Giriş
Hazırlıkta çocuğunun otuz yaşındaki hâlini beş sıfatla tarif ettin. Listende muhtemelen "dürüst", "şefkatli", "kendine güvenen", "ailesine bağlı" gibi kelimeler var. Şimdi dünkü günü hatırla ve çocuğunla konuştuğun cümleleri o listenin yanına koy: kaçı ödevle, kaçı ekranla, kaçı "ayıp, ne derler" ile ilgiliydi? Bu karşılaştırma belki seni de biraz sarstı. Uzun vadede istediğimiz insan ile gün içinde beslediğimiz davranışlar çoğu zaman aynı yöne bakmaz. Aradaki boşluğu dolduran şey genellikle bizim seçimimiz değil, çevremizden gelen seslerdir.
Bu dersin sonunda Türkiye'de ebeveynliğin içinde yaşadığı kültürel değişimi, yani geniş aileden çekirdek aileye, köyden şehre ve ekransız bir çocukluktan ekranla dolu bir çocukluğa geçişi anlayacak, "el âlem ne der" baskısıyla başa çıkmanın üç yolunu öğrenecek, sosyal medyadaki kusursuz ebeveyn kültürünün hem çocuğa hem sana verdiği zararı görecek, inancı ve anlamı çocuğa korkusuz aktarmanın ilkelerini tanıyacak ve ailenin kendi misyonunu yazacaksın. Bu ders ebeveynler için İleri seviyeyi kapatıyor; bu yüzden sonunda akademinin bütününe de bakacağız.
Ana anlatım
İki kültür arasında. Bugün Türkiye'de çocuk büyüten bir ebeveyn iki dünyanın arasında durur. Bir yanda bağlılık kültürü vardır: geniş aile, büyüklere saygı, aile onuru, karşılıklı bakım, çocuğun ailenin bir parçası olarak görülmesi. Öbür yanda özerklik kültürü: çekirdek aile, bireysellik, çocuğun kendi seçimleri, kendini ifade etmesi ve bağımsızlaşması. Çoğu ebeveyn bu iki sesi aynı gün içinde duyar. Sabah "Büyüğünün elini öp" der, akşam "Sen ne istiyorsun, kendi kararını ver" diye sorar.
8.1'de Çiğdem Kağıtçıbaşı'nın özerk-ilişkisel benlik kavramını tanımıştın. Kağıtçıbaşı bu kavramı daha geniş bir aile değişimi kuramının içine yerleştirdi. Kırsal ve geleneksel toplumlarda aile hem maddi hem duygusal olarak birbirine bağlıdır: çocuk, yaşlılıkta anne babanın güvencesidir. Kentleşme ve eğitimle birlikte maddi bağlılık azalır; ama Kağıtçıbaşı'nın gözlemine göre bu, Batı'daki gibi bir kopuşa dönüşmek zorunda değildir. Duygusal bağlılık sürer ve çocuk hem bağlı hem özerk biri olarak büyüyebilir. Kağıtçıbaşı ve Bilge Ataca'nın Türkiye'de yaklaşık otuz yıl arayla, bir büyükşehirde ve kırsal bölgelerde tekrarladığı Çocuğun Değeri araştırması bu değişimi belgeledi: çocuğun ekonomik değeri belirgin biçimde azalırken psikolojik değeri, yani sevgi, yakınlık ve mutluluk kaynağı olması keskin biçimde arttı; ailelerin erkek çocuk tercihi de yerini kız çocuk tercihine bıraktı. Bu bulgu bir ebeveyn için şu anlama gelir: sıcaklığı korurken çocuğun kendi sesini bulmasına alan açmak, kültürümüze ihanet değil, onun kendi içindeki doğal gelişimidir.
Bu yüzden ne "eski usul" tamamen atılır ne "yeni usul" olduğu gibi alınır. Sofraya birlikte oturmak, bayramlarda büyükleri ziyaret etmek, akrabalık bağları ve komşuluk değerli bir mirastır. Buna karşılık çocuğun duygusunu küçümseyen "ağlama, erkek adam", "sus, büyükler konuşuyor" gibi cümleler, şefkatli bir ebeveynin bırakabileceği bir mirastır. Bireyci ve yalnızlaşmış bir çekirdek aile de çocuk için ideal değildir; 12.3'te gördüğün kırk iki ülkelik karşılaştırmada tükenmişliğin en sık olduğu yer tam da orasıydı. Hedef, iki kültürden bilinçle seçmektir.
