Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Hava bedene burundan ya da ağızdan girer; yutak, gırtlak, soluk borusu ve giderek incelen dallar boyunca alveollere ulaşır. Burun havayı süzer, ısıtır ve nemlendirir.
Alveollerde oksijen kana, karbondioksit alveol havasına geçer. Yüz milyonlarca alveolün geniş yüzeyi bu alışverişin hızlı olmasını sağlar.
Akciğerlerin kendi kasları yoktur. Soluğu diyafram ve kaburgalar arasındaki kaslar yapar; sakin soluk vermede akciğerlerin esnekliği havayı dışarı iter.
Solunum hem kendiliğinden sürer hem de istemle değiştirilebilir. Klasik prāṇa ve soluk kanalı kavramları bu sistemi çağrıştırır, fakat onun başka bir adı değildir.
Açılıştaki demircinin körüğü havayı çekiyor, süzüyor ve ateşe üflüyordu. Solunum da buna benzer bir işi görür; farkı, körükçüye ihtiyaç duymadan kendini yönetmesidir.
Açılış sahnesi
Bir köy demircisinin ocağı. Kömürlerin üzerinde turuncu bir kor var ve ocağın yanında deri bir körük duruyor.
Demirci körüğün kolunu kaldırıyor; körük genişliyor ve içine hava doluyor. Kolu bıraktığında körük kendi ağırlığıyla kapanıyor ve havayı ince bir borudan ateşe üflüyor. Kor bir anda parlıyor.
Çırak körüğü hızlı hızlı çalıştırmaya başlıyor. Demirci onu durduruyor: ateşin istediği kadar hava vermek gerekir, fazlası kömürü boşuna yakar.
Sonra demirci bir şey daha gösteriyor. Körüğün borusunun ağzına ince bir tel örgü takılmış; havayla gelen kıvılcımlar ve kül içeri girmesin diye.
Körük bir akciğer değildir. Yine de solunum sisteminin iki temel düşüncesini kaba çizgilerle gösterir: hava içeri çekilir ve dışarı verilir, ve bu hava içeri girmeden önce süzülür.
Bu derste ne olacak
İlk olarak havanın burundan akciğerlerin en derin noktasına kadar izlediği yol ele alınacak.
İkinci olarak bu yolun sonundaki küçük hava keseciklerinde gerçekleşen oksijen ve karbondioksit alışverişi gösterilecek.
Üçüncü olarak, göğüs boşluğunu genişleten ve daraltan kaslar tanıtılacak.
Dördüncü olarak solunumun hem kendiliğinden sürüp hem de istemle değiştirilebilmesi ele alınacak.
Son olarak bugünkü solunum anlayışı, klasik anlatıdaki soluk ve kanal kavramlarıyla yan yana konacak.
Bu dersteki örnekler kurgusaldır ve hiçbiri gerçek bir kişiyi anlatmaz.
Sıfır noktası
Dolaşım dersinde kısa döngünün kanı akciğerlere taşıdığı söylenmişti. Ama akciğerlerin bu oksijeni nasıl sağladığı açılmamıştı.
Solunum sistemi, dışarıdaki havayı bedenin içine alan ve kanla buluşturan yapılardan oluşur. Hücreler oksijen olmadan uzun süre yaşayamaz; bu yüzden bu sistem bir an bile durmadan çalışır.
Klasik anlatı da soluğa büyük önem verir. Akademinin önceki fakültelerinde prāṇa kavramı ve srotas sisteminde soluğu taşıyan kanal anlatılmıştı. Bu ders aynı işe bugünkü anatominin gözüyle bakıyor.
Mekanizma — havanın yolu
Hava bedene burundan ya da ağızdan girer. Burun havayı yalnızca içeri almaz; içindeki kıllar ve nemli yüzeyler havayı süzer, ısıtır ve nemlendirir.
Hava sonra boğazın arka bölümünden, yani yutaktan geçer ve gırtlağa ulaşır. Gırtlakta ses telleri bulunur; konuşma, soluk verme sırasında bu tellerin titreşmesiyle oluşur.
Gırtlaktan sonra hava, halka biçimli kıkırdaklarla açık tutulan soluk borusuna girer. Soluk borusu göğüste ikiye ayrılır ve her dal bir akciğere girer. Bu dallar akciğerlerin içinde bir ağacın dalları gibi giderek incelen borulara bölünür.
Açılıştaki körüğün borusunda kıvılcım ve külü tutan bir tel örgü vardı. Burun da benzer bir iş görür: havayla gelen tozun ve parçacıkların bir bölümünü akciğerlere ulaşmadan tutar.
Mekanizma — hava keseciklerinde alışveriş
Hava yolunun en ucunda, üzüm salkımı gibi kümelenmiş çok küçük hava kesecikleri bulunur. Her iki akciğerde bu keseciklerden yüz milyonlarca bulunduğu tahmin edilir.
Keseciklerin duvarları son derece incedir ve çevrelerini kılcal damarlardan oluşan sık bir ağ sarar. Önceki dersteki kılcal değişim burada özel bir biçimde gerçekleşir.
Kesecikteki havanın oksijeni ince duvardan geçerek kılcal damardaki kana girer. Kandaki karbondioksit ise ters yönde geçerek keseciğe, oradan da soluk verme sırasında dışarı çıkar.
Mekanizma — soluğu yapan kaslar
Akciğerlerin kendi kasları yoktur; kendi kendilerine genişleyip daralamazlar. Soluğu, göğüs boşluğunu çevreleyen kaslar yapar.
Bu kasların en önemlisi, göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kubbe biçimli bir kastır: diyafram. Diyafram kasıldığında kubbesi düzleşir ve aşağı iner; göğüs boşluğu genişler ve hava akciğerlere dolar.
