Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Resmî müfredat, okulda neyin, hangi sırayla ve hangi kazanımlarla öğretileceğini belirleyen yazılı programdır; görünür olması onu tarafsız kılmaz.
- Apple'a göre resmî bilgi, farklı toplumsal grupların mücadelesiyle belirlenir; bazı grupların bilgisi müfredata girer, bazılarınınki girmez.
- Eisner'in boş müfredat kavramı, okulun hiç öğretmediği şeylerin de öğrencilere sessiz bir mesaj verdiğini hatırlatır.
- Williams'ın seçici gelenek kavramı, geçmişten aktarılan mirasın bugünün değerleriyle seçildiğini gösterir.
- Bernstein'ın sınıflandırma ve çerçeveleme kavramları, bilginin örgütlenme ve aktarılma biçimlerinin farklı öğrencilere farklı ölçüde tanıdık geldiğini açıklar.
- Jackson'ın gösterdiği gibi gizli müfredat, kalabalık, değerlendirme ve otorite deneyimleriyle sabrı, sıra beklemeyi ve başkalarının ölçütlerine göre çalışmayı öğretir; öğrenciler bu derslere direnebilir.
- Türkiye'de ders kitaplarındaki aile resmi üzerine tartışmalar, resmî bilginin ve gizli müfredatın nasıl belirlendiğine dair evrensel mücadelenin yerel bir örneğidir.
Açılış sahnesi
Ece, ilkokul ikinci sınıfa giden kızının çantasını boşaltırken defterlerine göz atıyor. Matematik defterinde düzgünce çözülmüş toplama işlemleri, Türkçe defterinde «Ailem» başlıklı kısa bir yazı var. Yazının yanında öğretmenin yapıştırdığı parlak bir yıldız duruyor. Ece gülümsüyor; sonra yazıyı okuyunca bir an duraksıyor. Kızı şöyle yazmış: «Annem evde yemek yapar, babam işe gider.» Oysa Ece bir bankada şube müdürü; akşam yemeklerini çoğu zaman eşi hazırlıyor.
O akşam kızına bu cümleyi nereden yazdığını soruyor. Kızı, Türkçe kitabındaki resmi gösteriyor: mutfakta önlüklü bir anne, koltukta gazete okuyan bir baba. «Öğretmenim böyle yazınca yıldız verdi» diyor. Ece kitabı alıp sayfaları çeviriyor. Hiçbir sayfada «kadınlar evde kalmalı» yazmıyor. Ama resimler, örnek cümleler ve sorular, hep aynı aileyi anlatıyor.
Ertesi gün kızının sınıfına uğruyor. Öğrenciler sırayla parmak kaldırıyor, öğretmen sabırla sırayla söz veriyor; zil çalınca herkes aynı anda ayağa kalkıp sıraya giriyor. Ece, kendi çocukluğunu hatırlıyor: kitaplar değişmiş, tahtalar akıllı tahtaya dönmüş, ama sıraya girmek, söz için beklemek ve yıldız için çalışmak, aynı kalmış.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Eğitimin dışarıdan, toplumun bütünü açısından görünüşünü geride bırakıp bu kez okulun içine giriyoruz ve öğretilen şeyin kendisine bakıyoruz. Temel derslerde, hiçbir ders kitabında yazmadığı hâlde okulda sürekli öğretilen şeye örtük müfredat dediğimizi görmüştük. Eğitim sosyolojisinde aynı olgu çoğu zaman gizli müfredat adıyla anılır. Bu derste o kavramı derinleştireceğiz, ama önce görünür olanla, yani resmî müfredatla başlayacağız.
Üç soru soracağız: okulda resmî olarak ne öğretiliyor ve bunu kim belirliyor? Hangi bilgiler hiç öğretilmeyerek dışarıda bırakılıyor? Ve okulun gündelik düzeni, kimsenin açıkça söylemediği hangi dersleri veriyor?
Sıfır noktası — müfredat bir seçimdir
Bir toplumda bilinen her şeyi okulda öğretmek mümkün değildir. Okulda geçen saatler sınırlıdır ve her saat için bir karar verilmesi gerekir: hangi dersler okutulacak, her derse ne kadar zaman ayrılacak, hangi konular hangi sırayla işlenecek, hangi örnekler kullanılacak?
Amerikalı eğitim sosyoloğu Michael Apple, yetmişlerin sonundan itibaren yayımladığı çalışmalarda, müfredatın kendiliğinden ortaya çıkmış tarafsız bir bilgi derlemesi olmadığını, toplumdaki güç ilişkilerinin bir ürünü olduğunu savundu.
Mekanizma — öğretilmeyenler ve seçilenler
Müfredatta ne öğretildiği kadar ne öğretilmediği de önemlidir.
