Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Āpo mahābhūta beş büyük unsurun dördüncüsüdür ve akışkanlığın, nemin, bir aradalığın unsurudur. Metinlerde jala ya da āpas adlarıyla anılır.
Bu unsurun işi bağlamaktır: dağınık parçaları nemlendirip birbirine tutundurmak. Nem çekildiğinde bağ çözülür, bu da tutunmanın sonradan kurulan bir bağ olduğunu gösterir.
Vaiśeṣika bu unsura iki özel nitelik verir: kendiliğinden akışkanlık ve yağlılık. Isıyla eriyen maddelerin akışkanlığı ise ödünçtür ve ateşin işine bağlanır.
Bu unsura özgü duyusal nitelik tattır. Tat anlamına gelen sözcük ilerleyen modüllerde başka düzeylerde de karşına çıkacak; önceki dersin ad düzeyi sınaması o zaman da aynı soruyu soracak.
Akışkanlık kaynağı sınaması tek bir soru sorar: dış etken çekilince nitelik sürüyor mu? Açılıştaki hamur topu kuruduğunda neden dağılacağını bu soru açıklar.
Açılış sahnesi
Bir avuç kuru un, tahta bir kabın içinde duruyor. Parmakla dokunulduğunda dağılıyor, üflenince havalanıyor, tanelerin hiçbiri ötekine tutunmuyor.
Üstüne bir kaşık su ekleniyor. Birkaç dakika yoğrulduktan sonra aynı un tek bir hamur topu olmuş; bastırınca iz alıyor, çekince uzuyor, bırakınca dağılmıyor.
Unun kendisi değişmedi. Tanelerin arasına yalnızca bir şey girdi ve onları birbirine bağladı.
Önceki derste pişen pirincin taneleri de birbirine yapışmıştı, ve bunun yalnızca ateşin işi olmadığı belirtilmişti.
Bu ders o yapışmanın unsuruna geliyor. Sayımın dördüncü halkası olan bu unsur da iki adla anılıyor.
Bu derste ne olacak
İlk bölüm unsurun gördüğü işi, yani ayrı şeyleri bir arada tutmayı açacak.
İkinci bölüm Vaiśeṣika okulunun bu unsura verdiği iki özel niteliğe bakacak: kendiliğinden akışkanlık ve yağlılık. Bu iki nitelik, önceki dersin ateşiyle ince bir bağ kuruyor.
Üçüncü bölüm unsurun duyusal niteliğini, tadı ele alacak. Dördüncüsü ise bu unsurun bedende hangi yapılarda arandığını izleyecek.
Usta katmanı, bir şeyin akışkanlığının kendisinden mi yoksa dışarıdan bir etkenden mi geldiğini ayırmayı öğretecek.
Örneklerdeki herkes ve her sahne bu dersin ihtiyacına göre uydurulmuştur.
Sıfır noktası
Jala ve āpas sözcüklerinin ikisi de gündelik Sanskritçede "su" anlamına gelir. Unsur düzeyinde ise ikisi aynı mahābhūtayı adlandırır.
Burada da önceki derslerdeki sorun tekrar eder: gündelik sözcük somut bir maddeyi, bardaktaki suyu çağrıştırır. Klasik çerçevedeki unsur ise sudan fazlasıdır.
Bu unsur için bileşik bir ad seçilmesinin nedeni önceki dersteki nedenle aynı: bu unsurla ilişkili bazı sözcükler, özellikle tat ve bedensel sıvılar için kullanılanlar, ilerleyen modüllerde kendi özel anlamlarıyla ayrıca tanımlanacak.
Mekanizma — bir arada tutmak
Ākāśa yer verdi, vāyu hareket ettirdi, tejo mahābhūta dönüştürdü. Āpo mahābhūtanın işi ise ayrı parçaları birbirine bağlamaktır.
Bu işin önceki üç işle ilişkisi dikkate değer. Hareket parçaları dağıtabilir, dönüşüm onları değiştirebilir; ama parçaları birbirine tutunduran, bu yeni işin unsurudur.
A03-M04-D05'te iki bağ türü ayrılmıştı: ayrılamaz içkin bağ ve sonradan kurulan dışsal temas. Hamurdaki tanelerin birbirine tutunması ikinci türe yakındır; su çekilirse, örneğin hamur kuruyup ufalanırsa, bağ çözülür.
