Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
İki kelime birleşip tek kelime olduğunda üyeler kendi eklerini bırakır ve çekim yalnız bütünün sonunda yapılır.
Düşen ekler üyeleri birbirine bağlayan ilişkiyi taşıyordu; yüzey üyeleri korur ve bağı siler.
Önceki dersteki kayıp sesteydi ve sesin adayları sayfaya sorulabiliyordu; buradaki kayıp ilişkidedir ve ilişkinin yüzeyde hiç izi yoktur.
Sayfada tek bir çekim varsa ve bir parça çıplak gövde hâlinde duruyorsa karşındaki dizi iki ayrı kelime değildir, tek kelimedir.
Bu dersin aldığı üç aile şöyle ayrılır: üyeler eşit düzeyde sayılır, biri ötekine bağlanır ya da bütün kendi dışındaki bir şeyi gösterir.
İlk iki aileyi karıştırmak ifadenin biçimini bozar; dışarıyı gösteren aileyi kaçırmak cümlenin neyden söz ettiğini değiştirir.
Birinci çatal kelimenin nereyi gösterdiğini sorar ve cevabı kelimede değil, cümlenin kelimeyle ne yaptığında bulunur.
İkinci çatal yalnız içeriyi gösteren kelimelerde sorulur ve topluluk ile tür arasında karar verir.
Bağın türünü ancak bağlam daraltır; bölümün ne anlattığı ve terimin ikinci geçişi iki ayrı daraltma aracıdır.
Bağlam belirlemez, azaltır; birden çok okuma ayakta kalırsa doğru iş seçmek değil, kalanları yazmaktır.
Türkçeye çevirirken bir bağ yazmak zorundasın ve o bağ senin seçimindir; not düşülmediğinde seçim kaynağın cümlesi gibi dolaşır.
Açılış sahnesi
Bir kişi bir pasajda uzunca bir harf dizisiyle karşılaşıyor ve önceki dersin yolunu adım adım izliyor.
Diziye bir sınır yerleştiriyor, aklına gelen bütün ayrımları alt alta yazıyor ve her birini sırayla sınıyor.
Bir ayrım bütün sınamalardan geçiyor; her iki parçanın da sözlükte bir karşılığı çıkıyor ve ileri yönde sayfadaki yazım aynen elde ediliyor.
Kişi bölmeyi defterine geçiriyor, iki kelimeyi cümlenin içine yerleştiriyor ve cümle bir türlü kurulmuyor.
Geri dönüp bakıyor; ikinci parçanın sonunda cümledeki işi bildiren bir ek duruyor, birinci parça ise sözlükteki çıplak hâliyle bekliyor.
Çıplak parçaya cümlede bir iş yükleyecek hiçbir şey yok.
Kişi ekin sınırda eriyip gittiğine karar veriyor ve boşluğa kendi seçtiği bir eki koyuyor.
Cümle bu kez kuruluyor ve düzgün okunuyor.
Merakla ikinci bir ek deniyor; cümle yine kuruluyor, ama bambaşka bir şey söylüyor.
İki okuma yan yana duruyor ve sayfada aralarında seçim yapacak tek bir işaret bile yok.
Yok, çünkü geri getirilecek bir ek hiç olmamış.
Sayfadaki iki parça yan yana duran iki kelime değil; birleşip tek bir kelime olmuşlar ve tek kelime tek ek alır, o da en sonda durur.
Önceki ders sınırda kaybolanın bir ses olduğunu söylemişti ve kaybolan sesin adayları sayılıydı; her aday sayfadaki yazıma sorulup sınanabiliyordu.
Burada kaybolan şey bir ses değil, iki kelimeyi birbirine bağlayan ilişki.
İlişki sayfaya hiç yazılmadığı için sayfaya sorularak sınanamaz; bu dersin bütün konusu o boşlukla ne yapılacağıdır.