Galli kültür kuramcısı Raymond Williams ise bir toplumun geçmişinden hangi eserlerin ve değerlerin seçilerek aktarıldığını sorguladı.
İngiliz sosyolog Basil Bernstein, müfredatın yalnız içeriğiyle değil, bilginin nasıl örgütlendiği ve nasıl aktarıldığıyla da ilgilendi.
Gizli müfredat — okulun sessiz dersleri
Gizli müfredat kavramını yaygınlaştıran isimlerden biri, Amerikalı eğitimci Philip Jackson oldu. Jackson, altmışların sonunda yayımlanan ve sınıflardaki gündelik hayatı ayrıntılı gözlemlere dayanarak anlatan kitabında, okulun üç temel deneyimini vurguladı: kalabalık içinde yaşamak, sürekli değerlendirilmek ve öğretmenin otoritesi altında bulunmak. Öğrenciler bu deneyimlerle başa çıkarken, ders programında yazmayan beceriler kazanır: sabretmek, sıra beklemek, dikkatini dağıtmamak, istemediği işleri yapmak ve başkalarının değerlendirmesine göre çalışmak.
Gizli müfredat yalnız itaati değil, toplumsal hiyerarşileri de öğretebilir: hangi öğrencilerin daha sık söz aldığı, hangi işlerin kızlara, hangilerinin erkeklere verildiği, hangi ailelerin çocuklarının sınıf başkanı seçildiği. Ama gizli müfredat, öğrencilerin edilgen biçimde emdiği bir şey değildir. Bourdieu dersinde gördüğümüz Willis'in çalışması, öğrencilerin okulun sessiz derslerine direnebildiğini, ama bu direnişin de onları bazen yine belirli yollara yönlendirdiğini göstermişti.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Müfredat ve gizli müfredat kavramları güçlü araçlardır, ama dikkatsiz kullanıldığında yanıltıcı olabilir.
Birincisi, gizli müfredat kavramı, okulun her davranışına gizli bir amaç yükleme riski taşır. Sıra beklemek, kalabalık bir sınıfta düzeni sağlamanın pratik bir gereği olabilir; her kuralı bir tahakküm aracı olarak okumak, okulun gündelik işleyişindeki zorunlulukları gözden kaçırır.
İkincisi, boş müfredat kavramı sınırsızdır: okulun öğretmediği şeylerin listesi sonsuza kadar uzatılabilir. Bu yüzden boş müfredattan söz ederken, hangi eksikliğin neden önemli olduğunu ve kimin için bir dezavantaj yarattığını göstermek gerekir.
Üçüncüsü, müfredatın güç ilişkilerinin ürünü olduğunu söylemek, onun tamamen keyfî olduğu anlamına gelmez. Okuma yazma, matematik ve bilimsel düşünme gibi bazı bilgiler, farklı toplumlarda ve farklı gruplar arasında geniş bir uzlaşmayla öğretilir ve bu bilgiler, özellikle dezavantajlı öğrenciler için güçlü bir araçtır.
Kuramsal mercekler
Okulda öğretilen bilgiye bakan çalışmalar üç ayrı yoldan ilerler.
Toplumsallaşma yolu, gizli müfredatı okulun öğrencilere toplumsal hayatın kurallarını, örneğin sıra beklemeyi, birlikte çalışmayı ve kurallara uymayı öğrettiği bir süreç olarak görür. Bu yol, Durkheim ve Parsons'ın işlevselci geleneğine yakındır.
Bilgi ve güç yolu, Apple ve Williams'ın izinden giderek, müfredatın hangi grupların bilgisini meşru, hangilerininkini görünmez kıldığını sorgular. Ders kitaplarının içeriği, seçkilerde kimin yer aldığı ve hangi konuların hiç açılmadığı bu yolun tipik sorularıdır.
Pedagojik kod yolu ise Bernstein'ın kavramlarıyla, bilginin örgütlenme ve aktarılma biçimlerinin farklı sınıflardan gelen öğrenciler için ne kadar tanıdık ya da yabancı olduğunu inceler.
Ece'nin kızının defterindeki yazı, bu üç yolun her birine bir giriş sunar: bir çocuğun sınıf kurallarına uymayı öğrenmesi, bir ders kitabının belirli bir aile resmini meşru sayması ve öğretmenin yıldızı neye göre verdiğinin, yani değerlendirme ölçütlerinin kimin dünyasına daha yakın olduğu.
Ölçek
Sınıf ölçeğinde müfredat, öğretmenin seçtiği örneklerde, söz verme düzeninde, ödüllerde ve cezalarda somutlaşır. Aynı resmî program, iki farklı öğretmenin sınıfında çok farklı biçimlerde yaşanabilir.
Okul ölçeğinde, okulun ders çizelgesi, seçmeli ders seçenekleri, kulüpleri, törenleri ve duvarlarındaki resimler, öğrencilere neyin önemli olduğuna dair sessiz mesajlar verir.