Mekanizma — kendiliğinden akışkanlık
Vaiśeṣika okulu bu unsura iki özel nitelik yükler. Birincisi akışkanlıktır, ama belirli bir türden akışkanlık.
Erimiş bir tereyağı da, erimiş bir metal de akar. Ama ikisi ancak ısıtıldığında akar; ateş çekilince yeniden katılaşırlar. Onların akışkanlığı ödünçtür, bir dış etkenin sonucudur.
Suyun akışkanlığı ise böyle değildir. Hiçbir ateş gerekmeden, kendiliğinden akar. Vaiśeṣika bu farkı iki ayrı adla işaretler: kendi doğasından gelen akışkanlık ve bir nedene bağlı akışkanlık.
Bu ayrım önceki dersle doğrudan bir bağ kuruyor. Ateşin dönüştürme işi bir maddeyi akışkan hâle getirebilir, ama bu akışkanlık o maddenin kendisine ait olmaz. Suyun akışkanlığı ise ona aittir.
İkinci özel nitelik yağlılıktır: bir şeyin kayganlığı, yumuşaklığı, yapıştırıcı inceliği. Vaiśeṣika bu niteliği de yalnızca bu unsura verir; yağların ve özsuların kayganlığını, içlerindeki bu unsurun payına bağlar.
Mekanizma — tat
Önceki derslerde ses, dokunma ve görünür biçim birer unsura bağlanmıştı. Āpo mahābhūtaya özgü duyusal nitelik tattır.
Bağ burada da sezgiye yakındır. Kuru bir şey dile konduğunda tadı ancak ağızdaki nemle çözüldükten sonra belirir; tat, bir şeyin sıvıyla buluştuğu anda ortaya çıkar.
Birikimli anlatıma göre bu unsur, öncekilerin üç niteliğine tadı ekleyerek dört niteliği birlikte taşır. Vaiśeṣika ise sesi yine ākāśada bırakır ve bu unsura görünür biçim, tat ve dokunma verir; dokunuşunu da serin diye ayırır.
Tat anlamına gelen Sanskritçe sözcük, bu akademide çok farklı yerlerde yeniden karşına çıkacak. Bir yerde tatların sınıflandırılmasını, başka bir yerde bedenin ilk dokusunu, bir başkasında bir özü adlandıracak.
Bu sözcüğün düzeylerini ayırmak için yeni bir araca gerek yok. Önceki derste kurulan ad düzeyi sınaması aynen işe yarar: cümle beş unsurdan mı, bedenin bir dokusundan mı, yoksa bir maddenin tadından mı söz ediyor?
Mekanizma — bedende āpo mahābhūta
Kozmostan bedene taşınan soru yine aynı: bu unsurun işi bedende nerede görülür?
Klasik yanıt bedenin sıvılarını ve bir arada tutan yapılarını bu unsurla ilişkilendirir. Kan, lenf, tükürük, eklemleri kayganlaştıran sıvılar, dokuları nemli tutan her şey bu açıdan okunur.
Bağlayıcılık işi de bedende aranır. Dokuların birbirine tutunması, bedenin dağılmadan bir biçim koruması klasik metinlerde bu unsurun payına yazılır.
Yine pañcabhautika ilkesi geçerlidir: hiçbir beden sıvısı yalnızca bu unsurdan oluşmaz. Kanın rengi tejasa, akışı vāyuya, kapladığı yer ākāśaya, taşıdığı ağırlık ise sıradaki derste ele alınacak unsura bağlanır.
Usta katmanı — akışkanlık kaynağı sınaması
Bu dersin getirdiği araç, Vaiśeṣika'nın ayrımını bir okuma yöntemine çevirir.
Sınama basit bir düşünce deneyiyle çalışır. Tereyağı ocaktan alınınca katılaşır; akışkanlığı ateşten geliyordu. Su ise ocaktan alınınca akmaya devam eder; akışkanlığı kendisinden geliyordu.
Bu yöntemin değeri yalnızca sıvılarla sınırlı değildir. A03-M04-D08'deki aktarım sınaması gibi, bu da bir niteliğin nereden geldiğini sormayı öğretir: bir şeyde gördüğün özellik ona mı ait, yoksa ona o an bir şey mi ödünç veriyor?
