği değil, ölçülebilir bir beceri ve geri bildirimle gelişir. Geliştirmenin tek yolu tahminleri yazmak ve sonradan karşılaştırmak.

Yaygın yanlışHer zaman temkinli konuşmanın iyi kalibrasyon olduğu sanılır.
Doğrusu

Kalibrasyon ortalamada temkinli olmak değil, doğruyu söylemektir. Sağlam bilinen bir şeye "belki" demek de bir kalibrasyon hatasıdır ve karşı tarafı gereksiz yere tereddüde düşürür.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Belirsizliğin nasıl beyan edildiği ve ne kadar isabetli olduğu ölçülebilen bir şey.

Hangi belirsizliği daraltmaya değer

Her belirsizlik önemli değil. Bir belirsizliğin önemi, sonucun kendisine değil vereceğin karara bağlı.

Ölçüt şu: elindeki belirsizlik daralsaydı kararın değişir miydi? Cevap hayırsa o belirsizliği daraltmaya harcanan zaman boşa gider, çünkü aynı yere varacaktın.

Yaygın yanlışBüyük belirsizliğin her zaman daha tehlikeli olduğu sanılır.
Doğrusu

Geniş bir belirsizlik, aralığın her yerinde aynı kararı veriyorsan zararsızdır. Dar bir belirsizlik, aralık bir eşiği kesiyorsa kararı tamamen çevirebilir. Ölçüt genişlik değil, kararla kesişme.

Belirsizliğin sosyal bedeli

Şimdi bu dersin sosyolojik kısmına geliyoruz ve buradaki gözlem, önceki derste kurduğumuz düzey ayrımının doğrudan devamı.

Belirsizliği açıkça söylemek çoğu ortamda maliyetlidir. Kesin konuşan kişi daha yetkin algılanır; çekince koyan kişi kararsız sayılır.

Bu bir kişilik meselesi değil bir ortam meselesi. Aynı kişi, belirsizliğin ödüllendirildiği bir ekipte açıkça konuşur, cezalandırıldığı bir ekipte susar.

Bedelin nereden geldiğini görmek için iki hatanın nasıl karşılandığına bak. Kesin konuşup yanılan kişinin hatası dağıtılır: koşullar değişti, kimse öngöremezdi, herkes aynı şeyi düşünüyordu. Çekince koyup yanılan kişinin hatası ise üstünde kalır, çünkü zaten emin olmadığını söylemiştir ve bu, yanılmanın kanıtı gibi okunur. İki hata aynı büyüklükte olduğu hâlde birinin faturası paylaşılır, ötekinin faturası tek kişiye çıkar. Böyle bir düzende kesin konuşmak, bilgiyle ilgili değil maliyetle ilgili bir tercih hâline gelir.

Yaygın yanlışBelirsizlik beyan etmenin kişisel bir erdem olduğu sanılır.
Doğrusu

Erdem olarak bırakıldığında düzensiz olur ve maliyeti taşıyabilecek kişilerle sınırlı kalır. Kurumsal hâle geldiğinde — herkesten istendiğinde — maliyet ortadan kalkar ve beyan güvenilir olur.

Belirsizliği yazmanın iyi ve kötü biçimleri

"Bilmiyorum" demenin işe yarayan hâli ile kaçamak hâli arasında net bir fark var.

Kaçamak olan biçim belirsizliği bir sis olarak bırakır: net bir şey söylenemez, duruma göre değişir, çok faktör var. Bu cümleler doğru olabilir ve hiçbir yol göstermez.

İşe yarayan biçim belirsizliği tarif eder: neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz, bilmediğimizi nasıl öğrenebiliriz ve bu arada hangi karar verilebilir.

