Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bu dersten taşınacak beş şey.
- Tarih ile sosyolojiyi ayıran şey konu değil ağırlık dağılımıdır: biri olayın kendisini, öteki olayın örneklediği örüntüyü merkeze alır.
- Bir örüntü tek vakada görülmez ve tek vakadan çıkarılan mekanizma, başka vakalarla sınanmadan genel sayılamaz; istisnalar da çoğu zaman gürültü değil koşul göstergesidir.
- Bir düzen, kendisini kuran gerekçeler ortadan kalktıktan sonra da sürebilir; sürmesinin sebebi işe yaraması değil, değiştirmenin pahalı hâle gelmiş olmasıdır.
- Arşiv geçmişin tarafsız kaydı değil, birinin saklamayı seçtiği şeydir; oradaki sessizlik bir olgunun yokluğu değil bir kayıt kararı olabilir.
- Bugünün kavramını düne uygulamak geçmişi yanlış anlatmakla kalmaz, onu hiç anlaşılmaz kılar; önce dönemin kendi kategorileri, sonra kıyas.
Açılış sahnesi
Bir mahkeme defterinde tek bir kayıt var. İki komşu, aralarındaki duvar yüzünden anlaşmazlığa düşmüş; kadı kararını yazmış, tanıklar sıralanmış, iş kapanmış.
Bir tarihçi bu kayda bakar ve şunu sorar: o gün orada ne oldu. Kim kimdi, hangi mahalledeydiler, kararın gerekçesi neydi, defterdeki dil bize o dönemin hukuk anlayışı hakkında ne söylüyor.
Bir sosyolog aynı kayda bakar ve başka bir şey sorar: bu kayıt neyin örneği. Komşuluk anlaşmazlıkları hangi sıklıkta mahkemeye taşınıyordu, kimler taşıyabiliyordu, hangi tür anlaşmazlıklar hiç kayda geçmiyordu.
İkisi de aynı kâğıda bakıyor. İkisi de dikkatli okuyor. Ama biri kaydın kendisini, öteki kaydın temsil ettiği düzeni merak ediyor.
Bu fark bir hiyerarşi değil ve doğrusu şu: ikisinden biri eksik olduğunda öteki de yanılıyor. Kaydı bağlamından koparan sosyolog yanlış sayar; tek kaydı bir düzen sanan tarihçi de yanlış genelleştirir.
Bu ders o iki bakışın nerede ayrıldığını, nerede birleşmek zorunda olduğunu kuruyor.
Bu derste ne olacak
Önce ayrımı kuracağız: olay ile örüntü arasındaki fark ve her disiplinin hangisini merkeze aldığı.
Sonra zamanın kendisini bir değişken olarak ele alacağız. Bir toplumsal düzenin bugünkü hâli, geçmişte alınmış kararlara bağlı olabiliyor ve bu bağlılığın bir adı var.
Ardından arşivin nasıl bir kanıt olduğuna geleceğiz. Bir belgenin varlığı kadar yokluğu da bilgi taşır ve arşivde en çok yanıltan şey, orada olmayanı fark etmemektir.
Sonra en sık yapılan hataya bakacağız: bugünün kavramlarını düne uygulamak. Bu hata iyi niyetle yapılır ve sonucu, geçmişi hiç anlamamaktır.
Son olarak ikisinin birleştiği alana geleceğiz. Tarihsel sosyoloji bir uzlaşma değil, kendi soruları olan bir çalışma biçimi.
Aşağıdaki arşiv ve araştırma sahneleri kurgu; iki bakışın aynı belgede nasıl ayrıştığını göstermek için yazıldılar.
Sıfır noktası
Tarih ile sosyolojiyi ayıran şey konu değil, tekil olanla genel olan arasındaki ağırlık dağılımıdır.
Tarihçi de örüntü arar, sosyolog da tekil olayı önemser. Ama tarihçinin gözünde olay kendi başına açıklanmayı hak eder; onu bir örneğe indirgemek, olayı olay yapan şeyi düşürür. Sosyolog için tekil olay çoğu zaman bir yola çıkış noktasıdır ve asıl hedef, o olayı mümkün kılan koşullardır.
Yaygın yanlışTarihin geçmişle, sosyolojinin bugünle ilgilendiği sanılır.
Bu ayrım kolay ve yanlıştır. Sosyolojinin en temel soruları geçmişe uzanır — bir kurumun bugün nasıl işlediğini, nasıl kurulduğunu bilmeden açıklayamazsın. Tarih de bugüne uzanır: bir dönemi anlamanın yolu genellikle onunla bugün arasındaki farkı görmekten geçer.
Mekanizma — olay ve örüntü
İki kavramı ayırmak bu dersin taşıyıcı işi.
Olay, belirli bir zamanda belirli bir yerde olan tekil bir şeydir. Kendine özgü koşulları vardır ve tam olarak bir daha olmaz.
Örüntü, benzer koşullarda benzer şeylerin tekrar tekrar görülmesidir. Tek bir olayda görülmez; ancak birden fazla olay yan yana konduğunda ortaya çıkar.
Yaygın yanlışİstisnaların veriden çıkarılması gerektiği düşünülür.
Bir istisna gürültü olabilir, ama çoğu zaman bir koşulun görünür hâle geldiği yerdir. Sosyal bilimde en verimli sorulardan biri şudur: bu örüntü nerede bozuluyor ve orada ne farklı.
Zamanın kendisi bir değişken
Şimdi tarihin sosyolojiye verdiği asıl armağana geliyoruz.
Bir toplumsal düzenin bugünkü hâli, çoğu zaman bugünün koşullarıyla açıklanamaz. Geçmişte alınmış bir karar, kurulmuş bir yapı ya da çizilmiş bir sınır, kendisini üreten koşullar ortadan kalktıktan sonra da devam edebiliyor.
