Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Puruṣa'nın tanımı bu derste değişmedi; değişen, sözcüğün Ayurveda metinlerinde neyi gösterdiğidir.
Klasik metin sözcüğün kaç türlü sayıldığını kendisi sorar, yani çoğulluk geleneğin bilinçli kurduğu bir ayrımdır.
Rāśi puruṣa, varlık şemasının kategorilerinin toplamıdır ve insanı dünyayla aynı malzemeden kurulmuş olarak yerleştirir.
Ṣaḍdhātu puruṣa, beş büyük unsurun bilinç öğesiyle birlikte sayılmasıdır ve hekimliğin çalışma birimidir.
Cikitsya puruṣa, tedavinin konusu olarak adlandırılan puruṣa'dır; bu adlandırma bir varlık iddiası değil, alanın kapsam bildirimidir.
Bir cümlenin hangi sayımdan söz ettiği, sözcüğe bakılarak değil cümlenin yapmak üzere olduğu işe bakılarak anlaşılır.
Bir tedavi cümlesinden bu sözcük çekildiğinde kaybolan şey bir adım ya da bir giriş değil, adımın uygulanacağı nesnedir.
Pasaj hangi sayımın işlediğini ele vermiyorsa, doğru hamle birini seçmek değil kararın verilemediğini kaydetmektir.
Açılış sahnesi
Klasik bir hekimlik metninde bir cümle, üzerinde çalışılan şeyi adlandırmak için puruṣa sözcüğünü kullanıyor.
Önceki modülden çıkmış bir okur, bu sözcüğün karşılığını hazır taşıyor: değişmeyen, etkinlikte bulunmayan, yalnızca tanıklık eden bilinç ilkesi.
O karşılık cümleye yerleştirildiğinde ortaya tuhaf bir şey çıkıyor.
Değişmeyen bir şey bozulamaz, etkinlikte bulunmayan bir şeye uygulanan işlem bir sonuç üretemez, ve tanıklıktan ibaret olan bir şeyin düzelecek yanı kalmaz.
Cümle, okurun elindeki karşılıkla okunduğunda anlamını yitiriyor; oysa metin son derece açık yazılmış.
Bozuk olan cümle değil, cümleye dışarıdan getirilen karşılık.
Sözcük aynı kalmış, işaret ettiği şey değişmiş, ve bu değişim metnin hiçbir yerinde ilan edilmemiş.
Bu dersin işi, o sessiz değişimi görünür kılmak.
Bu derste ne olacak
Bu ders puruṣa sözcüğünü yeniden tanımlamıyor.
Tanımı önceki modülde Sāṃkhya'nın kendi çerçevesi içinde verildi, ve burada olduğu gibi devralınıyor.
Ele alınan şey tanım değil referans: aynı sözcük, Ayurveda'nın kendi metinlerinde neyi gösteriyor.
Dersin ağırlık merkezi geleneğin kendi sorusunda duruyor; klasik metin puruṣa'nın kaç türlü sayıldığını doğrudan sorar, ve bu soru çoklu referansın sonradan fark edilmiş bir karışıklık olmadığını gösterir.
Buradan hekimliğin üzerinde işlem yaptığı puruṣa'ya geçiliyor, yani tedavi edilebilir olanın nasıl tanımlandığına.
Usta katmanında bir okuma kuralı kuruluyor: bir cümlenin hangi puruṣa'dan söz ettiği, o cümlenin yapmak üzere olduğu işten okunur.
Aynı yerde bu kuralın nerede karar veremediği de belirtiliyor, çünkü her pasaj kendi sayımını ele vermez.
Bu derste geçen durumların hiçbiri gerçek değildir; hepsi bir kavramı görünür kılmak için yazılmış kurgulardır.
Sıfır noktası
Bu dersten beklenen ilk şey büyük olasılıkla yeni bir tanımdır: puruṣa'nın "Ayurveda'daki karşılığı".