Kaburgaların arasındaki kaslar da göğüs kafesini kaldırarak bu genişlemeye katkıda bulunur. Sakin bir soluk vermede ise kaslar gevşer ve akciğerlerin esnekliği havayı dışarı iter; tıpkı açılıştaki körüğün kendi ağırlığıyla kapanması gibi.
Mekanizma — kendiliğinden ve istemle
Solunum ilginç bir sistemdir: hem kendiliğinden sürer hem de istemle değiştirilebilir. Uykuda, dikkatimiz başka yerdeyken, hiç düşünmeden soluk almaya devam ederiz.
Bu kendiliğinden soluğu, beynin alt bölümündeki merkezler düzenler. Kandaki karbondioksit arttığında bu merkezler solunumu hızlandırır; bu yüzden soluk uzun süre tutulduğunda soluma isteği karşı konulmaz bir hâl alır.
Aynı zamanda soluğu istemle yavaşlatabilir, hızlandırabilir ya da kısa süre tutabiliriz. Konuşurken, şarkı söylerken ya da suya dalarken soluğu bilinçli olarak yönetiriz.
Mekanizma — klasik soluk kavramları
Klasik anlatı soluğu yalnızca bir hava alışverişi olarak görmez. Akademinin önceki fakültelerinde görüldüğü gibi prāṇa, canlılıkla ve soluğun içeri alınmasıyla ilişkilendirilen bir ilkedir; vātanın bir alt türü olarak da başta oturur.
Srotas sisteminde ise soluğu taşıyan bir kanal grubu anlatılır ve Caraka bu kanalın kökünü kalp ve büyük bir kanalla ilişkilendirir. Bu anlatım, soluğu dolaşımla ve beslenmeyle bağlantılı bir bütünün parçası olarak görür.
Solunum sisteminin kimi işleri bu kavramları çağrıştırır, ama örtüşme tam değildir. Prāṇa bir yaşam ilkesidir, bir gaz değil; soluk kanalı ise bugünkü hava yoluyla aynı sınırlara sahip bir yapı değildir.
Usta katmanı — solunum sınaması
Soluk üzerine bir yazı okurken dört şeyi aklında tutmak işini kolaylaştırır.
İlk iki soru yazıyı havanın yoluna ve alışverişin yerine yerleştirir. Üçüncü soru akciğerlerin kendi kendine çalıştığı yanılgısını yakalar.
Dördüncü soru iki bilgi düzeni arasındaki sınırı korur.
Kapanış katmanı — bu dersin sınırı
Bu ders havanın burundan alveollere uzanan yolunu, alveollerdeki gaz alışverişini, soluğu yapan diyaframı ve öteki kasları, solunumun kendiliğinden ve istemle denetlenebilmesini ve klasik soluk kavramlarının bugünkü sistemle nerede ayrıldığını ele aldı.
Yiyeceğin ağızdan girip dönüştüğü sindirim sistemi sıradaki dersin konusu. Akciğer hastalıkları ve soluk güçlüklerinin nedenleri ise bir hekimin muayenesiyle anlaşılabilir.
Ani başlayan ve giderek artan nefes darlığı, konuşamayacak kadar soluksuz kalma, dudaklarda ya da parmak uçlarında morarma acil yardım gerektirir. Bu durumlarda beklenmeden 112 aranmalıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışAkciğerlerin kendi kaslarıyla kasılarak hava çektiği sanılır.
Akciğerlerin kendi kasları yoktur; soluğu diyafram ve kaburgalar arasındaki kaslar yapar.
Yaygın yanlışSolunumun yalnızca oksijen almaktan ibaret olduğu düşünülür.
Soluk verme sırasında karbondioksit de dışarı atılır ve bu atım bedenin dengesi için gereklidir.
Yaygın yanlışSesin doğrudan akciğerlerden çıktığı sanılır.
Akciğerler havayı sağlar; ses gırtlaktaki ses tellerinin titreşmesiyle oluşur.
Yaygın yanlışKlasik prāṇa kavramının bugünkü oksijenle aynı şey olduğu düşünülür.
Prāṇa bir yaşam ilkesidir ve bir gaza indirgenemez.
Aklında kalsın
Hava bedene burundan ya da ağızdan girer; yutak, gırtlak, soluk borusu ve giderek incelen dallar boyunca alveollere ulaşır. Burun havayı süzer, ısıtır ve nemlendirir.
Alveollerde oksijen kana, karbondioksit alveol havasına geçer. Yüz milyonlarca alveolün geniş yüzeyi bu alışverişin hızlı olmasını sağlar.
Akciğerlerin kendi kasları yoktur. Soluğu diyafram ve kaburgalar arasındaki kaslar yapar; sakin soluk vermede akciğerlerin esnekliği havayı dışarı iter.
Solunum hem kendiliğinden sürer hem de istemle değiştirilebilir. Klasik prāṇa ve soluk kanalı kavramları bu sistemi çağrıştırır, fakat onun başka bir adı değildir.
Açılıştaki demircinin körüğü havayı çekiyor, süzüyor ve ateşe üflüyordu. Solunum da buna benzer bir işi görür; farkı, körükçüye ihtiyaç duymadan kendini yönetmesidir.
Sonraki derse köprü
Solunum sistemi bedene havadan oksijen alıyordu. Ama hücrelerin enerji için kullandığı besinler başka bir yoldan gelir.
Modülün yedinci dersinin adı Sindirim sistemi.
O ders, yiyeceğin ağızdan başlayıp bağırsaklara uzanan yolculuğunu, bu yolculuk boyunca hangi organların hangi işi gördüğünü ve bugünkü sindirim anlayışının klasik agni kavramıyla neden birebir eşlenemeyeceğini soracak.