"El âlem ne der." Türkiye'de ebeveynliğin görünmeyen yöneticisi çoğu zaman bu sorudur. Markette ağlayan çocuk "ayıp" olur, teyzesini öpmeyen çocuk "terbiyesiz" sayılır, terapiye götürülen çocuk için "deli mi?" diye sorulur. Çalışan anneye "Çocuğu kim büyütüyor?", evde kalan anneye "Okudu da ne oldu?" denir. Her iki seçenek için de hazır bir eleştiri vardır; bu da el âlemi memnun etmenin mümkün olmadığını gösterir.
4.3'te utancı en kötü danışman olarak tanımıştın. El âlem baskısı tam olarak utanç üzerinden çalışır: ebeveyn çocuğuna değil seyircilere bakmaya başlar ve çocuk seyirci için yönetilir. Bununla başa çıkmanın üç yolu vardır. Birincisi tanımaktır. Zor bir anda kendine şu soruyu sormak çoğu otomatik tepkiyi durdurur: "Şu an çocuğum için mi davranıyorum, bakanlar için mi?" İkincisi bedenle çalışmaktır. Utanç bedende yaşar: yüz ısınır, omuzlar çöker, bakış yere iner. 4.3'teki duruş pratiği burada işe yarar; omurgan dikleştiğinde kararın da netleşir. Üçüncüsü önceden bir cümle hazırlamaktır. Yakınlara sakin bir açıklama yeterlidir: "Biz böyle karar verdik, çocuğumuz için en iyisi bu." Yabancılara ise kısa bir "Teşekkürler, ben hallediyorum" yeter. Uzun savunmalar gerekmez. El âlem çocuğunun otuz yaşındaki hâlini görmeyecek; sen göreceksin.
Sosyal medya ebeveynliği. Sosyal medya ebeveynliğe iki yönden dokunur. Birincisi çocuğun kendisidir. Ebeveynin çocuğunun fotoğraflarını ve hikâyelerini paylaşması, araştırmacıların "sharenting" dediği olgu, çocuğun rızası olmadan bir dijital kimlik oluşturur. İnternete düşen bir fotoğraf kopyalanabilir, arşivlenebilir ve yıllar sonra arama sonuçlarında karşısına çıkabilir; o görüntünün sahibi olan çocuğa ise hiç sorulmamıştır. Carol Moser ve arkadaşlarının üç yüz otuz bir ebeveyn-çocuk çiftiyle yaptığı çalışmada, ebeveynler ve çocuklar paylaşımların ne kadar sık olduğu konusunda hemfikirdi; ama izin konusunda ayrışıyorlardı. Çocuklar, ebeveynlerinin paylaşmadan önce kendilerine ebeveynlerin düşündüğünden daha sık sorması gerektiğini söylüyordu; ebeveynler de sormaları gerektiğini düşündüklerinden daha seyrek soruyordu. 5.2'de mahremiyet ve beden güvenliğini konuşmuştuk; sosyal medya bu ilkelerin dijital alandaki uzantısıdır.
Bazı ilkeler bu yüzden pazarlık dışıdır. Çocuğun yüzü herkese açık hesaplarda paylaşılmaz. Banyo, tuvalet ya da çıplak fotoğrafı hiçbir koşulda paylaşılmaz. Öfke nöbeti, gözyaşı ya da başarısızlık anları gibi çocuğu utandırabilecek görüntüler paylaşılmaz. Okul üniforması, konum ve günlük rota gibi çocuğun nerede olduğunu ele veren ayrıntılar gizli tutulur. Çocuk soruyu anlayabildiği yaştan itibaren ona sorulur: "Bunu paylaşabilir miyim?" Onun "hayır"ı ciddiye alınır.