Aynı soru önceki derslerin nitelikleri için de sorulabilir. Güneşte ısınmış bir taşın sıcaklığı taşa mı aittir, yoksa güneş çekildiğinde kaybolan ödünç bir sıcaklık mıdır?
Kapanış katmanı — bu dersin sınırı
Bu ders āpo mahābhūtanın bağlayıcılık işini, Vaiśeṣika'nın doğal akışkanlık ve yağlılık niteliklerini, tatla kurulan bağı ve bedende arandığı yapıları gösterdi.
Tatların sınıflandırılması, bedenin ilk dokusu ve bedendeki sıvıların taşınma kuramı bu dersin konusu değildi. Üçü de akademinin daha sonraki bölümlerinde kendi başlıklarını alacak; dil ile bu unsur arasındaki bağın ayrıntısı ise bu modülün kapanış dersine bırakıldı.
Bir sıvının ya da bir yiyeceğin kişinin kendi bedeni için ne anlama geldiği sorusu bu kavramsal dersin kapsamında değildir. Böyle bir soru ancak kişinin durumunu yakından tanıyan bir hekim ya da yetkin bir sağlık çalışanıyla konuşularak yanıtlanabilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışĀpo mahābhūtanın bardaktaki ya da musluktaki suyla aynı şey olduğu sanılır.
Su bu unsurun en belirgin görünümüdür; klasik çerçevede özsular, bitki özleri ve beden sıvıları da aynı unsurla ilişkilendirilir.
Yaygın yanlışAkan her maddenin su unsurunca zengin olduğu düşünülür.
Vaiśeṣika ısıyla eriyen maddelerin akışkanlığını ödünç sayar ve tejasın işine bağlar; yalnızca kendiliğinden akışkanlık bu unsura aittir.
Yaygın yanlışTat anlamına gelen Sanskritçe sözcüğün metinlerde her zaman tat anlamında kullanıldığı sanılır.
Aynı sözcük farklı yerlerde bir dokuyu ya da bir özü de adlandırır; hangi düzeyde kullanıldığı her geçişte ayrıca sorulmalıdır.
Yaygın yanlışKan ya da lenf gibi beden sıvılarının yalnızca su unsurundan oluştuğu sanılır.
Pañcabhautika ilkesi gereği her sıvı beş unsuru birlikte taşır; āpas yalnızca akışkanlık ve bağlayıcılıkta öne çıkar.
Aklında kalsın
Āpo mahābhūta beş büyük unsurun dördüncüsüdür ve akışkanlığın, nemin, bir aradalığın unsurudur. Metinlerde jala ya da āpas adlarıyla anılır.
Bu unsurun işi bağlamaktır: dağınık parçaları nemlendirip birbirine tutundurmak. Nem çekildiğinde bağ çözülür, bu da tutunmanın sonradan kurulan bir bağ olduğunu gösterir.
Vaiśeṣika bu unsura iki özel nitelik verir: kendiliğinden akışkanlık ve yağlılık. Isıyla eriyen maddelerin akışkanlığı ise ödünçtür ve ateşin işine bağlanır.
Bu unsura özgü duyusal nitelik tattır. Tat anlamına gelen sözcük ilerleyen modüllerde başka düzeylerde de karşına çıkacak; önceki dersin ad düzeyi sınaması o zaman da aynı soruyu soracak.
Akışkanlık kaynağı sınaması tek bir soru sorar: dış etken çekilince nitelik sürüyor mu? Açılıştaki hamur topu kuruduğunda neden dağılacağını bu soru açıklar.
Sonraki derse köprü
Hamur bir arada durdu, ama elde yumuşak ve biçim değiştirmeye hazırdı. Fırına girip çıktığında ise sertleşti, ağırlaştı, üstüne konan bir şeyi taşıyabilir oldu.
Bu modülün beşinci dersi, klasik sayımın son unsurunu ele alıyor: Pṛthvī.
Orada karşılanacak soru şudur: bir şeye katılık, ağırlık ve kalıcılık veren unsur hangisidir, ve niteliklerin sırasını tamamlayan beşinci nitelik, koku, neden tam bu unsura bağlanır?