Öyle bir tanım bu derste bilerek atlanıyor; atlanma nedeni tam olarak dersin ele aldığı konu.
Sözcüğün bir tanımı zaten var ve o tanım yerinde duruyor; sorun tanımın eksikliği değil, aynı tanımın her cümreye uymadığının fark edilmemesi.
Ayurveda için ikinci bir sözlük maddesi yazmak, sessiz referans değişimini bir kez daha örter ve okura yine tek bir hazır karşılık verir.
İkinci beklenti, iki gelenekten birinin ötekini düzelttiği ya da yanlış anladığıdır.
Burada bir düzeltme yok; hekimlik başka bir iş yapar ve bir işin adlandırma ihtiyacı, o işin ne yaptığına göre şekillenir.
Bir tanığı konu alan sistem tanığı tarif edecek biçimde konuşur, bir hastayı konu alan metin ise üzerinde işlem yapılabilecek bir şeyi adlandırmak zorundadır.
Mekanizma — metnin kendi sorusu
Sözcüğün birden çok şeye işaret etmesi, modern bir okuma güçlüğü olarak sonradan keşfedilmiş değildir.
Klasik metin konuyu açarken doğrudan bir sayım sorusu sorar: puruṣa kaç türlü sayılır?
Soruyu soran şeyin geleneğin kendisi olması burada belirleyicidir, çünkü sorunun varlığı çoğulluğun bilinçli olduğunu gösterir.
Sayımlardan biri, varlık şemasının kategorilerini tek bir toplamda birleştirir ve bu toplama puruṣa adını verir.
Bu sayımın işi yerleştirmektir: insanın, dünyanın geri kalanıyla aynı kategorilerden kurulduğunu söyler.
Yerleştirme işi bir kez yapıldığında, metnin elinde hâlâ cevaplanmamış bir soru kalır.
Hekimlik bir toplamı tedavi edemez; üzerinde işlem yapılacak, bozulabilen ve düzeltilebilen bir şeye ihtiyacı vardır.
Mekanizma — tedavi edilebilir olanı adlandırmak
Metin, üzerinde işlem yapılabilecek olanı ayrı bir sayımla verir ve bu sayım daha dardır.
Burada puruṣa, beş büyük unsurun bilinç öğesiyle birlikte sayılmasından oluşur.
Bu altılı sayımın adı, aynı zamanda hekimliğin görev tanımıdır.
Bu adlandırma sessiz bir sınır da çizer.
Tedavinin konusu olarak adlandırılan şey belirlendiğinde, onun dışında kalan sorular hekimliğin alanından çıkmış olur.
Usta katmanı — cümlenin işinden okumak
Elde iki sayım varken, önündeki cümlenin hangisinden söz ettiğini anlamanın yolu sözcüğe bakmak değildir, çünkü sözcük her ikisinde de aynıdır.
Karar cümlenin yapmak üzere olduğu işten çıkar.
Cümle insanı dünyanın kategorileri içine yerleştiriyorsa, işleyen sayım geniş olanıdır.
Cümle bir bozulmayı tarif etmeye, bir işlemi uygulamaya ya da bir sınırı çizmeye hazırlanıyorsa, işleyen sayım dar olanıdır.
Bu okuma kuralı, önceki modülün sonunda kurulan sökme sınamasının bu derste kazandığı yeni bir konumla birlikte çalışır.
Bir tedavi cümlesinden puruṣa çekildiğinde geriye eksik bir adım kalmaz, eksik bir giriş cümlesi de kalmaz.
Kaybolan şey, adımın üzerinde uygulanacağı şeydir; cümle adımını korur ama uygulanacak bir yer bulamaz.
Sınama böylece üçüncü sonucunun yanına bir tane daha ekler: paylaşılan sözcük bazen bir çerçeveyi ya da bir işlemi değil, işlemin nesnesini adlandırır.