Bu derste ne olacak
Ders beş bölüm; hepsi aynı soruyu ayrı yerlerden soruyor: iki kelime tek kelime olduğunda geriye ne kalmıyor?
İlk bölüm iki alışkanlığı bırakıyor; bileşik kelimenin uzun bir cümlenin kısaltması olduğu ve iki üyenin anlamını bilenin bütünün anlamını da bildiği sanılır.
İkinci bölüm birleşmede tam olarak neyin düştüğünü alıyor ve düşen şeyin üyeler değil, üyeleri birbirine bağlayan ek olduğunu gösteriyor.
Üçüncü bölüm ilişkileri üç aileye ayırıyor; ailelerden ikisi bütünü kendi üyelerinden birine bağlar, üçüncüsü kelimenin dışındaki bir şeyi gösterir ve asıl tehlike oradadır.
Dördüncü bölüm işi kuruyor: iki çatal, bir daraltma ve bir durma noktası.
Kapanış bölümü hesabı çıkarıyor; açılmış bir bileşikten elinde ne var, ne yok ve o çözümü yazıya geçirirken hangi cümleyi kurman gerekiyor?
Bu derste geçen durumların hiçbiri gerçek değildir; hepsi bir kavramı görünür kılmak için yazılmış kurgulardır.
Sıfır noktası
Başlarken bırakılması gereken iki alışkanlık var ve ikisi de zararsız görünüyor.
Birincisi, bileşik kelimeyi aynı şeyi uzun uzun söyleyen bir cümlenin kısaltması saymaktır; buna göre kelimeyi açtığında kısaltılmış olan geri gelir.
İkincisi, iki üyenin anlamını bilen kişinin bütünün anlamını da bildiğini varsaymaktır.
Birincisi elindeki çözümü metnin kendisi sanmana yol açar, ikincisi kelimenin hiç adlandırmadığı bir şeyi ona yüklemene.
Mekanizma — birleşince ne düşüyor
İkinci bölümde birleşmenin kendisine bakıyoruz ve olan biten tek cümleyle söylenebilir: üyeler kendi eklerini bırakır.
Önceki modülün son dersi kelimeyi ikiye bölmüştü; neyin söz konusu olduğunu gövde, o şeyin cümlede üstlendiği işi ise sondaki ek bildiriyordu.
İki kelime yan yana dururken her biri kendi ekini taşır ve iki ek birlikte, iki kelimenin birbiriyle ne ilişkisi olduğunu da söyler.
Birleşme olduğunda bu ekler düşer ve geriye çıplak gövdeler kalır; çekim yalnız son üyenin sonunda yapılır ve artık o üyenin değil, bütün kelimenin cümledeki işini bildirir.
Düşen ekler süs değildi. Üyeleri birbirine bağlayan bilgiyi taşıyan şey tam olarak onlardı.
Yani yüzey üyeleri korur ve bağı siler; elinde iki gövde ile bir ilişki boşluğu kalır.
Boşluğun kapanmamasının sebebi de aynı yerdedir: sondaki tek ek bütünün işini bildirdiği için, bileşiğin içinde hangi üyenin hangisine bağlandığı sorusunun sayfada yazılı hiçbir dayanağı kalmaz.
Bu, önceki dersteki kayıptan türü bakımından farklıdır. Orada eksilen şey bir sesti ve sesin adayları denenebiliyordu; burada eksilen şey bir ilişkidir ve ilişkinin izi yüzeyde hiç bulunmaz.
Üstelik önceki dersin konusu olan ses değişimleri bileşiğin içinde de işler; bu yüzden üyelerin değdiği yer bazen gözle bile ayırt edilmez.
Bir zorluk daha var ve o da sayıyla ilgili: bir bileşik iki üyeden kurulmuş olmak zorunda değildir, daha uzun diziler de tek kelime olabilir.
Uzun bir bileşikte hangi üyenin hangisiyle önce bağlandığı ayrı bir karardır ve o karar da yüzeyde yazılı değildir.
