İzleyiciyle sözleşme
- Temel soru
- Adalet ile intikam arasındaki çizgi nerede kopar ve öç alan kişi yolun sonunda kim olur?
- Hedeflenen duygu
- Haklı öfkeyle başlayan, giderek tedirginliğe dönen ortaklık
- Değer ekseni
- adalet ↔ yıkım
İntikam hikâyesi izleyiciyi önce suç ortağı yapar. Açılıştaki haksızlık o kadar ağır kurulur ki seyirci, başkarakterin karşılık vermesini ister; filmin geri kalanı bu isteğin bedelini ona yavaş yavaş ödetir. Türün gücü buradadır: seyircinin kendi öfkesini sahnede görüp sonra ondan ürkmesi.
Yapı olarak intikam, aranan bir hedefe doğru ilerleyen bir av hikâyesidir; ama asıl değişim dışarıda değil içeride olur. Hedefe her yaklaşışta başkarakter kendinden bir parça daha bırakır. İyi yazılmış bir intikam filminin finalinde düşman yenilmiş olabilir, ama kazanan kişi açılıştaki insan değildir.
Tür eski bir gelenekten beslenir: Yunan tragedyası, Elizabeth dönemi intikam tragedyası, Monte Kristo Kontu gibi romanlar. Sinemada western, kara film ve Kore yeni dalgası türü en çok işleyen alanlar oldu. Türk sinemasında kan davası, namus ve ihanet anlatıları intikamı aile ve toplum düzlemine taşır.
Türün mantığı
Bu tür neden var, hangi soruyu soruyor ve izleyicide nasıl çalışıyor.
İntikam, adaletin yokluğunda doğan bir hikâye biçimidir
İntikam anlatısının ön koşulu, bir haksızlığın cezasız kalmasıdır. Mahkeme işlese, polis gelse, topluluk suçluyu dışlasa hikâyeye gerek kalmazdı. Bu yüzden türün ilk işi bir boşluk kurmaktır: kurumların susması, satın alınması ya da hiç var olmaması. Seyirci bu boşluğu kabul ettiği anda başkarakterin kendi eliyle hareket etmesini de kabul eder. Boşluk inandırıcı değilse intikamcı bir kahraman değil, sabırsız bir suçlu gibi görünür.
Seyirci önce suç ortağı, sonra tanık olur
Türün duygusal mekanizması iki aşamalıdır. İlk yarıda seyirci intikamı ister; yara ne kadar ağırsa bu istek o kadar güçlüdür ve her başarılı adım bir rahatlama getirir. İkinci yarıda film bu isteği seyirciye geri yansıtır: intikamın bedeli görünür, düşman insanlaşır, başkarakter tanınmaz hâle gelir. İyi bir intikam filmi seyirciye kendi öfkesinin fotoğrafını gösterir. Bu iki aşamadan yalnız birini veren film ya bir öç fantezisi ya da bir vaaz olarak kalır.
Asıl soru «alacak mı?» değil, «aldıktan sonra kim olacak?»
Gerilim hedefin yakalanıp yakalanmayacağından doğar gibi görünür, ama türün ağırlık merkezi başka yerdedir: başkarakterin bu yolun sonunda neye dönüştüğü. Her intikam hikâyesi gizlice bir kimlik hikâyesidir. Açılıştaki insanla finaldeki insan arasındaki mesafe, filmin intikam hakkında ne düşündüğünün ölçüsüdür. Yazar bu mesafeyi baştan bilmeli ve her vuruşta biraz kat ettirmelidir. Pratik bir yol: başkarakterin açılışta asla yapmayacağı üç şeyi yaz ve her perdede bunlardan birini yaptır.
Tür bir tartışma yürütür
İntikam anlatıları çok eski bir tartışmayı sürdürür: kişisel öç ile kamusal adalet arasındaki tartışmayı. Bazı filmler intikamı döngüsel ve yıkıcı bulur; öç alan yeni bir öç alıcı doğurur. Bazıları onu, sistemin koruyamadığı birinin geri aldığı onur olarak savunur. Bazıları ikisini birden tutar. Hangisinin seçildiği estetik bir tercih değil, filmin söylediği şeydir; ama bir tutum seçilmelidir. Tutumsuz intikam filmi, şiddeti yalnız gösteri olarak kullanır.
Bedel türün para birimidir
İntikam hikâyesinde her ilerleme bir şeyle ödenir. Bu bazen fiziksel bir yaradır, çoğu zaman ise görünmez bir kayıptır: bir dostluk, bir inanç, bir çocukla kurulan bağ, uyuyabilmek. Senarist her vuruşta «bu adım ona neye mal oldu?» diye sormalıdır. Cevap «hiçbir şey» ise sahne ya gereksizdir ya da film sessizce öç fantezisine kaymıştır.
Türün anatomisi
- Dramatik motor
- Kayıp → hedef → yaklaşma → bedel döngüsü. Her adım başkarakteri hedefe yaklaştırırken onun ahlaki sınırlarını bir basamak aşağı çeker. Gerilim, «yakalayacak mı?» sorusundan çok «yakaladığında ne yapacak, ne olacak?» sorusundan doğar.