Bu ekleme sınamayı çürütmüyor, kapsamını genişletiyor; bir aletin yeni bir malzemede ne yaptığı ancak o malzemede denenince öğrenilir.
Kuralın karar veremediği bir yer var ve orada zorlamak yanlıştır.
Kısa bir alıntıda cümlenin ne yapmak üzere olduğu görünmeyebilir, ve pasaj hangi sayımın işlediğini ele vermeyebilir.
Böyle bir durumda doğru cevap ikisinden birini seçmek değil, pasajın bu kararı vermediğini kaydetmektir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışPuruṣa sözcüğünün her metinde aynı şeye işaret ettiği sanılır.
Klasik metin sözcüğün kaç türlü sayıldığını kendisi sorar; hangi sayımın işlediğini cümlenin yapmak üzere olduğu iş belirler.
Yaygın yanlışTedavinin konusu olan puruṣa'nın dar tanımlanmasının bir eksiklik olduğu düşünülür.
Bu darlık bir kapsam kararıdır ve hekimliğin üzerinde işlem yapabileceği şeyle sınırlanmıştır.
Yaygın yanlışAltı öğeli sayımın insanı maddi bileşenlere indirgediği sanılır.
Sayımın altıncı öğesi bilinçtir ve tam olarak bu indirgemeyi engellemek üzere listeye konmuştur.
Yaygın yanlışİki geleneğin aynı sözcüğü ayrı şeyler için kullanmasının, birinin ötekini yanlış anladığını gösterdiği varsayılır.
İki metin ayrı işler yapar, ve bir sözcüğün neyi adlandırdığı o işin ihtiyacına göre belirlenir.
Aklında kalsın
Puruṣa'nın tanımı bu derste değişmedi; değişen, sözcüğün Ayurveda metinlerinde neyi gösterdiğidir.
Klasik metin sözcüğün kaç türlü sayıldığını kendisi sorar, yani çoğulluk geleneğin bilinçli kurduğu bir ayrımdır.
Rāśi puruṣa, varlık şemasının kategorilerinin toplamıdır ve insanı dünyayla aynı malzemeden kurulmuş olarak yerleştirir.
Ṣaḍdhātu puruṣa, beş büyük unsurun bilinç öğesiyle birlikte sayılmasıdır ve hekimliğin çalışma birimidir.
Cikitsya puruṣa, tedavinin konusu olarak adlandırılan puruṣa'dır; bu adlandırma bir varlık iddiası değil, alanın kapsam bildirimidir.
Bir cümlenin hangi sayımdan söz ettiği, sözcüğe bakılarak değil cümlenin yapmak üzere olduğu işe bakılarak anlaşılır.
Bir tedavi cümlesinden bu sözcük çekildiğinde kaybolan şey bir adım ya da bir giriş değil, adımın uygulanacağı nesnedir.
Pasaj hangi sayımın işlediğini ele vermiyorsa, doğru hamle birini seçmek değil kararın verilemediğini kaydetmektir.
Sonraki derse köprü
Bu derste izlenen şey tek bir sözcüğün başına gelenlerdi: ad yerinde kaldı, işaret ettiği şey işin ihtiyacına göre değişti.
Sāṃkhya bu sözcüğü hiçbir zaman yalnız kullanmamıştı; onu her zaman bir eşle, prakṛti ile birlikte kurmuştu.
Eşin yarısında bu kadar büyük bir kayma olduysa, öteki yarısında ne olduğu artık boşta duran bir sorudur.
Sonraki ders prakṛti sözcüğünü ele alıyor, ve sorusu buradakinin aynısı değil: puruṣa'da referans daha dar bir birime kaydı, prakṛti'de ise kaymanın yönü evrensel olandan tek tek kişiye doğrudur.
Orada görülecek olan şey, aynı sözcüğün bu kez bütün insanlar için ortak olan bir ilkeyi mi yoksa her insanda ayrı olan bir şeyi mi adlandırdığıdır.