Bir de sözlük tarafı var. Bileşiklerin bir bölümü zamanla yerleşir ve sözlükte kendi kaydını alır; kalanı okuyucunun çözmesi için orada durur, üstelik ikisi sayfada tıpatıp aynı görünür.
Bu ayrımın Ayurveda okuyan biri için doğrudan karşılığı var. Birinci fakültenin ilk dersi bu akademinin adının iki kelimeden kurulduğunu göstermiş ve iki parçayı ayrı ayrı ele almıştı; aynı ders, iki karşılığın toplamının alanın adını neden tam vermediğini de anlatıyordu.
Mekanizma — üç aile ve dışarıyı gösteren aile
Kaybolan şey ilişkinin türü olduğuna göre, sorulacak ilk soru bu türlerin kaç başlıkta toplandığıdır.
Gelenek bileşikleri ailelere ayırır ve bu ders üç aileyi alıyor; kalanlar bu modülün dışında duruyor.
Bağlı üyeler ailesinin içinde bir alt bölüm daha vardır; orada iki üye aynı şeyi gösterir ve biri ötekini niteler, gelenek bu alt bölüme karmadhāraya adını verir.
Üç ailenin arasındaki fark bir sınıflandırma zevki değil, okumanın yönüdür.
İlk iki ailede adlandırılan şey kelimenin içinde durur; topluluk da, tür de üyelerden çıkar.
Üçüncü ailede adlandırılan şey kelimenin dışındadır ve kelime yalnız o şeyin bir özelliğini tarif eder.
Bu yüzden iki yanlış aynı ağırlıkta değildir. İlk iki aileyi karıştırmak ifadenin biçimini bozar; üçüncü aileyi kaçırmak cümlenin neyden söz ettiğini değiştirir.
Terminoloji tarafında bedeli tek cümleyle söylenir: bir özelliği bir şeyin adı sanmak, olmayan bir kavram üretmektir.
Usta katmanı — iki çatal, bir daraltma, bir durma
Dördüncü bölümde iş kuruluyor ve yapılacak şey bir eleme değil, bir daraltma zinciri.
Sıfırıncı adım elindekinin tek kelime mi iki kelime mi olduğuna karar vermektir; açılış sahnesindeki kişinin atladığı adım budur.
En güvenilir belirti çıplak gövdedir: bir parça sözlükteki hâliyle duruyor ve cümlede kendisine bir iş bulunamıyorsa, o parça ayrı bir kelime değil bir üyedir.
Buna bütünün sonundaki tek ek eşlik eder; dizinin tamamı için tek bir çekim varsa dizi tek kelimedir.
Birinci çatal bütünün nereyi gösterdiğini sorar: kelime kendi içinden bir şeyi mi adlandırıyor, yoksa dışarıdaki bir şeyi mi?
Buna kelimenin kendisine bakarak değil, cümlenin kelimeyle ne yaptığına bakarak karar verirsin. Kelime cümlede kendi başına bir şey olarak duruyorsa içeriyi gösterir; başka bir kelimeye bağlanıp onu niteliyorsa dışarıyı gösterir.
Bu çatal üç aileyi ikiye böler: dışarıyı gösteren aile bir yana, ötekiler bir yana; tek başına en pahalı yanlışı önleyen adım budur.
İkinci çatal yalnız içeriyi gösteren kelimelerde sorulur: bütün, iki üyeyi birlikte mi sayıyor, yoksa son üyenin bir türünü mü adlandırıyor?
Topluluk cevabı seni eşit üyeler ailesine, tür cevabı bağlı üyeler ailesine götürür ve bu çatal aile sayısını ikiden bire indirir.
Daraltma ancak bundan sonra başlar ve yalnız bağlı üyeler ailesinde anlamlıdır. Orada üyelerden biri ötekine bağlıdır, ama hangi bağla bağlandığını yüzey söylemez.