Ulusal ölçekte ise öğretim programları, ders kitabı onay süreçleri ve merkezî sınavlar, bir ülkenin yeni kuşaklarına hangi bilgileri, hangi değerleri ve hangi tarih anlatısını aktarmak istediğini gösterir. Müfredat değişiklikleri, çoğu zaman ülkenin kendisi hakkındaki büyük tartışmaların bir parçası olur.
Türkiye'de ders kitaplarındaki aile resmi
Türkiye'de ilk ve ortaöğretimde kullanılan ders kitapları, uzun süredir hem eğitimciler hem de araştırmacılar tarafından inceleniyor. Akademisyenlerin ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı ders kitabı taramaları, kitaplardaki metinlerin ve resimlerin, aile, cinsiyet, meslek ve vatandaşlık hakkında hangi örtük mesajları taşıdığını sorguladı.
Bu taramaların sık dile getirdiği bir bulgu, ders kitaplarında uzun süre ağırlıklı olarak tek tip bir aile resminin yer almasıydı: evde yemek yapan, çocuklarla ilgilenen bir anne; dışarıda çalışan, gazete okuyan ya da araba kullanan bir baba; bir oğul ve bir kız. Kadınların meslek sahibi olarak, erkeklerin ev işi yaparken gösterildiği örnekler görece azdı. Resmî müfredatın hiçbir yerinde «kadınlar evde, erkekler dışarıda olmalı» yazmıyordu; ama resimler ve örnek cümleler, gizli bir ders veriyordu.
Son yıllarda yapılan düzenlemelerle bazı kitaplarda çalışan anneler, ev işlerine katılan babalar ve farklı aile biçimleri daha sık yer almaya başladı. Bu değişiklikler de tartışma yarattı: kimi çevreler, ders kitaplarının toplumdaki çeşitliliği yansıtması ve kız çocuklarına daha geniş bir gelecek tasavvuru sunması gerektiğini savundu; kimi çevreler ise ders kitaplarının geleneksel aile değerlerini korumasını ve aileye dair tartışmalı konulardan uzak durmasını istedi. Ders kitabı içeriklerinin bağımsız kurullarca düzenli olarak cinsiyet eşitliği açısından incelendiği bazı ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye'deki tartışmanın da resmî bilginin nasıl belirlendiğine dair evrensel bir mücadelenin yerel bir biçimi olduğu görülür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Okulun ne öğrettiğine dair savlar, kitap rafında, sınıfın içinde ve komisyon masasında ayrı ayrı denetlenir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Resmî müfredat, okulda neyin, hangi sırayla ve hangi kazanımlarla öğretileceğini belirleyen yazılı programdır; görünür olması onu tarafsız kılmaz.
- Apple'a göre resmî bilgi, farklı toplumsal grupların mücadelesiyle belirlenir; bazı grupların bilgisi müfredata girer, bazılarınınki girmez.
- Eisner'in boş müfredat kavramı, okulun hiç öğretmediği şeylerin de öğrencilere sessiz bir mesaj verdiğini hatırlatır.
- Williams'ın seçici gelenek kavramı, geçmişten aktarılan mirasın bugünün değerleriyle seçildiğini gösterir.
- Bernstein'ın sınıflandırma ve çerçeveleme kavramları, bilginin örgütlenme ve aktarılma biçimlerinin farklı öğrencilere farklı ölçüde tanıdık geldiğini açıklar.
- Jackson'ın gösterdiği gibi gizli müfredat, kalabalık, değerlendirme ve otorite deneyimleriyle sabrı, sıra beklemeyi ve başkalarının ölçütlerine göre çalışmayı öğretir; öğrenciler bu derslere direnebilir.
- Türkiye'de ders kitaplarındaki aile resmi üzerine tartışmalar, resmî bilginin ve gizli müfredatın nasıl belirlendiğine dair evrensel mücadelenin yerel bir örneğidir.
Sonraki derse köprü
Okulun öğrettikleri ile öğretmedikleri artık önümüzde. Ama aynı müfredat, aynı sınıfta, aynı öğretmenle karşılaşan iki öğrenci için aynı anlama gelmez. Bir öğrenci, okulun dilini, kitaplarını, soru sorma biçimini ve değerlendirme ölçütlerini evinden tanıyarak gelir; bir başkası bunları okulda ilk kez görür. Okul, herkese aynı şeyi sunduğunu düşünürken, bazılarının evden getirdiği avantajları başarı olarak ödüllendirebilir. Sonraki ders, ailelerin çocuklarına aktardığı kültürel sermayeyi ve okulun bu sermayeyi nasıl diplomaya çevirerek eşitsizlikleri kuşaktan kuşağa taşıyabildiğini ele alıyor.