İkinci yön ebeveynin kendisidir. Düzenli evler, hep gülen çocuklar, "otuz günde uyku eğitimi" vaatleri ve kendini uzman ilan eden hesaplar sürekli bir karşılaştırma üretir. Ekranın öbür tarafındaki ebeveyn ise yalnızca kendi dağınık salonunu ve yorgun çocuğunu görür. Sonuç çoğu zaman yetersizlik hissi, her hafta değişen yöntemler ve kafası karışan bir çocuktur. Burada basit bir denetim işe yarar: takip ettiğin her hesap seni daha iyi bir ebeveyn gibi mi, yoksa daha yetersiz mi hissettiriyor? Yetersiz hissettirenleri bırak. Hiçbir hesap senin çocuğunu tanımıyor. Ebeveynlik bilgisinin kaynağı bir kısa video değil, çocuğun kendisi ve güvenilir, kaynağı belli bilgidir.
Maneviyat ve inanç. Pek çok aile için inanç, değerlerin ve anlamın en önemli kaynaklarından biridir. Ergen sağlığı üzerine yapılan çalışmaları derleyen incelemeler, dinî ya da manevi bağlılığın ergenlerde madde kullanımı ve erken cinsel ilişki gibi bazı risk davranışlarıyla ve depresif belirtilerle daha düşük düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor. Bunlar çoğunlukla ilişki bulgularıdır; araştırmacılar etkinin önemli bir kısmının topluluk desteğinden, ritüellerden, şükran ve anlam duygusundan geldiğini düşünüyor. Akademi hiçbir aileye bir inanç ya da inançsızlık önermez. Yalnızca inancın ya da anlamın çocuğa nasıl aktarıldığıyla ilgili ilkeler sunar.
Birinci ilke: inanç çocuğa korkuyla değil sevgiyle ve yaşına uygun biçimde anlatılır. "Yalan söylersen Allah seni taş yapar" gibi bir cümle çocuğa inanç değil korku öğretir. 5.1'de gördüğün büyüsel düşünce çağındaki bir çocuk bu cümleyi kelimesi kelimesine alır ve geceleri korkuyla uyuyabilir. İkinci ilke: inanç yaşanarak aktarılır. Çocuk söylenenden çok yapılanı alır; şükran, yardımlaşma, sabır ve bağışlama evde yaşandığında çocuğa geçer. Üçüncü ilke: sorulara ve sorgulamaya yer açılır. Ergenlikte sorgulamak kimlik kurmanın olağan bir parçasıdır; 7.2'de Marcia'nın arayış dönemini konuştuk. Soru sormasına izin verilmeyen bir genç ya inancı hiç düşünmeden benimser ya da bir gün bütünüyle kopar. Dördüncü ilke: ritüeller korunur. Bayram sabahları, sofra duaları, ziyaretler, kandil geceleri aile bağının taşıyıcılarıdır. İnançsız ya da farklı inançlı aileler için de aynısı geçerlidir: çocuğun anlama, şükrana, topluluğa ve ritüele ihtiyacı vardır; bunların kaynağını aile seçer.
Aile değerleri ve misyonu. Hazırlıktaki beş sıfat ailenin pusulasıdır. Aile misyonu bu pusulayı tek bir cümleye dönüştürür. Bu fikri aileler için yaygınlaştıranlardan biri Stephen Covey'dir; ama özü basittir. Örneğin: "Biz birbirine sırtını yaslayabilen, dürüst konuşan ve çevresine faydalı insanlar yetiştiriyoruz." Misyon eşlerle birlikte yazılır; çocuk yeterince büyükse 6.2'deki aile toplantısında onun da sesi alınır. Sonra görünür bir yere asılır ve en önemlisi, kararlarda kullanılır. "Bu okul misyonumuza uyuyor mu?" "Bu yaptırım çocuğa dürüstlüğü mü, yoksa yalan söylemeyi mi öğretiyor?" "Bu hafta sonu hangi sıfatımızı besledi?"