Daraltmanın tek aracı bağlamdır ve bağlam iki yerden gelir.
Birincisi terimin metnin hangi bölümünde durduğu ve o bölümün ne anlattığıdır; bir bölüm bir hazırlığı anlatıyorsa, terimi o hazırlıkla ilgili okuyan öneri bölümle uyuşur ve uyuşmayan öneriler geride kalır.
İkincisi aynı terimin metnin başka yerlerinde nasıl kullanıldığıdır; iki ayrı geçişe birden oturan okuma, tek geçişe oturan okumadan daha güçlüdür.
Bağlamın ne yaptığını doğru söylemek gerekir: bağlam ilişki türünü belirlemez, aday sayısını azaltır.
Durma noktası da buradadır. Daraltmadan sonra tek bir okuma kalmışsa bileşik çözülmüştür; birden çok okuma kalmışsa bu bir başarısızlık sayılmaz, çünkü metin orayı gerçekten açık bırakmıştır.
Sıranın kendisi de keyfi değildir. İkinci çatalın sorusu, birinci çatal dışarıyı gösterdiğinde anlamsızdır, çünkü orada adlandırılan şey üyelerden hiçbiri değildir; daraltma da eşit üyeler ailesinde sorulacak bir soru bulamaz.
Üç adımın hiçbiri ötekinin işini yapmaz. Birincisi bütünün nereye baktığına karar verir, ikincisi üyeler arasındaki düzeyi belirler, üçüncüsü bağın türünü azaltır.
Yönü de aynıdır ve bu önemlidir: her adım aday kümesini küçültür, hiçbir adım kümeye yeni bir okuma eklemez.
Kapanış katmanı — açılmış bir bileşiğin hesabı
Bu bölüm bir kazancı bir kısıtla yan yana koyuyor.
Açılmış bir bileşik sana iki şey verir: gerekçesi yazılabilen bir açımlama ve aramada iki ayrı yol, çünkü artık hem bütünü hem üyeleri arayabilirsin.
Vermedikleri ise daha uzun bir liste tutar. Tek bir okuma ayakta kaldı diye o okumanın metni yazanın kastettiği okuma olduğu kanıtlanmaz; kanıtlanan tek şey ötekilerin daraltmayı geçemediğidir.
Cümlede söylenenin doğru olup olmadığı ise bambaşka bir sorudur ve bu işin içinde hiç sorulmaz.
Bir de Türkçeye özgü bir sorumluluk var ve gözden kaçması kolay.
Türkçe bir bileşiği çevirirken bağı yazmadan cümle kuramazsın; bir ek ya da bir edat seçmek zorundasın ve seçtiğin şey kaynağın yazmadığı bir ilişkidir.
Bu yüzden çeviriye düşülecek not bir incelik değil, doğruluk şartıdır: yazdığın bağın senin daraltmanla seçildiğini söylemen gerekir.
Bu bölümün kazandırdığı şey okumaktır; metinde geçen bir hazırlığı denemek bu dersin verdiği bir yetki değildir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBileşik kelimenin uzun bir cümlenin kısaltması olduğu sanılır.
Kısaltma açıldığında kısaltılan şey geri gelir, oysa bileşikte düşen ek geri gelmez; açan kişi düşen ekin yerine kendi seçtiğini koyar ve ortaya çıkan cümle metnin değil çözümü yapanın cümlesidir.
Yaygın yanlışİki üyenin anlamını bilenin bütünün anlamını da bildiği düşünülür.
Bileşiklerin bir ailesi kendi üyelerinden hiçbirini adlandırmaz ve dışarıdaki bir şeyi gösterir; orada iki karşılığı toplamak metinde geçmeyen bir varlık üretir ve üretilen varlık sonraki cümlelere de taşınır.
Yaygın yanlışBileşiğin içindeki üyelerin kendi eklerini taşıdığı varsayılır.