Yaygın yanlışBir düzenin varlığının onun işe yaradığını gösterdiği sanılır.
Süreklilik bir başarı kanıtı değildir. Bir düzen, kendisini kuran koşullar geçtikten sonra da yalnız değiştirme maliyeti yüksek olduğu için sürebilir ve sürdükçe kendini doğallaştırır.
Zamanla çalışırken sessizce yapılan bir işlem daha var: onu parçalara bölmek. Hangi yılın bir dönemi bitirip yenisini başlattığına karar vermek masum bir düzenleme gibi görünür ve aslında bir iddiadır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Geçmiş hakkındaki toplumsal iddiaların dayanağı arşivdir ve arşiv kendine özgü sınırlar taşır.
Yaygın yanlışArşivin geçmişin tarafsız bir kaydı olduğu sanılır.
Arşiv, birinin saklamayı seçtiği şeydir. Ne kaydedildiği, ne saklandığı ve ne imha edildiği kendi başına bir toplumsal olgudur; bir arşivi okumanın ilk adımı, onu kimin hangi amaçla oluşturduğunu sormaktır.
Bugünün kavramını düne uygulamak
En sık ve en sessiz hata burada.
Yaygın yanlışGeçmişi anlamanın onu bugünle kıyaslamaktan geçtiği sanılır.
Kıyas gerekli ama sırası önemli: önce dönemin kendi kategorileri anlaşılır, sonra kıyas yapılır. Ters sırada yapıldığında kıyas, geçmişi bugünün eksik bir hâli gibi gösterir ve bu tarihsel bir açıklama değil bir değerlendirmedir.
Sınırın verimli olduğu yer
İki disiplinin ayrımını bilmek, ikisini birbirinden uzak tutmak için değil; hangi soruda birbirine ihtiyaç duyduklarını görmek için.
Sosyoloji tarihe iki yerde muhtaç. Birincisi kökende: bugün doğal görünen bir kurumun ne zaman ve hangi koşullarda kurulduğunu bilmeden, onun zorunlu olduğunu sanırsın. İkincisi değişimde: bir örüntünün ne kadar kalıcı olduğunu ancak zaman içinde izleyerek anlarsın.
Tarih de sosyolojiye muhtaç. Bir dönemin belgeleri sınırsızdır ve hangi sorunun sorulacağına karar vermek gerekir; kavramsal çerçeve o kararı verir. Ayrıca tek bir vakanın ne kadar tipik olduğu, ancak karşılaştırmayla söylenebilir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEski verinin bugünkü veriyle doğrudan karşılaştırılabileceği sanılır.
Kategoriler zamanla değişir: bir meslek sınıflaması, bir hane tanımı ya da bir yerleşim sınırı iki dönemde farklı şeyleri kapsayabilir. Karşılaştırmadan önce yapılması gereken iş, iki dönemin neyi saydığını yan yana koymaktır.
Yaygın yanlışGeçmişin bugünü zorunlu kıldığı düşünülür.
Patika bağımlılığı bir kader iddiası değil bir maliyet iddiasıdır: geçmiş bugünü belirlemez, bazı yolları pahalı hâle getirir. Aynı geçmişe sahip yerlerin farklı bugünlere varması bunun kanıtı.
Yaygın yanlışUzun tarihsel anlatıların açıklama sayıldığı düşünülür.
Bir sürecin baştan sona anlatılması, onun neden öyle olduğunu söylemez. Açıklama, karşılaştırma gerektirir: aynı koşullarda başka türlü olan bir örnek yoksa, anlatı yalnız olanı sıralamış olur.
Aklında kalsın
Bu dersten taşınacak beş şey.
- Tarih ile sosyolojiyi ayıran şey konu değil ağırlık dağılımıdır: biri olayın kendisini, öteki olayın örneklediği örüntüyü merkeze alır.
- Bir örüntü tek vakada görülmez ve tek vakadan çıkarılan mekanizma, başka vakalarla sınanmadan genel sayılamaz; istisnalar da çoğu zaman gürültü değil koşul göstergesidir.
- Bir düzen, kendisini kuran gerekçeler ortadan kalktıktan sonra da sürebilir; sürmesinin sebebi işe yaraması değil, değiştirmenin pahalı hâle gelmiş olmasıdır.
- Arşiv geçmişin tarafsız kaydı değil, birinin saklamayı seçtiği şeydir; oradaki sessizlik bir olgunun yokluğu değil bir kayıt kararı olabilir.
- Bugünün kavramını düne uygulamak geçmişi yanlış anlatmakla kalmaz, onu hiç anlaşılmaz kılar; önce dönemin kendi kategorileri, sonra kıyas.
Sonraki derse köprü
Tarihle olan sınırı kurduk ve orada zamanın nasıl bir değişken olduğunu gördük. Şimdi haritada başka bir yöne dönüyoruz.
Sosyolojinin iki komşusu daha var ve ikisi de ona tarihten çok daha yakın oturuyor. Antropoloji aynı yöntemlerin çoğunu kullanıyor ve çoğu zaman aynı sahalarda çalışıyor. Psikoloji ise aynı insanı inceliyor ama başka bir düzeyden bakıyor.
Sonraki ders bu iki sınırı çiziyor. Antropolojiyle olan farkın neden giderek inceldiğini, psikolojiyle olan farkın ise neden incelmediğini göreceğiz. İkincisi bu akademinin kurucu ayrımlarından biri: aynı işsizlik, birinde bir başa çıkma sorunu, ötekinde bir istihdam rejimi sorunudur ve hangi düzeyden bakıldığı, hangi çözümün akla geldiğini de belirler.