Misyonun gücü, ebeveynliği tepkiden seçime çevirmesidir. El âlemin sesi ve sosyal medyanın gürültüsü karşısında en güçlü kalkan, ailenin neyi neden yaptığını bilmesidir. Misyonu yazarken iki kuşağa da bakmak işe yarar: her ebeveyn kendi anne babasından almak istediği üç şeyi ve bırakmak istediği üç şeyi yazar. Böylece misyon yalnızca bir istek listesi olmaz; bilinçli bir miras seçimine dönüşür. Misyon yılda bir kez aile toplantısında gözden geçirilir, çünkü çocuk büyüdükçe aile de değişir.
Akademinin son cümlesi (ebeveyn için). On iki modül boyunca aslında tek bir şey söyledik: çocuk, ebeveynin sinir sistemiyle, ilişkisiyle ve değerleriyle büyür; teknikler bunların üstüne kurulur. Sıralama önemlidir. Önce ebeveyn gelir: kendi bedenini, tarihini ve değerlerini tanıyan bir yetişkin. Sonra ilişki gelir: güvenli, onarıcı, kararlı ve şefkatli bir bağ. En son teknik gelir: yaşa ve ihtiyaca göre seçilen araçlar. Bu sıra korunduğu sürece, hangi kültürde ve hangi çağda olursa olsun, çocuk kendini güvende, görülmüş ve ait hisseder. 10.4'te konuştuğumuz kuşaklar arası zincir de böyle değişir: bir gün o çocuk kendi çocuğuna, senin ona verdiğini verir.
Örnekler
- Basit: Aydan üç yaşındaki oğluyla bir akraba düğününde. Saat on biri geçmiş, çocuk huysuz ve gözleri kapanıyor. Aydan eve gitmek istiyor, ama masadakiler "Daha erken, çocuk kucakta uyur, kalkarsanız ayıp olur" diyor. Aydan içinden sessizce soruyor: bu karar oğlum için mi, bakanlar için mi? Önceden hazırladığı kısa cümleyi kullanıyor: "Oğlumun uykusu geldi, biz çıkıyoruz. Her şey çok güzeldi, tebrikler." Birkaç imalı yorum geliyor; bir halası dudak büküyor. Çocuk ertesi sabah dinlenmiş uyanıyor. Bir yıl sonra o düğünde kimin ne zaman çıktığını kimse hatırlamayacak; çocuğun sinir sistemi ise "ihtiyacım görüldü" deneyimini biriktirmiş olacak.
- Orta: Tülay her gün iki saat ebeveynlik hesaplarını izliyor: tertemiz Montessori odaları, "şu cümleyi kurarsanız çocuğunuz asla ağlamaz" videoları, uyku eğitimi vaatleri. Kendini sürekli yetersiz hissediyor ve her hafta yeni bir yöntem deniyor; dört yaşındaki kızı ise neyin ne zaman değişeceğini bilemiyor. Tülay bir akşam takip ettiği hesapları tek tek açıp kendine soruyor: bu hesap beni güçlendiriyor mu, küçültüyor mu? Yarısını bırakıyor ve kaynağı belli üç bilgi kaynağında karar kılıyor. Yöntemler yerine ilkeleri tutuyor ve bir ay boyunca yalnızca günlük özel zamana odaklanıyor. Ayın sonunda yetersizlik duygusu azalmış; pusula artık ekranda değil, kendi evinde.
- Gerçek hayat: Ferhat ile Nevin, dokuz yaşındaki oğulları Korhan'ın yetiştirilmesi konusunda sürekli tartışıyor. Ferhat kendi babası gibi davranıyor: "Büyüğe karşılık verilmez", "Ağlama". Nevin ise "Annem gibi olmayacağım" diyerek her isteğe evet diyor. İkisi de seçim yapmıyor, yalnızca kendi geçmişine tepki veriyor. Bir aile danışmanının önerisiyle ikisi de kendi anne babasından almak ve bırakmak istedikleri üçer şeyi yazıyor. Ferhat saygıyı ve birlikte kurulan sofrayı alıyor, "ağlama"yı bırakıyor. Nevin sıcaklığı alıyor, sınırsızlığı bırakıyor. Beş sıfatı birlikte seçiyorlar ve bir misyon cümlesi yazıyorlar; Korhan da bir sıfat ekliyor: "komik". Sonraki tartışmalarda soru "Kim haklı?" değil, "Misyonumuza hangisi uyuyor?" oluyor.