- Başkarakter
- Bir şeyini (sevdiğini, ailesini, onurunu, yıllarını) kaybetmiş ve resmî adaletin onu korumadığına inanan kişi. Arzusu nettir: suçluyu cezalandırmak. İhtiyacı çoğu zaman yasla yüzleşmek, kaybı kabul etmek ya da kendini kaybetmeden yaşamaya devam etmektir; arzu ile ihtiyaç arasındaki bu yarık türün asıl dramıdır.
- Karşı güç
- Dışta, haksızlığı yapan kişi ya da onu koruyan güç yapısı (aile, çete, devlet, zenginlik). İçte, başkarakterin kendi öfkesi. Güçlü bir karşıt kendi gözünde haklıdır ve çoğu zaman başkarakterin aynasıdır: ikisi de birinden bir şey almış ya da kaybetmiştir.
- Dünya
- Kurumların işlemediği ya da yozlaştığı bir dünya: polisin gelmediği kasaba, mahkemenin satın alındığı şehir, töre hukukunun yasanın önüne geçtiği köy. Dünya, bireyin kendi adaletini kurmasını mümkün ve inandırıcı kılmalıdır; işleyen bir sistemde intikam yalnızca bir suç olur.
- Tema ve dünya görüşü
- Adaletin kimin elinde olduğu ve şiddetin şiddeti durdurup durduramayacağı. Tür çoğu zaman intikamın döngüsel olduğunu, öç alanın yeni bir öç alıcı doğurduğunu tartışır; bazı örnekler ise intikamı bastırılmış bir hakkın geri alınışı olarak savunur. İkisi de meşru tutumdur; önemli olan filmin bir tutumu olmasıdır.
Türün tarihi
Tür nereden geliyor ve her dönem ona ne ekledi.
Antik Yunan: kan bağının adaleti
Aiskhylos'un Oresteia üçlemesi intikam zincirinin tiyatrodaki en eski büyük örneklerinden biridir: Klytaimnestra kocası Agamemnon'u öldürür, oğlu Orestes de babasının öcünü annesinden alır. Üçlemenin son oyunu, Erinyslerin peşine düştüğü Orestes'i bir mahkemeye çıkarır ve kan davasının yerini yargılamanın almasını sahneler. Türün temel tartışması daha o zaman kurulmuştur: kişisel öç mü, kamusal adalet mi?
Elizabeth dönemi: intikam tragedyası
On altıncı yüzyıl sonu İngiliz tiyatrosu intikamı bir türe dönüştürdü. Thomas Kyd'in İspanyol Tragedyası ve Shakespeare'in Hamlet'i bu geleneğin en bilinen örnekleridir. Ortak öğeleri bugün de tanıdıktır: bir hayalet ya da bir sırrın açığa çıkması, intikamcının tereddüdü, delilik ya da delilik numarası, oyun içinde oyun ve sahneyi cesetlerle dolduran bir final.
On dokuzuncu yüzyıl: sabırlı intikam
Alexandre Dumas'nın Monte Kristo Kontu, intikamı yıllara yayılmış bir plana dönüştürdü: haksız yere hapsedilen bir adam, servet ve yeni bir kimlikle geri döner ve düşmanlarını kendi zaaflarıyla yıkar. İfşa ve sistem intikamı alt türünün kalıbı büyük ölçüde buradan gelir.
Sinemada western ve Japon kılıç filmleri
Western, kanunsuz sınır dünyasıyla intikama doğal bir sahne sundu; öç alan silahşor türün kalıcı figürlerinden biri oldu. Japon sinemasında kılıç ve dönem filmleri intikamı onur ve yazgı kavramlarıyla işledi. Toshiya Fujita'nın Lady Snowblood'u (1973), annesinin öcünü almak için yetiştirilen bir kadını anlatır ve sonraki kuşak intikam filmlerini etkiledi.
Yetmişler: kentli kanunsuz
Death Wish (1974) gibi filmler intikamı Amerikan kentinin suç ve güvensizlik kaygısına bağladı. Alt tür hem büyük ilgi gördü hem de şiddeti onayladığı gerekçesiyle tartışıldı; bu tartışma türün siyasi okunuşunu kalıcı biçimde değiştirdi.
Kore yeni dalgası
Park Chan-wook'un intikam üçlemesi — Sympathy for Mr. Vengeance (2002), İhtiyar Delikanlı (2003) ve Lady Vengeance (2005) — türü ahlaki olarak en karanlık noktalarına taşıdı. Bu filmlerde intikam çözüm getirmez; intikamcıyı, hedefi ve seyirciyi aynı suç ortaklığının içine çeker.
Türk sineması ve dizileri
Türk anlatı geleneğinde intikam çoğu zaman aile, namus ve kan davası çerçevesinde işlendi; Yeşilçam'ın aksiyon ve dram filmlerinde de bir haksızlığa uğrayan kahramanın hesap sorması sık kullanılan bir kalıptı. Yavuz Turgul'un Eşkıya'sı (1996) bu geleneği kentin yabancılığıyla karşılaştırdı. Uzun soluklu televizyon dizileri ise intikamı sezonlara yayılan bir plan olarak kullanmayı, Monte Kristo kalıbına yakın biçimde, sıkça tercih etti.