Aradaki fark bir cümle kalıbıyla yakalanabilir. Kaçamak cümle özneyi silikleştirir ve fiili belirsiz bırakır — "değişkenlik gösterebilir", "kesin bir şey söylemek güç". Tarif eden cümle üç parçayı da adlandırır: hangi iddia, hangi dayanak, hangi eksik. Aynı bilgi, ikinci kalıpta yazıldığında karşı taraf ne yapacağını bilir; birincisinde yalnız kimsenin sorumlu olmadığını öğrenir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBelirsizliği söylemenin karar vermeyi engellediği düşünülür.
Doğrusu

Kararlar zaten belirsizlik altında verilir ve belirsizliği yazmak kararı geciktirmez; hangi bilginin geldiğinde kararın değişeceğini önceden belirlemeyi sağlar. Asıl geciktiren şey, kesinlik beklemek.

Yaygın yanlışUzmanın görevinin belirsizliği ortadan kaldırmak olduğu sanılır.
Doğrusu

Uzmanın görevi belirsizliği doğru büyüklüğünde göstermektir. Olmayan bir kesinlik üretmek kısa vadede rahatlatır ve o rahatlık, gerçek belirsizlik ortaya çıktığında bütün alana duyulan güveni götürür.

Yaygın yanlış"Bilmiyorum" demenin her durumda dürüstlük olduğu düşünülür.
Doğrusu

Elindeki bilgiyle bir şey söylenebiliyorken belirsizliğe sığınmak da bir kaçınmadır. Dürüst olan şey, bilinenin ve bilinmeyenin sınırını doğru yere çizmektir; sınırı olduğundan geriye çekmek de bir çarpıtmadır.

Yaygın yanlışBelirsizlik ifadelerinin hepsinin aynı şeyi anlattığı sanılır.
Doğrusu

"Mümkün", "muhtemel", "büyük ihtimalle" ve "kesin" farklı derecelere karşılık gelir ve okuyucular bu kelimeleri birbirinden çok farklı yorumlar. Bu yüzden ciddi metinler kelimeye ek olarak neye dayandığını da yazar.

Aklında kalsın

Altı maddede bu dersin kalanı.

  1. "Bilmiyorum" bir cevapsızlık değil bir bilgidir; bilginin nerede bittiğini tarif edebilmek, konuyu bilmenin ileri bir aşamasıdır.
  2. Belirsizliğin iki kaynağı vardır ve çözümleri farklıdır: bilgi boşluğu veriyle kapanır, değişkenlik kapanmaz ve yalnız aralığı daha iyi tarif edilir.
  3. Kalibrasyon, beyan edilen emin olma derecesinin gerçek isabetle uyuşmasıdır; her zaman temkinli konuşmak iyi kalibrasyon değildir.
  4. Bir belirsizliğin önemi büyüklüğünden değil kararla kesişmesinden gelir; daraldığında kararı değiştirmeyecek belirsizliği daraltmaya çalışmak zaman kaybıdır.
  5. Belirsizlik beyan etmenin sosyal bir bedeli vardır ve bu bedel kişisel değil ortamsaldır; aynı kişi iki farklı ekipte iki farklı biçimde konuşur.
  6. Kaçamak belirsizlik bir sis bırakır, işe yarayan belirsizlik bir tarif verir: neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz, nasıl öğrenebiliriz ve bu arada ne yapılabilir.

Sonraki derse köprü

Kendi bilgindeki sınırı görmeyi ve onu söylemeyi konuştuk. Şimdi aynı soruyu tek bir kişiden alıp bir topluluğa taşıyoruz.

Bir alanda "biliniyor" denen şey, tek bir kişinin bildiği değildir. Çok sayıda araştırmacının, birbirini denetleyen bir düzen içinde vardığı bir ortak zemindir ve o zemin de zaman içinde değişir.

Burada iki soru birden doğuyor. Birincisi, bir topluluğun bir konuda anlaşmış olması o şeyin doğru olduğunu neden gösterir — ve nereye kadar gösterir. İkincisi, bir iddianın bilimsel sayılması için ne gerekir; her iddia sınanabilir mi ve sınanamayan bir iddia neden zayıf sayılır.

Kursun son dersi bu ikisini birden kuruyor. Bilimsel uzlaşmanın nasıl oluştuğunu, eleştirinin neden bir kusur değil bir mekanizma olduğunu ve yanlışlanabilirlik tartışmasının sosyal bilimde neden özel bir biçim aldığını göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.