Ebeveyn için beden pratiği (4 dk)
Sırtını bir duvara ya da sandalyenin arkalığına yasla, gözlerini kapat ve çocuğunun otuz yaşındaki hâlini hayal et: bir kapıdan içeri giriyor, sana bakıyor ve bir şey söylüyor. Ne söylüyor? Sesini, yüzünü, yürüyüşünü olabildiğince ayrıntılı gör. Şimdi bedenine dön: göğsünde bir genişleme mi var, gözlerinde bir yumuşama mı, boğazında bir düğüm mü? Hangisi olursa olsun, o hissi birkaç nefes boyunca tut; o his senin pusulan. Sonra yavaşça bugüne dön ve kendine sor: "Bugün o kapıdan girecek insanı nasıl besledim?" Aklına gelen ilk cevabı gözlerini açınca bir kâğıda yaz. El âlem, sosyal medya ve kendi korkuların o kapıda olmayacak; yalnızca sen ve o olacaksınız.
Bu hafta evde
Şimdi sıra sende: Kendi anne babandan almak istediğin üç şeyi ve bırakmak istediğin üç şeyi yaz; eşin varsa o da yazsın ve listelerinizi karşılaştırın. Beş sıfatınızı ve bir cümlelik aile misyonunuzu birlikte yazın; çocuğunuz yeterince büyükse aile toplantısında onun da sesini alın ve metni görünür bir yere asın. El âlem için kısa bir denetim yap: bu hafta bakanlar için verdiğin kararları not et ve her biri için sakin bir cümle hazırla. Sosyal medyada takip ettiğin ebeveynlik hesaplarını "Beni güçlendiriyor mu, küçültüyor mu?" sorusundan geçir ve çocuğunla ilgili paylaşımlarının gizlilik ayarlarını gözden geçir. Hedef: Ebeveynliği kültürel tepkiden bilinçli seçime çevirmek. Gözlem günlüğü: Akşamları yatmadan önce beş sıfatın yanına o gün hangisini beslediğini ve hangisini farkında olmadan baskıladığını işaretle; hafta sonunda en çok ve en az beslenen sıfatı gör.
Mini test
- Kağıtçıbaşı'nın aile değişimi kuramı, kentleşmeyle birlikte aile bağlarında neyin değiştiğini ve neyin sürebileceğini söyler?
- Kurban bayramında akrabalar toplanmış; dört yaşındaki oğlun yaşlı bir akrabanın elini öpmek istemiyor ve senin arkana saklanıyor. Masadan "Ayıp, terbiye vermemişler" diye bir ses geliyor ve yüzünün ısındığını hissediyorsun. Ne yaparsın?
- On iki yaşındaki kızının okul gösterisinde sahneden düştüğü, ağlayarak kalktığı ve sonra yeniden dans ettiği anı videoya çektin; çok gururlusun ve herkese açık hesabında paylaşmak istiyorsun. Paylaşmadan önce ne düşünür, ne yaparsın?
- İnancı ya da anlamı çocuğa aktarmanın dört ilkesi nedir?
- Aile misyonu ne işe yarar ve nasıl kullanılır?
Cevapları göster
- Maddi bağlılık azalır, çünkü çocuk artık yaşlılık güvencesi olarak görülmez; ama duygusal bağlılık sürebilir. Çocuk hem ailesine bağlı hem kendi kararlarını verebilen biri olarak büyüyebilir.
- Önce kendine sorarsın: "Şu an çocuğum için mi davranıyorum, bakanlar için mi?" Isınan yüzü, çöken omuzları fark eder, ayaklarını yere basar ve omurganı dikleştirirsin; utanç bedende yaşar ve beden toparlandığında karar da netleşir. Oğlunu öpmeye zorlamazsın; 5.2'de konuştuğumuz gibi beden onundur. Ona bir seçenek sunarsın: "İstersen el sallayabilirsin ya da 'İyi bayramlar' diyebilirsin." Masaya da önceden hazırladığın kısa ve sakin cümleyi söylersin: "Biz onu öpmeye zorlamıyoruz, kendisi isteyince öpüyor. İyi bayramlar." Uzun bir savunmaya girmezsin; el âlemi memnun etmek zaten mümkün değildir.