Üyeler eklerini bırakmıştır ve sondaki tek ek son üyenin değil bütün kelimenin cümledeki işini bildirir; çıplak duran üyeyi eksik sayıp ona bir ek uyduran okur, metinde bulunmayan bir ilişkiyi metne yazar.
Yaygın yanlışBir bileşiğin her zaman iki üyeden kurulduğu sanılır.
Üye sayısı ikiden fazla olabilir ve uzun bir bileşikte hangi üyenin hangisiyle önce bağlandığı ayrıca karar ister; her kelimeyi ikiye bölen bir yöntem bazı kelimelerde bölmeyi bir üyenin ortasından geçirir.
Yaygın yanlışBağlamın ilişki türünü belirlediği düşünülür.
Bağlam aday sayısını azaltır ve bazı okumaları geride bırakır, ama bir bağı yazılı hâle getirmez; daraltmadan sonra birden çok okuma kalabilir ve o noktada doğru iş seçmek değil kaydetmektir.
Aklında kalsın
İki kelime birleşip tek kelime olduğunda üyeler kendi eklerini bırakır ve çekim yalnız bütünün sonunda yapılır.
Düşen ekler üyeleri birbirine bağlayan ilişkiyi taşıyordu; yüzey üyeleri korur ve bağı siler.
Önceki dersteki kayıp sesteydi ve sesin adayları sayfaya sorulabiliyordu; buradaki kayıp ilişkidedir ve ilişkinin yüzeyde hiç izi yoktur.
Sayfada tek bir çekim varsa ve bir parça çıplak gövde hâlinde duruyorsa karşındaki dizi iki ayrı kelime değildir, tek kelimedir.
Bu dersin aldığı üç aile şöyle ayrılır: üyeler eşit düzeyde sayılır, biri ötekine bağlanır ya da bütün kendi dışındaki bir şeyi gösterir.
İlk iki aileyi karıştırmak ifadenin biçimini bozar; dışarıyı gösteren aileyi kaçırmak cümlenin neyden söz ettiğini değiştirir.
Birinci çatal kelimenin nereyi gösterdiğini sorar ve cevabı kelimede değil, cümlenin kelimeyle ne yaptığında bulunur.
İkinci çatal yalnız içeriyi gösteren kelimelerde sorulur ve topluluk ile tür arasında karar verir.
Bağın türünü ancak bağlam daraltır; bölümün ne anlattığı ve terimin ikinci geçişi iki ayrı daraltma aracıdır.
Bağlam belirlemez, azaltır; birden çok okuma ayakta kalırsa doğru iş seçmek değil, kalanları yazmaktır.
Türkçeye çevirirken bir bağ yazmak zorundasın ve o bağ senin seçimindir; not düşülmediğinde seçim kaynağın cümlesi gibi dolaşır.
Sonraki derse köprü
Bu ders bir bileşiği üyelerine ayırmayı ve üyeler arasındaki ilişkiyi daraltmayı öğretti.
Ayırırken bir şeyi de baştan varsaydı: her üyenin sözlükte kendi kaydıyla durduğunu ve bulunduğunda işin biteceğini.
Bu her zaman böyle olmuyor. Bir üyeyi ayırıp sözlüğe götürdüğünde bazen hiçbir kayıt açılmıyor ve elinde tanıdığın hiçbir gövdeye benzemeyen bir parça kalıyor.
Kök ve ek farkındalığı başlıklı sıradaki ders bu duruma bakıyor: bir kelimenin anlamı sözlükteki kaydından mı geliyor, yoksa içindeki daha küçük bir parçadan mı?
Orada bölme bir kez daha yapılıyor, ama bu kez gövde ile çekim eki arasından değil, kelimenin içindeki kök ile ona yüklenen ekler arasından geçiyor.
Açılan soru şu: elindeki parça sözlükte bulunmuyorsa, anlamı nereden okuyacaksın?