- Bu bir gurur anı, ama aynı zamanda kızının düştüğü ve ağladığı bir an; utanç verebilecek görüntüler herkese açık paylaşılmaz. Okulun adı ve üniforması da görüntüde olabilir ve video bir kez yayıldığında kimin eline geçeceğini, yıllar sonra nerede karşısına çıkacağını bilemezsin. Çocuklar ebeveynlerinin paylaşmadan önce kendilerine ebeveynlerin düşündüğünden daha sık sorması gerektiğini söylüyor; on iki yaşındaki bir çocuk bu soruyu rahatça anlar. Kızına sorarsın: "Bu videoyu paylaşabilir miyim?" "Hayır" derse ciddiye alırsın. Gururunu ona doğrudan söylersin: "Düştüğün yerden kalkıp yeniden dans etmen beni çok etkiledi." Videoyu belki yalnızca büyükanneyle, onun izniyle paylaşırsın.
- Korkuyla değil sevgiyle ve yaşa uygun anlatmak, yaşayarak aktarmak, sorulara ve sorgulamaya yer açmak, ritüelleri korumak.
- Ebeveynliği tepkiden seçime çevirir ve el âleme ya da sosyal medyaya karşı kalkan olur. Eşlerle birlikte yazılır, görünür bir yere asılır, okul, yaptırım ya da hafta sonu gibi kararlarda ölçüt olarak kullanılır ve yılda bir gözden geçirilir.
Özet
- İki kültür arasında seçim yapılır: bağlılığın sıcaklığı ile özerkliğin kendi sesini bulma hakkı bir arada tutulabilir.
- El âlemi memnun etmek mümkün değildir; "Kimin için davranıyorum?" sorusu ve hazır bir cümle yeterlidir.
- Çocuğun yüzü ve utanç anları korunur; takip edilen hesaplar seni güçlendirmiyorsa bırakılır.
- İnanç ve anlam korkuyla değil sevgiyle, yaşanarak, sorulara yer açılarak ve ritüellerle aktarılır.
- Beş sıfat ve bir misyon cümlesi ailenin pusulasıdır; kararlarda kullanılmadıkça işe yaramaz.
- Önce ebeveyn, sonra ilişki, en son teknik: akademinin bütün modülleri bu sırayı anlatır.
Sonraki derse hazırlık
Ebeveynler için İleri seviye burada tamamlanıyor. Ders 13.1, "Gözlemden Rapora: Gelişimsel Değerlendirme ve Yönlendirme", Eğitmen seviyesini açıyor ve çocuklarla ya da ailelerle çalışan profesyonellere sesleniyor. 1.5'te öğrendiğin üç adımlı gözlem orada yapılandırılmış bir değerlendirmeye, bir gelişimsel öykü görüşmesine ve doğru yere yapılan bir yönlendirmeye dönüşecek. Hazırlık olarak bir çocuğu on dakika boyunca izle ve yalnızca gördüğünü yaz. Sonra yazdıklarının arasında bir yorumun, örneğin "sıkıldı" ya da "inat etti" gibi bir ifadenin, gözlem kılığına girip girmediğini kontrol et.
Kaynaklar
- Kağıtçıbaşı, Ç. (2007). Family, Self, and Human Development Across Cultures: Theory and Applications (2. bs.). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum.
- Kağıtçıbaşı, Ç. ve Ataca, B. (2005). Value of children and family change: A three-decade portrait from Turkey. Applied Psychology: An International Review, 54(3), 317–337.
- Moser, C., Chen, T. ve Schoenebeck, S. Y. (2017). Parents' and children's preferences about parents sharing about children on social media. Proceedings of the 2017 CHI Conference on Human Factors in Computing Systems. New York: ACM.
- Cotton, S., Zebracki, K., Rosenthal, S. L., Tsevat, J. ve Drotar, D. (2006). Religion/spirituality and adolescent health outcomes: A review. Journal of Adolescent Health, 38(4), 472–480.
- Covey, S. R. (1997). The 7 Habits of Highly Effective Families. New York: Golden Books.